Bu haber kez okundu.

Okul Öncesi Eğitim Kurumları Neden “Okul” Gibi Olmamalı?

Araştırmalar çocukların giderek daha erken yaşta eğitim almalarının, istenenin aksine sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor.
Çağımız pedagoji çağı. Meraklı aileler çocuklarını, onlara neredeyse ana rahmindeyken kitap okuyacak kadar erken dönemde eğitmeye başlıyor. Bu eğilimdeki aileler, okul öncesi eğitim kurumlarının daha fazla “okul” formatında olması için öğretmenler üzerinde baskı yaratıyor. Bu baskı ABD’de kanunlarla da destekleniyor: 2001 yılında çıkan Hiç Bir Çocuk Geride Kalmasın (No Child Left Behind) Yasası, federal bütçeden finanse edilen okulların açık bir biçimde daha doğrudan öğretim yapmasını teşvik ediyor.
Bu duruma biraz daha şüpheyle yaklaşan aileler, okul öncesi eğitimi öğretmenleri ve hatta az sayıda politikacı da bulunuyor. Küçük yaştaki çocuklar, kendilerinin de arzu ettikleri gibi daha çok araştırmaya, incelemeye, keşfetmeye ve oynamaya yönlendirilmemeli midir? Belki doğrudan öğretim, çocukların belirli olguları ve becerileri edinmelerine yardımcı olabilir ama uzun vadede, öğrenmede çok daha önemli beceriler olan merak ve yaratıcılığa ne olacak?
Cognition adlı dergide yayınlanan MIT ve UC-Berkeley laboratuarlarında gerçekleştirilen iki araştırma, mevcut algının aksine yapılandırılmış öğrenmeye şüpheyle yaklaşanların haklı olabileceklerini ortaya koyuyor.
“Doğrudan öğretmenden öğrenmek, çocukların belirli sorulara daha çabuk yanıt almalarına yardımcı olurken, aksi biçimde onların beklenmedik herhangi bir durumla karşılaşmaları halinde yaratıcı çözümler geliştirmelerini de engellemektedir.”
Öğretmenin öğrenme üzerindeki etkisi hakkında ne biliyoruz? Bunu araştırmanın hiç de kolay olmamasından dolayı, ne yazık ki bilmek istediğimiz kadar bilgiye sahip değiliz. Farklı tipteki okulları karşılaştırmaya çalışabiliriz. Çocukların daha çok keşfetmeye yönlendirildikleri bir okulla, doğrudan öğretimi benimseyen bir okuldaki çocuklar arasında ciddi farklılıklar görülür. Bununla birlikte doğrudan öğrenme, çocukların standart testlerde daha başarılı sonuçlar elde etmelerine yardımcı olurken, merak ve yaratıcılığı ölçmek çok daha güçtür.
Gelişimsel bilim insanları, öğrenmenin temelini keşfetmek için kontrollü deneyler dizayn etmektedir. 4 yaş grubunda, benzer nitelikte, yalnızca eğitim yöntemi doğrudan öğretme ve kendilerinin bulmaları konusunda teşvik edilme farkı olan iki grup çocuğun aynı problemle karşılaştıklarını farz edelim. Acaba söz konusu çocuklar farklı şeyler öğrenip, farklı çözüm önerileri geliştirebilecekler midir? Cognition adlı dergide yayınlanan iki araştırma bunun fark yaratabileceğini sistematik olarak ortaya koyuyor.
İlk araştırmada MIT’den Laura Schulz ve ekibi, 4 yaş grubu çocukların dört tüpten oluşan bir oyuncaktan nasıl öğrendiklerini ele almışlardır. Oyuncaktaki her bir tüpün farklı bir işlevi bulunuyor. Örneğin bir tüp çekildiği zaman oyuncak tiz bir ses çıkartırken, bir başka tüpün içerisine bakıldığı zaman gizli bir ayna görülüyor. Araştırmacı, çocuklardan bir gruba “bir oyucak buldum” diyerek oyuncağı getirir ve sanki yanlışlıkla çekmiş gibi bir tüpü çeker ve tüpten ses çıkar. Araştırmacı bu ses karşısında şaşırmış gibi davranır: “Bunu gördünüz mü? Haydi bir kere daha deneyelim” der ve tüpü bir kere daha çeker. Yine ses çıkar. Diğer grupta ise araştrımacı daha çok öğretmen gibi davranır: “Şimdi size bu oyuncağın nasıl çalıştığını göstereceğim. Bunu seyredin” der ve tüpü çekerek ses çıkartır. Daha sonra iki grup da oyuncakla oynamak üzere yalnız bırakılır.
Her iki gruptaki çocukların tamamı ilk tüpü çekerek, oyuncaktan ses çıkartmayı başarır. Ancak araştırmanın ana sorusu, oyuncağın yaptığı diğer şeylerin çocuklar tarafından keşfedilip keşfedilemeyeceğidir. Birinci gruptaki çocuklar, ikinci gruba göre oyuncakla daha uzun süre oynamış ve oyuncağın daha fazla özelliğini keşfetmiştir. Bir başka deyişle doğrudan yönlendirme çocuklarda daha az merak uyandırmış ve bu da onların yeni bilgiyi keşfetmelerini engellemiştir.
Peki doğrudan öğretme yöntemi çocukların yeni sonuçlara ulaşmasını engellemiş ya da başka bir deyişle onları daha mı az yaratıcı kılmıştır? Bu soruya yanıt aramak üzere Alison Gopnik, Daphna Buchsbaum, Tom Griffiths ve Patrick Shafto, 4 yaş grubu çocuklarla, yine bir oyuncakla farklı bir araştırma geliştirmişler.
Söz konusu araştırmada çocuklara oyuncak üzerindeki üç işlev farklı sıralamalarla gösterilir. Bu sıralamalardan bir kısmı, oyucağın müzik çalmasına sebep olurken, diğerleri olmaz. Örneğin araştırmacı, oyuncağın bir parçasını sıkıp, sonra üzerindeki parçaya basıp ve sonunda yan taraftan bir halka çekince oyuncak müzik çalmaya başlar. Sonrasında çocuklara farklı sıralamalar denenerek oyuncak gösterilir. Bu sıralamalardan yalnızca sonu aynı iki hareketle bitenlerde oyuncak müzik çalmakta, diğer hallerde çalmamaktadır. Çocuklara araştırmacı tarafından başarılı beş sıralama gösterildikten sonra, oyuncak çocuklara verilir. Onlardan da bunu denemeleri istenir. Araştırmacı uygulama sırasında toplam dokuz sıralamayı bütün çocuklara gösterir. Ama gruplardan birinde oyuncağı tanıtırken oyuncak hakkında hiçbir fikri yokmuş gibi davranarak: “Şu oyuncağa bir bakın. Nasıl çalıştığını çok merak ediyorum” der. Diğer grupta ise daha çok bir öğretmen gibi davranarak: “Benim oyuncağım işte böyle çalışıyor”diye gösterir. Araştırmacının birşey bilmiyormuş gibi davrandığı grupta çocukların büyük bir çoğunluğu oyuncağın müzik çalması için çok daha akıllıca yollar deneyerek ve araştırmacının kendilerine göstermediği sıralamalarla müzik çalmayı başarırken, diğer gruptaki çocuklar daha yaratıcı yollar aramaktansa doğrudan araştırmacıyı taklit eder.
Farklı laboratuarlarda gerçekleştirilen ve birbirinden farklı yöntemler izleyen iki araştırmada da benzer sonuca ulaşılmıştır: Doğrudan öğretme çocukların öğrenmesini sınırlayabilir. Öğretme, çocukların belirli olguları öğrenmelerinde çok etkili bir araç olmakla birlikte, çocukların beklenmedik durumlar karşısında çözüm üretebilmeleri yönündeki yaratıcılıklarını da örseler niteliktedir.
Peki çocuklar neden bu şekilde davranıyor? Yetişkinler öğrenmenin çoğunlukla öğretme sonucunda açıklamalarla gerçekleştiğini kabul ederken, keşfe dayalı ve kendiliğinden öğrenmeyi sıra dışı buluyor. Aslında bu varsayımın tam tersi yani kendiliğinden ve doğal öğrenme daha temel bir öğrenme biçimi.  Bu nedenle kalıcı ve etkili öğrenme için “okul” formatında ortamların değil, çocuklara uyaran yönünden zengin, istikrarlı ve güvenli bir ortam sağlanarak, etraflarında onları seven ve destekleyen yetişkinlerle, oyun ve keşifle dolu seçenekler sunulması eskisinden çok daha önemli hale gelmiştir.
 
Çeviri: Dr. Demet GÖREN NİRON, New York Üniversitesi, Steinhardt İnsani Kalkınma ve Sosyal Değişim Enstitüsü Doktora Sonrası Araştırmacı
 
Alison Gopnik’in Why Preschool Shouldn’t Be Like School, March 16, 2011 tarihli yazısından çevrilmiştir. (http://www.slate.com/articles/double_x/doublex/2011/03/why_preschool_shouldnt_be_like_school.html)
Araştırmalar hakkında daha detaylı bilgi için:
Bonawitz, E., et al. The double-edged sword of pedagogy: Instruction limits spontaneous exploration and discovery. Cognition (2010).
Buchsbaum, D., et al. Children’s imitation of causal action sequences is influenced by statistical and pedagogical evidence. Cognition (2011).

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber