Bu haber kez okundu.

Okullar Çocukların Okuma Sevgisini Nasıl Öldürüyor?

Ben öğrencileri motive etmenin imkansız olduğunu iddia ediyorum. Aslında hiçkimseyi motive etmek mümkün değil, kendiniz hariç. Eğer yetecek kadar gücünüz varsa, elbette insanlara, öğrenciler dahil, bir şeyler yaptırabilirsiniz. Sonuçta ödüller (notlar gibi) ve cezalar (notlar gibi) bunun için var. Ancak insanların bir şeyleri iyi yapmasını sağlayamazsınız. “Yazmayı emredebilirsiniz, ama iyi yazmayı emredemezsiniz” der Donald Murray. Ve insanların yaptıkları şeyleri yapmayı istemelerini de sağlayamazsınız. Baskıya ve dışsal teşviklere ne kadar bel bağlarsanız, aslında öğrenciler yaptıkları şeye karşı o kadar az ilgi göstermeye başlarlar.

Bir öğretmenin – hatta tüm öğretmenlerin – yapabileceği tek şey, herkesin bir şeylere başlarken ihtiyaç duyduğu temel eğilimleri besleyen ve sürdüren bir sınıf kültürü, bir atmosfer, bir ders yaratmak için öğrencileriyle birlikte çalışmaktır: Kendini ve dünyayı anlamak, önemli olduğu kabul edilen konularda giderek daha yetkin olmak, diğer insanlarla bağ kurmak ve kendini onlara ifade etmek. Motivasyon – en azından içsel motivasyon – desteklenmesi ya da gerektiğinde canlandırılması gereken bir şey. Öğrencilere belli bir tavırla yaklaşarak onlara aşılayabileceğimiz bir şey değil. Başka bir deyişle onların motivasyonlarını “dürtebilirsiniz” ama onları “motive” edemezsiniz.

Diğer taraftan öğretmenlerin yapabileceği bir başka şey daha var: Öğrencilerin motivasyonunu öldürmek. Bu sadece teorik bir olasılık değil. Bu söylediğim şey, şu anda pek çok sınıfta yaşanıyor. Şimdi size spesifik olarak bir öğretmenin, öğrencilerinin okuma ve yazmaya duyduğu ilgiyi nasıl öldürebileceğini anlatacağım.

1.  Okuma ödevlerinin miktarını ölçün. Hiçbir şey bir öğrencinin okumaya duyduğu ilgiye, ona kendi seçtiği kitapları okuma fırsatı vermek kadar katkıda bulunmaz. Ancak serbest okumanın faydalarını baltalamak çok kolaydır. Yapmanız gereken tek şey, öğrencilerin her gece belli sayfa sayısı ya da süre kadar okumalarını şart koşmanız. “Onlara ne kadar sayfa okumaları gerektiği söylendiğinde, sadece ‘sayfaları çevirme’ ve ‘ödev verilen sayfaya kadar okuma ve durma’ eğilimine girerler” diyor bir lise öğretmeni olan Christopher Ward Ellsasser. Ve kendilerine ne kadar süre okumaları gerektiği söylendiğinde de sonuç yine değişmiyor. Bir veli olan Julie King, “Çocuklarımızdan her gece 20 dakika kitap okumaları ve bunu yaptıkları ödevlerden biri olarak not etmeleri bekleniyor. Ebeveyn olarak, oturup zevk için kitap okuyan çocukların – bir kitabın içinde kaybolan ve mesela yemeğe gelmesi için kitabı elinden bırakması söylenen çocukların – şimdi saat alarmı kurduklarını ve alarm çaldığında okumayı hemen bıraktıklarını görüyoruz. Okumak sıkıcı bir işe dönüştü, tıpkı diş fırçalamak gibi” diyor.

2.  Özetler yazdırın. Bir ortaokul öğretmeni olan Jim DeLuca şöyle özetliyor: “Öğrencilerin okumaktan nefret etmelerini sağlamanın en iyi yolu, onlardan okuduklarını size ispat etmelerini istemeniz. Bazı öğretmenler, öğrencilerin başlama ve bitirme sayfalarını not ettikleri bir tablo yaratıyor. Bazı öğretmenler, kolayca sahtesi yazılabilen ve neredeyse hiç okuma gerektirmeyen kitap özeti ya da benzer yöntemleri kullanıyor. Pek çok durumda bu tür ödevler, öncesinde ne hissederlerse etsinler, öğrencilerin yeni okudukları bu kitaptan nefret etmelerini sağlıyor.

3.  Onları yalnız bırakın.  Ben tam 25 yıl boyunca aynı kitap grubundaydım. Neredeyse ayda bir sıklıkta, çoğunlukla hem klasik hem de çağdaş romanlar okuduk. O dönemde, diğer okuyucu arkadaşlarımın bana hiç eşlik etmediğini, ne kadar az kitap okuduğumu ve okumayı başardıklarımdan ne kadar az zevk aldığımı (ve anladığımı) dehşetle hatırlarım. Muhtemelen çoğunuz, öğrencilerin bir okuyucu topluluğu yaratmalarına yardımcı olan okuma çemberlerini ya da farklı diğer yolları duymuşsunuzdur. Eğer amacınız öğrencilerinizin okumaya olan ilgilerini kaybetmelerin sağlamaksa, o zaman bu tür yöntemlerden kaçının ve çocukları okurken (ve yazarken) yalnız başlarına bırakın.

4.  Kuru bilgiye odaklanın. Her şey sadece anlamak, kışırtıcı fikirlerlerle, zorlayıcı karakterlerle ve şahane hikayelerle karşı karşıya gelmekten ibaret olduğunda, çocuklar okumaya adeta bayılarak büyürler. Ancak eğer bütün bu güzel şeylerin üstü “mekanizmaya” ya da daha da kötüsü bu mekanizmayı tarif etmek için kullanılan kelimelere aşırı odaklanma ile kapatılırsa, bu okuma sevgi asla büyümez. Dramatik ironinin ya da vezin ölçüsünün tanımını bilmenin okur yazarlıkla ilişkisi, nitrojenin atomik ağırlığını ezberlemenin bilimsel bir çalışma yapmakla olan ilişkisine benzer. Lisede İngilizce öğretmenliği yaptığım dönemde, sanırım daha az tek bir doğru cevabı olan soru sormuş olsaydım çok daha başarılı olurdum. Çocukların zamanını bir metaforla bir mecaz arasındaki farkın ne olduğunu anlatmakla harcamaktansa, onların önce doğrudan metafor “diyarına” dalmalarına yardım etmeliydim. Okul, okur yazarlığın dünya ile ilişki kurmanın bir yolu olduğunu değil bir dizi becerilerle ve bilgiyle ilgili olduğunu öğretiyor. Sonuç olarak pek çok genç insan okumayı, onların ilgisini çeken şeyleri öğrenmekle değil okul ile özdeşleştiriyor.

5.  Onlara ödüller sunun. Çok sayıda araştırma, ödülün, insanların ilgisini kaybetmesine neden olduğunu doğruladı. Üstelik bunu engellmek için ne yaparsanız yapın, sonuç hep aynıydı. Bu ilke, pek çok farklı popülasyon (cinsiyete, yaşa ve milliyete göre) üzerinde denendi. Aynı zamanda çok çeşitli işlerde ve farklı ödül türleriyle de (para, yüksek not, yemek ve övgü gibi) tekrar edildi. Öğrencilerin önlerine bir ödül koyarak onlara kitap okutmak konusunda başarılı olabilirsiniz, ancak okumaya duydukları ilgi ortadan kaybolup gidebilir. Ya da okuma hevesi az olan çocukların bu hevesi sevgiye dönüştürmelerini engellersiniz, çünkü onlara okumanın bir insanın yapmak istemeyeceği bir şey olduğu mesajını verirsiniz. (Eğer okumak eğlenceli bir şey olsaydı, neden bunu yapmam için bana rüşvet veriyor olsunlar ki?) Bu alandaki ticari programlar da (hızlı okuma kursları gibi) çocuklara okumanın olduğu haliyle keyif veren bir şey olmadığını öğretmenin en etkin yollarından biridir. Bildiğim kadarıyla notlar ile içsel motivasyon arasındaki ilişkiyi inceleyen her çalışma, notların içsel motivasyon üzerinde negatif bir etkisi olduğunu ortaya çıkardı.

6.  Onları sınavlara hazırlayın. Sınavlar da motivasyonu öldürme konusunda önemli bir etkiye sahiptir. Zararı veren sınavın kendisi değil de, öncesinde olanlardır. Her öğrenmenin bir sınava işaret ettiği bir sınıf (sınav olmak için öğrenmek?), fikirlerin ve okuma eyleminin sadece bir sona ulaştıran araçlar olarak deneyimlendiği bir sınıftır. Elbette bu, ödülün yarattığı etkiyle tamamen aynıdır. Bu yüzden eğer sınıfınız sınavların ve notların çok vurgulandığı bir sınıfsa, verdiğiniz zarar etkin bir şekilde iki katına çıkar. Ve eğer bu sınavlar ve notlar çoğunlukla kuru bilgilerin ezberlenmesine odaklanıyorsa, o zaman okumayan gençlerden oluşan koca bir sınıf yarattığınız için “üçlü bir tacı” hakettiniz demektir.

7.  Seçimlerini sınırlayın. Çocuklarla ilgili en üzücü ironi, büyürlerken ve karar alma konusunda daha fazla beceri geliştirirlerken, okullarda bu konuda onlara çok az fırsat verilmesidir. Ergenlik dönemindeki öğrencilerin kendi eğitimleri ya da okuldaki günü nasıl geçirecekleri hakkında bir şeyler söyleme hakları, anaokulu öğrencilerinkinden çok daha azdır. Oysa ortalama bir lise, yetişkin hayatına hazırlanmak için mükemmel bir yerdir öyle değil mi? Öğrencilerin totaliter bir rejimde yaşadığını varsayarsak…

Anne babalar çocuklarına “Bugün okulda ne yaptın?” diye sorduklarında çocuklar genellikle “Hiçbir şey” diye cevap verirler. Çocuklar muhtemelen haklılar, çünkü tipik bir okulda, okul öğrencilere bir şeyler “yapar”. Bu zorunlu pasiflik hali, öğrencilerin dersi şekillendirme rolünün tamamen dışında tutulduğu; dersleri, soruları, ödevleri ve değerlendirmeleri almak dışında öğrencilerin bir şey yapmadığı sınıfların en tipik özelliğidir. Bunun sonucunda sınıfta, eleştirel ve yaratıcı düşünmenin yokluğu açık bir şekilde göze çarpar. En kontrolcü öğretmenler, bu konuda suçu öğrencilere atar. Onlara göre öğrenciler sorumsuzdur, isteksizdir, ilgisizdir, olgun değildir… Ancak gerçek şu ki çocuklar iyi seçimler yapmayı seçimler yaparak öğrenirler, onlara verilen talimatları yerine getirerek değil.

Sonuç olarak seçim yapma fırsatının yokluğu, kendini okuma ve yazma ilgisinin yokluğu olarak gösterecektir. Eğer hedefimiz bu ise, o zaman hayatta yapabileceğimiz en iyi şey geleneksel öğretmen merkezli, öğretmen tarafından yönetilen bir sınıfta öğretmenlik yapmaktır.

EĞİTİMPEDİA


Alfie Kohn

Bu yazı İZ KOÇLUK tarafından desteklenmektedir.

İz Kocluk

 

 

 

Kaynak: http://www.washingtonpost.com/blogs/answer-sheet/wp/2014/12/06/seven-ways-schools-kill-the-love-of-reading-in-kids-and-4-principles-to-help-restore-it/

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber