Bu haber kez okundu.

OKULDA VE EVDE TEKNOLOJİ KULLANIMI

Okullarda teknoloji kullanımı son yılların popüler konularından biri. Gerek devlet okullarında gerekse özel okullarda iyi eğitim, teknolojiyi takip edebilme becerisiyle ölçülür hâle geldi. Devlet, öğrencilere tablet bilgisayar dağıttığı için reklamını yapıyor, özel okullarsa bilgisayar laboratuvarları ve dizüstü bilgisayarlarıyla gurur duyuyor. Ancak çoğu durumda teknoloji kullanımı kendi başına bir amaç hâline geliyor. Teknolojinin hangi amaca hizmet ettiği, çocuğun akademik başarısına ya da genel refahına nasıl bir katkıda bulunduğu sorgulanmıyor.

OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) tarafından farklı ülkelerden on beş yaş grubu öğrenciler arasında yapılan bir araştırmada, bilgisayar kullanımındaki artışın öğrencilerin testlerdeki başarılarını düşürdüğü ortaya koyulmuş. OECD’nin her üç yılda bir yaptığı Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (Pisa) diye adlandırılan bu teste katılan öğrencilerden, bilgisayarı derslerinde daha yoğun kullananların haftada bir ya da iki defa kullananlara göre daha başarısız oldukları tespit edilmiş.

İnternet ve derslik ortamındaki teknolojilerin en gelişkin olduğu Avustralya, Yeni Zelanda ve İsveç’te öğrencilerin okuma becerilerinde ciddi bir düşüş gözlenirken; İspanya, Danimarka ve Norveç’te ise kayda değer bir akademik gelişim tespit edilememiş.

Okulda internet kullanımının en düşük olduğu, Güney Kore, Şangay, Hong Kong ve Japonya’dan gelen öğrenciler ise OECD’nin uyguladığı testte en yüksek notları elde etmişler.

Bu, oturup üzerinde düşünülmesi gereken bir sonuç. Teknolojiyi ve interneti sınıf ortamından tamamen çıkarmak tabii ki bir çözüm değil. Ama hayatın her alanında olduğu gibi teknoloji kullanımında da seçici davranıp sadece amaca hizmet ettiği sürece müfredatın bir parçası hâline getirmek dengeli bir yaklaşım olabilir. Çünkü teknoloji ehil öğretmenlerin elinde, ancak yerinde ve zamanında kullanıldığında bir anlam ifade edebilir.

Çocuklar hem evde hem de okul ortamında sürekli teknolojiyle iç içeler. Ancak bu iç içelik, başka geleneksel eğitim araçlarıyla ve uğraşılarla desteklenmediğinde, kolaylıkla tek taraflı, çocuğu yoran, yaratıcılığını kısıtlayan, konsantrasyonunu ve zihinsel berraklığını yitirmesine yol açan bir engele dönüşebilir.

Örneğin okul ödevleri için sadece internetten araştırma yapan bir öğrenci, kopyalama yapıştırma tekniğiyle sağdan soldan toplanmış, doğruluğu tartışmalı olan bilgileri bir araya getirmeye alıştığından, kendi özgün fikirlerini kitaplardan edindiği bilgilerle harmanlayıp anlamlı bir bütün hâline getirme yeteneğini kaybedebilir.

Kindergarten_iPad

Günümüzde olan şey de buna çok benzer bir durum zaten. Çocuklarımızın yazılı ifadeleri giderek zayıflarken bizler bunun nedenini arayıp duruyoruz. Nedeni aslında çok basit: Teknoloji çağında fazla kitap okumadan, bir konudaki farklı görüşleri ortaya çıkarıp kendi aklımızı kullanarak bundan bir sentez elde etmeden, basmakalıp düşünceleri yazıp geçmeye alışıyoruz. Teknolojiyle daha yakın temas hâlinde olan çocuklarımız da bu eğilimden nasibini alıyor.

Bizler ilkokul çağlarında, özellikle dönem ödevlerimizi araştırmak için ansiklopedileri karıştırıp, kütüphaneye giderdik. Şimdi buna gerek yok. En ufak şey için internete başvurmak artık çok kolay. Bu durum hem özgün düşünce üretmemizi engelliyor hem de hafıza denen şeyi yavaş yavaş yok ediyor.  Her türlü bilgi internette kayıtlıyken hafızaya gerek kalmıyor.

Okuldaki teknoloji kullanımının süresini ve kapsamını belirlemek, öğrencilerin akademik başarısı üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini tayin etmek eğitimcilerin işi. Bizler, ebeveyn olarak ev ortamında neler yapabileceğimizi düşünebiliriz.

Öncelikle teknoloji kullanımında çocuklarımızı aşırı uçlarda ödül ve cezalarla terbiye etmemeliyiz. Mesela çocuğun ders notları iyiyken ya da işlerimizin yoğunluğundan dolayı ona ayıracak vaktimiz yokken teknoloji kullanımında büyük bir serbestlik tanıyıp, notlar düşünce ve işler çığırdan çıkmaya başlayınca sert önlemler almanın, kesin yasaklar koymanın çocukları daha tepkisel hale getireceğini unutmayalım.  Ödünsüz yasakların yerine kısıtlamalar getirmek çok daha mantıklı. Ayrıca ebeveynler olarak biraz çaba göstermeli ve çocuğun bilgisayar oyunları oynayarak ya da internetten videolar izleyerek geçirdiği zamanı değerlendirebileceği alternatif faaliyetler bulmasına ön ayak olmalıyız.

Küçük çocukları yapboz yapmak, resimli kitaplara bakmak, legolarla oynamak, elişi ve resim yapmak gibi uğraşılara, daha büyük çocukları ise kitap okumak, satranç, spor, sanat ve müzik gibi insanın zamanını dolduran uzun soluklu faaliyetlere adım adım yönlendirmek gerekli.

Ebeveynler olarak çocuğun elinden bilgisayarı ya da tableti alırken, onunla oturup kitap okumayı, kâğıtlar kesip elişi yapmayı, resimler çizmeyi, oyun oynamayı da göze almamız gerekiyor.

Bilgisayarda oyun oynamayı daha kaliteli bir faaliyetin ardından ödül olarak sunmak da bir diğer seçenek olabilir. Böylece hem bilgisayarın zararlı etkilerini dengelemiş, hem de çocuklarımızı ekran bağımlılığından kurtarmış oluruz.

Teknoloji bir amaca hizmet etmediğinde hayatımızı kolaylaştırmak yerine daha karmaşık bir hâle getiriyor. Bunun da ötesinde, genç zihinlerde istemediğimiz bağımlılık türleri yaratıyor.  Bu nedenle okullarda eğitimciler, evde ebeveynler teknolojiyi seçici bir bakış açısıyla ve kontrollü biçimde çocuklara ve gençlere sunmalılar.

Sağlıklı bir zihin için teknoloji kadar, geleneksel eğitim tekniklerinin ve boş zaman uğraşılarının da gerekli olduğunu hep hatırlamak lâzım.

 

Kaynak: www.kelimedenkelimeler.net

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber