Bu haber kez okundu.

PISA'nın Ev Ödevlerini Uygulamak Zorundayız!'
 Oğuzkaan Koleji Yönetim Kurulu Üyesi ve Eğitim Uzmanı Hatice Yılmaz, 30 yıllık eğitim  birikimiyle çıtayı yükseltmek için var gücüyle titizlikle çalışmaya devam ediyor. 25 yıl Final Dersaneleri'nin yöneticiliğini yapan Yılmaz, dersanelerinin kapatılması ile birlikte sahibi oldukları Oğuzkaan Kolejlerinin eğitim ve öğretim planlamasını yönetmeye başladı.



Röportaj; Billur Ocak
              Arzu Kalaylı
  
      

Sınav başarıları üzerine çok sayıda kitabı var. İlkokul ve Ortaokul  öğrencilerine sınava hazırlanma, sınav teknikleri ve sınav stresiyle baş etme yöntemleriyle ilgili seminerler veriyor.

Hatice Yılmaz'ı son dönem çalışmalarını değerlendirmek, sınav sistemine yönelik tespitleri ve  yaklaşan YGS hakkında önemli tüyolar almak üzere Oğuzkaan Koleji Bakırköy şubesinde ziyaret ettik.

- Dershanelerin kapanma sürecinden sonra hedeflerinizi nasıl belirlediniz? 
Oğuzkaan Koleji'nde dershane tecülerinizin ne tür katkıları oldu?


6 DERSHANE 6 STEND 

1988 yılında dershanemiz, 1992 yılında eşim ve benim de ortak olduğum Oğuzkaan Koleji kuruldu. Dershanelerin kapatılması kararına kadar ben dershanelerimizin yönetimiyle ilgilendim. Dershanelerin kanun kuvvetiyle kapatılmasından sonra Oğuzkaan Kolejinde çalışmaya başladım. Sınav hazırlıkları ile ilgili bilgi birikimimi okula taşıyarak TEOG, YGS ve LYS hazırlık programları oluşturduk. Dershane tecrübelerimin okulumuzda sınavlara hazırlık programını oluşturabilmemizde olumlu katkıları oldu. Sınavlara hazırlık programlı sistemi hızla oturttuk. Elbette dershanelerin kapatılması sırasında yaşadığım üzüntü ve stres sağlığımı olumsuz etkiledi. Dersanelerin kapatılmasından sonra kalp rahatsızlığı geçirdim ve kalbime 6 stend takıldı. Doktorum bana bu durumun en büyük sebebinin ‘stres’ olduğunu söyledi. 

Dershanelerinizi okula dönüştürmeyi neden düşünmediniz?


‘DERSHANELERDEN OKUL OLMAZDI!’

Dershanelerimin kanun kuvvetiyle kapatılmasıyla, çalışma arkadaşlarımdan ayrılmak zorunda kalmak beni çok üzmüştü. 26 yıllık çalışma hayatımız boyunca sıkı dostluklarımız oluşmuştu. Hepimiz ekip çalışmasının bir parçasıydık. Yaşamım boyunca da ekip çalışmasına önem verdim, bu mantıkla çalıştım. Benim görüşüme göre dershanelerin okula dönüşebilmesi mümkün değildi. Çünkü dershaneler ve okullar iki ayrı amaç için çalışırlar. Öğrenci dershaneye haftada iki üç gün eksiklerini tamamlamak için gelir okul ise akademik donanımların yanı sıra öğrenciye sosyal, sanatsal, kültürel donanımlar da kazandırır. Dershanelerde ne spor salonunuz var, ne kütüphaneniz var, ne doğru düzgün bir yemekhaneniz…
Bu nedenle ben dönüşmeyi hiç düşünmedim, kapatmayı uygun gördüm.

Yakın gelecekte kaç okul daha açmayı planlıyorsunuz? Büyüme hedefiniz nedir?


‘KONTROLLÜ BÜYÜMEK İSTİYORUZ’

Şu anda Bahçelievler ve Halkalı’da açılmakta olan iki yeni okulumuzla birlikte toplam yedi okula ulaştık. Önümüzdeki yıllarda farklı bölgelerde yer arayışlarımız var. Her bölgeden okulumuza karşı yoğun ilgi var. Yakın gelecekte üç okul daha açmayı planlıyoruz. 

Bu şekilde merkezi bir yapının içinde hangi çalışmaları yürütüyorsunuz, sistem nasıl işliyor?


‘TÜM ŞUBELERİMİZ ORGANİZE ÇALIŞIYOR’

Benim görevim eğitim öğretimi organize etmek ve bütün okullarda programın eşgüdümlü çalışmasını sağlamak. Her okulu dolaşıyorum. Eğitim uygulamalarının nasıl yürütüldüğünü kontrol ediyorum. Rehberlik hizmetlerini denetliyorum. Okullarda eğitimin en büyük destekleyicisi rehberlik birimleridir. Eğitim ve öğretim ile ilgili kararları okul müdürlerimiz ve bölüm başkanlarımızla birlikte alıyoruz. Aldığımız kararları organize olarak uyguluyoruz. Müdürlerimizle de bu şekilde organize çalışıyoruz. Sınav yapıyorsak aynı anda tüm okullarımız da yapıyor; bir gezi gerçekleştireceksek yine aynı şekilde tüm şubelerimizle birlikte hareket ediyoruz. Her şeyin yönergesi var. Tüm şubelerimizde bu yönergelere uyuluyor.


Eğitim öğretim kalitenizi bütün okullarımızda nasıl aynı seviyeye getirebiliyorsunuz?

Denetim şart. Onun için ölçme değerlendirme sistemimiz var. Öğrencilerimize sınav yaptığımızda öğretmene de veliye de okula da karne gidiyor. Öyle bir performans değerlendirme sistemi kurduk ki öğrenci velisini çağırıp öğrencinin eksiklerini, nasıl desteklenmesi gerektiğini tek tek anlatıyoruz. Veli internet üzerinden çocuğunun hangi dersin hangi konusunda hangi eksiklikleri var görebiliyor. Zaten velilere çocuklarının genel, akademik gelişim raporlarını sunmak zorundasınız.

‘SINAV SONUÇLARI, ÖĞRENCİ BAZINDA DEĞERLENDİRİLEMEZ!’

Benim eğitimde en çok üzüldüğüm noktalardan biri de tüm sınav uygulamalarında sadece öğrenci değerlendirmeleridir. Ama eğitimin hem okul hem öğretmen hem de aile temelleri var. Bu sistemin içinde en suçsuz günahsız olan çocuktur. Eğer bir değerlendirme yapacaksak önce bunlar sonra çocuk değerlendirilmeli. Çocuk ne kadar doğru yönlendirilirse başarısı o oranda yükselir.

Dünyadaki gelişmeleri de yakından izliyorsunuz. Bu konuda daha çok hangi yayınları takip ediyorsunuz?

Milli Eğitim Bakanlığının Dış İşleri Komisyonu tarafından hazırlanan yayınlar var, onları takip ediyorum. Dünya Bankası’nın verileri var onlara bakıyorum, OECD yayınlarının verilerini takip ediyorum.

MC KİNSEY RAPORLARI ÇOK ÇARPICI!

Beni en çok etkileyenlerden biri, 2007-2012’de PISA sonrası yayınlanan Mc Kinsey raporları oldu. İlk raporda başarılı okul sistemleri üzerine her pencereden bakılarak bir araştırma yapılıyor ve sonucunda en önemli faktörün, öğretmenin kalitesi olduğu ortaya çıkıyor.  Orada eğitimi etkileyen en büyük faktörün öğretmenin kalitesi olduğu ortaya çıkıyor. Raporun özeti şöyle: Eğitim sisteminin kalitesi öğretmenin kalitesinin önüne geçmez. Eğer bir okulun eğitim kalitesini yükseltecekseniz, öğretmenin öğretme becerisini geliştireceksiniz. Bireyin öğrenme becerisi yükselmeden, toplumun öğrenme becerisini de geliştiremezsiniz.

‘ÖĞRETMENLİK MESLEĞİ ÜZERİNDE DAHA ÇOK DURULSUN’

Türkiye’de ben istiyorum ki öğretmenlik mesleğinin üzerinde daha çok durulsun; öğretmenler hizmet içi eğitimlerle daha çok desteklensin. Çünkü geleceğimizin garantisi çocuklarımız. Eğer dünyadaki akranlarından geri kalırlarsa ekonomimizin iyi olarak kalması mümkün olmayacaktır. Eğitim olmazsa ekonomik gelişim olmaz. 

Beni etkileyen ikinci raporda şu vardı:  
Eğitim sistemlerinin kötüden ortaya, ortadan iyiye, iyiden mükemmele ulaşma yollarında atılması gereken adımlarını veriyor. Orada mesela okullara iyi öğreticilerin yönlendirici olarak gönderilmesi, daha çok veriye dayalı iyileştirme raporlarının hazırlanması vardı. Tüm bunları inceleyerek, iyi modelleri alıp kendi sistemimize uyarlamaya çalışıyoruz. Zaten okullarımızın eğitim kalitesi ve öğrenci başarısı yüksek. Bunları birleşince de daha güzel sonuçlar alıyoruz.

Sizce PISA raporları gerçeği bire bir yansıtıyor mu?

Birebir gerçeği yansıttığını düşünüyorum. Daha önce bu konuda bir araştırma yapmıştım. Sonuçlar yayınlanırken OKS sonuçlarını bölgelere göre ayırıp PISA’nın sonuçlarıyla karşılaştırdığımda bire bir örtüştüğünü gördüm. PISA sorularının farklı pencereden bakıldığı söyleniyor ama sorularımız da giderek PISA sorularına benzemeye başladı. Algılama, yorum, çıkarım yapabilme üzerine sorular kurgulanmaya başladı. Okuduklarından çıkarım yapamayan çocuk başarılı olamaz. Çıkarım yapamayan, üretken olmayan çocuğun da üniversiteyi bitirmesi bize hiçbir şey kazandırmaz. 

‘PISA’NIN EV ÖDEVLERİNİ UYGULAMAK ZORUNDAYIZ’

Üretken bir nesil yetiştirmek istiyorsak PISA’nın bize verdiği ev ödevlerini uygulamak zorundayız. Sınav sonuçlarımıza neden bu pencereden bakıp çözüm geliştirmiyor, neden oradan ödevlerimizi yapmıyoruz? Sonuçlar bu kadar önemli değilse neden sınavlara giriyoruz? Eğer Türkiye’de eğitim adına adım atacaksak, TEOG sınav sonuçlarını doğru değerlendirmek zorundayız. TEOG un Türkçe ortalaması 20 soruda 10 doğru. Okulunuzun 20 soruda ortalaması 12 doğru ise almanız gereken önlemler de şunlardır, diyerek bir rapor verilmesi lazım. O zaman okul çalışanları oturur, aldığımız sonuçları nasıl daha iyiye götürürüz araştırmasına gireriz. 

‘HER ALANDA GELECEĞİN YÖNETİCİLERİNİ YETİŞTİRMEK İSTİYORUM’

Tek hedefim çocuklarımızın dünyadaki akranları ile yarışabilmeleri için aldıkları eğitimin kalitesinin de en az onlarınki gibi olmasıdır. Yeterli eğitim alamamış çocuklarımız dünyadaki akranları ile yarışamaz, yöneten değil yönetilen olurlar. 


Bir de üniversite sınav modeli olarak TOEFL sistemi benzeri bir uygulamadan söz edilmişti. Bu model daha sağlıklı bir uygulama olur mu?


ÜNİVERSİTEYE GİRİŞTE EN BAŞARILI SINAV MODELLERİNDEN BİRİ ‘SAT’

TOEFL değil de SAT sınavlarının uygulama modelini inceledim, çok beğendim. Türkiye’de SAT sınav merkezi olmaya hak kazanmış az sayıda merkez bulunuyor.  Oğuzkaan Koleji de bu merkezlerden biri olmayı başarmış bir eğitim kurumu özelliği taşıyor.  SAT’a öğrenciler 10. sınıftan itibaren başvurabiliyorlar. Başvurular internet üzerinden yapılıyor ve başvuruda kişinin kendisini değerlenmesine yönelik sorular soruluyor. Bu sınava niçin giriyorsun? Öğretmen olmak istiyorum diyorsun. Neden, diye soruyor; bu mesleği çok sevdiğini, söylüyorsun. Ne öğretmeni olmak istiyorsun, diyor ve yine ‘Neden’ diye soruyor, sonrasında ‘Hangi sivil toplum örgütüne üyesin, sosyal sorumluluk projelerin neler, hangi spor dalıyla ilgileniyorsun, hangi sanat alanıyla ilgileniyorsun?’ diyerek sana seni sorgulatıyor. Aşama aşama SAT- 1 SAT-2 var. SAT-1 İngilizce Matematik ve Fen Bilimleri sınavını içeriyor. 200-800 arası bir puanlama yapılıyor. Bazı okullar bu sınavla alıyor. Bazı okullar da SAT-2 ile öğrenci alıyor. Örneğin mühendislik istiyorsan Fizik -1 Fizik-2 sorularını cevaplaman gerekiyor SAT-2’den de  200-800 arası bir puan alıyorsun. Sonra üniversitelere kabul gönderiyorsun. Örneğin SAT-1’ ve SAT-2 den 800’ün üzerinde bir puan aldın. Başvurunu gönderiyorsun. Kabulde de başvuruda sunduğun tüm donanımlarının belgesini istiyor ve o şekilde kabul görüyorsun. Bunun öğrenci üzerindeki etkisini araştırdık ve sağlıklı bir model olduğunu gördük. Keşke ülkemizde de üniversiteye girişte SAT benzeri sınav modeli uygulansa. Türkiye’de çok az öğrencinin girme şansının olduğu, çok yüksek puanlı üniversitelerimiz var. Onların SAT ile aldığını düşünsenize… Mükemmel olurdu.

Böyle bir üniversite sınav modeli gelirse TEOG’un da değişmesi gerekmez mi?

TEOG modelinin değişmesi şart değil. Çocuk bu sınav sonucuyla görülüyor zaten. Ufak tefek eksiklikleri, hataları olsa da sağlıklı buluyorum. Bir ölçme sistemi yapmak zorundayız. Başka türlü nasıl seçeceğiz?

TEOG’da sizce yanlış olan ne?

Ben olsaydım Yabancı Dil ve Din Kültürü sorusu sormazdım. Çünkü yabancı dilde özel okul çocukları devlet okulları çocuklarına göre daha başarılı. Seçmeli bir ders ve her dine mensup çocuklarımız var. Din Kültürü olup da bütün dinlerin kültürünü veren bir içerik olsa tamam ama sadece İslamiyet ile ilgili sorular sorulduğu için adaletli bulmuyorum. Azınlık okullarında okuyan çocuklarımız var. Onların günahı ne? Bütün dinleri kapsayan bir içerik olsa çocuk için daha da iyi. Çünkü çocuklar dinler arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları da görmüş olurdu.

YGS neyi ölçüyor, sonuçları ne anlama geliyor? Öğrencilere YGS öncesi önerileriniz nelerdir?

YGS öğrencilerin temel akademik bilgilerini; algılama ve yorumlama becerilerini ölçüyor. 

YGS İÇİN ÇOK ÖNEMLİ İPUÇLARI!

-    Çalışma programı hazırlasınlar
Çocukların kalan süreyi doğru değerlendirmek için hangi dersten eksikleri olduğunu belirleyip konuya göre bir program yapmaları gerekir. Yaptıkları programdan da hiç sapmamaları, başarı yolunda bilinçli ilerlemelerini sağlar. Programı yaparken konuları günlere böldükleri takdirde hangi gün ne çalıştıklarını bilirler ve yetiştirme telaşı yaşamazlar. Tekrar yaparken konu başlıklarına göz atıp hangi konuya takılıyorsa o konuyu okuyup konuyla ilgili bolca soru çözmeliler. Okuyacak ve takıldığı yere tekrar bakacaklar. 

-    Sayısal dersler için işlem yapma becerisi geliştirsinler
Sayısal derslerde işlem yapmadan soru çözme alışkanlığı kazanamaz. İşlem yapma alışkanlığı kazanmak için soru çözmeleri şart. 

-    Türkçe soruları için sözlük okusunlar

Türkçe dersinde de uzun paragraflar var. Okuma yapmanın amacı aslında sözcük tanımaktır. Çok hızlı okuma yaparsınız ama sözcüğü tanımazsanız bir anlamı kalmaz. Bu sebeple çocuklara tavsiyem sözlük okusunlar. Çok daha kolay. İlk defa karşılaştıkları sözcükleri boyasınlar. Zaman zaman boyalı kısımlara bakarlar ve böylece çok fazla sözcük tanımış olurlar. Eğer bir çocuğun sözcük hazinesi genişse bütün derslerden başarılı olur.

-    Süre tutsunlar
Evde test yaparken kendilerine sınav uygulaması yapsınlar. 160 soruya 160 dakikada cevap verme becerilerini geliştirmek için her gün bunu tekrarlasınlar. Süre tutarak yaparlarsa alışkanlıkları oturur.

Oğuzkaan Koleji Bursluluk Sınavları 12-13 Mart'ta

12-13 Mart’ta bursluluk sınavlarımız var. Sınava girmek isteyenler www.oguzkaankoleji.com sitesi üzerinden de başvuru yapabilir. Bunun adı kabul sınavı olarak geçiyor artık. Bütün özel okulların bu tür kabul sınavları yapması çok önemli. Çünkü ne kadar çok öğrenci özel okula alınırsa devlet okulundaki öğrenci sayısı azalacak. Özel okulların eğitim imkanları daha fazla. Maddi durumu yeterli olmayan çocukların özel okullarda okuması ülkenin avantajıdır.

Kaynak: www.egitimajansi.com
BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber