Bu haber kez okundu.

Okuryazarlık: Çok yönlü bir beceri

Prof. Dr. Aydın Yücesan DURGUNOĞLU - Minnesota-Duluth Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi

Bir gün boyunca neler yaptığınızı düşünün. Evde, işte, sokakta neleri okuyup anladınız? Bir tabela, belge, sosyal medya mesajı, işteki bir makinanın el kitabı, fiyat etiketi, eposta, gazete haberi vb.


Neleri duyup anladınız? Telefon mesajı, bir şarkının sözü, arkadaş sohbeti, TV’de bir konuşmacı... Neleri söyleyerek veya yazarak kendinizi ifade ettiniz? İşyerinde bir bütçe raporu, twitter mesajı, dilekçe, birisine rica mı? Bu örneklerden yola çıkarak birkaç noktayı vurgulayabiliriz:


Ders başarısındaki rolü büyük

Okuryazarlık okul başarısını etkileyen en temel bilişsel becerilerden biri.  Bu becerisi olan öğrenciler derslerinde daha başarılı oluyorlar. (Bu derslere matematik ve fen de dahil. Okuma gerektirdiğini pek düşünmediğimiz derslerde bile okuryazarlık becerilerinin rolü büyük. Matematik ve fen derslerine okuryazarlığın katkısını başka bir zaman inceleyebiliriz.)  Okuryazarlık en temel akademik beceri olduğu için birinci ve ikinci sınıflarda bu yeteneği geliştirmek, yerleştirmek ana hedefimiz olmalı. Burada hem ailelere, hem de öğretmenlere çok iş düşüyor. Çocuklar daha okula başlamadan evde edindikleri bilgiler, beceriler okulda fark yaratıyor. O yüzden ekonomik imkanları ne olursa olsun her ailenin eğitilmesi ve okul öncesinde çocuklarının gelişimini desteklemeleri önemli.  

Bu konuda AÇEV gibi kuruluşlar yıllardır emek veriyor.  (Bakınız: 7 Çok Geç kampanyası,  www.acev.org)  Sosyoekonomik düzeyin eğitim başarısını yakından etkilemesi evdeki ortam ve imkanlarla bağlantılı, ama ailelerin eğitilmesiyle gelir grupları arasındaki farklar azaltılabiliyor. Burada istenen ailelerin okul öncesi çocukları oturtup onlarla ders yapmaları değil. Ailelerin dersle değil çocuklarıyla yakın ve sıcak bir ilişki kurararak yapabilecekleri çok şey var. Çocuklarıyla konuşmaları, onlarla oyun oynamaları, soru sormaya teşvik etmeleri yararlı oluyor.  Peki çocuklar televizyonda eğitici programlar seyrederse, yahut da bilgisayar ve telefonda eğitici oyunlar oynarsa daha iyi değil mi?  Hayır değil! Araştırmalar gösteriyor ki, çocuk gelişiminde yüz yüze sıcak bir iletişim kurmanın, karşılıklı konuşmanın faydası bambaşka. Okullara gelince, sözlü dilin aksine okuryazarlık doğal olarak gelişmiyor, o eğitim yardımıyla edinilen bir beceri. O yüzden öğretmenlerin okuryazarlığın süreçlerini ve okuryazarlık eğitiminin bilimsel temellerini iyi bilmeleri gerekiyor. 


Daha iyi iş ve gelir imkanı sağlıyor

Okuryazarlık tüm yaşamımızı etkileyen en temel bilişsel becerilerden biri. Farkında olmasak bile evde, sokakta, işyerinde her dakika kullanıyoruz. Okuryazarlık ve eğitim düzeyinin yüksek olması beraberinde birçok olumlu etkiyi de getiriyor. Okuryazarlık ve eğitim düzeyi yükseldikçe daha iyi iş ve gelir imkanları oluyor. Bunun dışında okuryazarlık düzeyi kişilerin toplumda daha etkin rol almasına ve demokrasinin yerleşmesine de katkıda bulunuyor. Daha da önemlisi, okuryazarlığın etkileri bir nesilde kalmıyor, nesilden nesile de geçiyor. Ailelerin, özellikle de annelerin eğitimi ileride çocuklarının da okuryazarlık düzeyini belirliyor. Buna bağlı olarak fakirliğin nesilden nesile geçmesi de sözkonusu oluyor. Okuryazarlık düzeylerinin toplumların ekonomik ve sosyal gelişmeleriyle olan bağlantıları epey incelenen ve tartışılmasi gereken bir konu. 


Ülkemizde yanlış tanımlanıyor

Okuryazarlık çok yönlü bir süreç ve üst düzey zihinsel becerileri gerektiriyor. Burada karşımıza çıkan sorun okuryazarlığın toplumumuzda çok dar bir şekilde tanımlanması.  Ülkemizde “okuryazarlık” deyince sadece bir yazıyı çözebilmek kastedilir.  Hatta “okumayı söktü” deyimiyle birinci sınıfta bu işlemin ögrenilip,  işin bitirildiği varsayılır.  Oysa ki, hele günümüzde, okuryazarlık cok daha yoğun üstdüzey becerileri gerektiriyor.  Okuryazarlığın temelinde anlama ve kendini ifade edebilme yatıyor.  Üstelik artık sadece kağıt kalem kullanarak değil, elektronik ortamlarda ve değişik görsellerle de kendimizi ifade edebiliyoruz ve başkalarının ürettiklerini anlayabiliyoruz.  Okuryazarlığın iki ana sürecini şöyle özetleyebiliriz:


- Kelime çözme, yazma:  Bu süreç önce sözlü dildeki küçük parçaların farkına varmayı gerektiriyor. Örneğin duyulan bir kelimedeki heceler (ke-di)  ve o heceleri oluşturan sesler  (kkkk sesi  eeee sesi). Ardından da bu seleri yazılı sembollerle bağdaştırmak gerekiyor.  Her toplumun kullandığı değişik sembol sistemleri (Çin sistemi, Kore sistemi gibi) ve alfabeler (Latin, Arap, Rus, Yunan alfabeleri gibi) var.  Okumayı ögrenirken kişiler kendi toplumlarının kullandığı sembol sistemini  öğrenip, o sembolleri seslerle bağdaştırınca yazılanı çözebiliyorlar. Türkçe’de ‘k’ ve ‘e’ harflerinin sözlü dildeki ‘ke’ hecesini  yansıttığını anlıyorlar.  Bunu çabuk ve akıcı bir şekilde yapabilmek için harf/hece ile ses bağlantılarını düşünmeden, otomatik bir şekilde tanıyabilmek gerekiyor. (Ayrıca incelemeye değer bir konu ama kısaca bahsedeyim:  Ülkemizde son zamanlarda Arap harfleri mi, Latin harfleri mi kullanılsa diye bir tartışma başladı. Harf devriminin bilinçli seçimleri ve Türkçe’nin dil yapısı gözönüne alındığında bu tartişmayı bilimsel olarak çok net bir şekilde cevaplamak mümkün.  Bugün kullandığımız alfabemiz okuryazarlığı son derece kolaylaştırıyor ve sözlü dilin yapısına Arap alfabesinden çok daha uygun. Burada başka bir konu da okuma güçlüğü.  Toplumdaki genel algının aksine, okuma güçlüğünün ana nedenleri görsel değil, sese dayalı.  Ayrıca okuma güçlüğü sosyoekonomik düzey ve okul öncesi temelleri ile de bağlantılı.

Dili anlama:  Sembolleri istediğimiz kadar çözelim, eğer okuduğumuzun anlamınını bilmiyorsak okumuş olmayız.  Şu kelimeyi okuyun: aurinko.  Harf-ses bağlantılarını kullanarak bu kelimeyi okuyabiliriz ama dili anlamadıktan sonra sembolleri çözmek işe yaramaz (“aurinko” Fince’de “güneş” demek)   Okuryazarlığın çok önemli bir süreci de sözlü dili anlamaktır. Sözlü dili anlamak derken çok çeşitli bilgileri kapsıyoruz:  Kelime dağarcığı,  dilin eklerinin anlamları, konular hakkında genel bilgi  gibi. Bir örnekle anlatırsak, “diş” kelimesi marangozluk ile ilgili bir parçada farklı, ağız sağlığı ile ilgili bir parçada ise daha farklı olarak yorumlanır. Kelimelerin değişik anlamlarını bilmek, konu hakkında genel fikir sahibi olup okunanı bildikleriyle bağdaştırmak, okunan hakkında düşünmek, eleştirmek de okuryazarlığın süreçlerindendir.

Yukarıdaki birinci maddeye dönersek, ailelerin çocuklarla konuşması, sorularını cevaplaması, çocuklarını düşündüklerini anlatmaya teşvik etmeleri hep okuryazarlığın bu altyapısını oluşturmaya yardımcı oluyor.  Kısacası, bütün bu etkinlikler, (a)  dinleme anlama, (b)  okuma anlama  (c) kendini söz veya yazı ile ifade etme hep okuryazarlık işlemlerinin parçalarıdır. 


Sürekli ilerleyen bir hedeftir

Okuryazarlık her zaman geliştirilmesi gereken bir beceridir. Bu yüzden de yaşam boyu öğrenme ve kendini geliştirmeyi gerektiriyor.  Özellikle de teknolojideki hızlı değişmeler nedeniyle, henüz adını koyamadığımız yeni meslekler oluşuyor ve o mesleklere hazırlanmamız gerekiyor. Bu yüzden yeniliklere açık, ezberden gitmek yerine yaratıcı bir şekilde problem çözebilen, yeni beceriler edinebilen, okuryazarlık altyapısı kuvvetli bir işgücü gerekiyor. Şu anda ilkokul beşinci sınıfı bitirmiş biri en temel düzeyde okuryazar olsa bile yeni bilgi ekonomilerinin gerektirdiği işleri yapabilmek için daha ileri okuryazarlık ve bilgiye erişim becerileri gerekiyor.  Bir işte çalışıyor olsa bile ilerlemek için yeni beceriler öğrenmek isteyen kişilere nasıl yardımcı olabilir, onların kendilerini geliştirmeleri için fırsatlar yaratabiliriz?  Ayrıca ülkemizde çok fazla bahsedilmeyen ama ciddi bir şekilde üzerine eğilmemiz gereken bir genç grubu var. OECD ististiklerine göre Ne İşte Ne Eğitimde (NİNE) olan genç nüfusta maalesef birinciyiz.  Milyonlarca genç şu anda eğitim sisteminin dışında ve onların iyi bir meslek edinmeleri için gerekli altyapıyı hazırlayacak bir sistem bulunmuyor. Ayrıca şu anda çalışan ve işinde ilerlemek veya kendisi iş kurmak için yeni beceriler edinmek isteyen kişilere yönelik programlar da çok sınırlı. 


Yeni girişimler ve işbirlikleri

Yaşam boyu öğrenme yukarıda bahsedilen grupların ihtiyaçlarını karşılayabilir. 1995’ten beri AÇEV olarak yetişkinlerin eğitim ihtiyaçlarına cevap vermeye çalışıyoruz.  Açtığımız yüzlerce okuryazarlık kurslarıyla 200 bine yakın yetişkine ulaştık. Ne mutlu ki artık ülkemizde temel okuryazarlık ihtiyacı epey azalmış durumda.  Ama okuryazarlığın sürekli ilerleyen bir hedef olduğunu düşünerek, bundan sonra hem 21’inci yüzyılın mesleklerine altyapı oluşturacak, hem de kişileri, özellikle kadınları güçlendirecek programlar geliştirmek gerekiyor.  Ulaşmamız gereken hedef kitleler iş veya eğitim dışında olan gençler ve de şu anda çalışan ama yeni ekonominin gerektirdiği  becerileri edinmek isteyen kişiler.


Kısacası örgün eğitime ek olarak, okul dışı eğitim programlarının da sistemli bir şekilde yaygınlaşması, eğitimciler ile işyerlerinin ortak calışması, ülkemizdeki genç nüfusun, özellikle de kadınların,  kapasitesinin arttırılmasında önemli bir adım olacak. Okuryazarlığın daha geniş kapsamlı bir tarifini kullanarak,  sürekli ilerleyen bir hedef olduğunu algılayarak ve yeni işbirlikleri kurarak ilerleyebiliriz.  

Hürriyet

 

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber