ÖĞRETMENİN GÖZDESİ ÖĞRENCİ!

İlkokula erken başlamışım. Annem anlatır, tutturmuşum okul da okul. Bu yüzden çocukların altı yaşını tamamlayıp başladığı yıllarda ben beş yaşında atmışım kendimi okula. Hayatımın tamamını ya öğretmen ya öğrenci olarak geçireceğim okul hayatıma başlamak için ta o günlerden sabırsızmışım anlaşılan.

Beş yaşında başladığım ilkokulum hemen evimizin karşısındaydı. Yüz metre falan yürümemiz yeterliydi. Kimsenin bizi okula götürmesine ya da servis vs de ihtiyacımız yoktu. Kendimiz gider gelirdik okula. Ama bazı günler ben okula gider gelmezmişim. Pencereden okulun dağılışını izleyen annem beklermiş ama ben gelmezmişim. Ablamı gönderirmiş beni bulması için. 

Nasıl bulurlarmış biliyor musunuz? Sırada uyuyakalmış. Dedim ya küçüktüm, demek ki yorgun düşüp sızıyormuşum sonunda 
Yani bende ki okula, okumaya, öğrenmeye dair merak ve yoğun çaba daha o zamandan belliymiş. “Bıraksak okulda yaşayacak bu kız” diye dalga geçerdi ailem benimle.

Bu derece hevesli ve heyecanlı başladığım ilkokul hayatım boyunca yani beş yıl aynı öğretmenle devam ettik. Adını soyadını hiç unutmadığım çok değerli bir insandı öğretmenimiz. Hep saygıyla hatırlarım, en ufak bir korku ya da kaygı duygusu yaşamamışım anlaşılan kendisiyle. Öyleydi de…Yumuşak huylu, babacan ve sakin bir insandı. 

Yüzünde daha çok yılların yorgunluğunun izleri vardı. Hala yüzünün her bir çizgisini bile hatırlarım. Bıyığını, sürekli giydiği gri takım elbisenin çoğu günler ütüsüz olduğunu, hep düşünceli göründüğünü, sürekli dalıp gittiğini, öyle daldığı zamanlarda ne düşündüğünü çok merak ettiğimi hiç unutmam.

Asık suratlı değildi ama nadiren gülerdi. Neden bu kadar mutsuz olduğunu bilmek isterdim. Bilip de ne yapacaktımsa artık. O zamanlar minicik aklım ve kalbimle onun yani okul hayatımın kahramanının ne hissettiği, nasıl göründüğü, ne düşündüğü ve ne giydiği gibi konuları takip ederdim. Tıpkı tüm diğer sınıf arkadaşlarım gibi. Tıpkı şu an tüm öğrenciler gibi.

Neyse benim kendisiyle bu kadar ilgili olduğum öğretmenim genellikle dalgın ve sakin halinden Elif sayesinde sıyrılırdı sadece. Elif bizim sınıfın parlak öğrencisiydi. Öğretmenimizin gözdesiydi. Ona bir başka bakar, onu görünce gözleri parlardı. Nadiren yüzüne yerleşen gülümsemeler Elif yine bir şeyi başardığında olurdu. O anlarda öğretmenimiz farklı birine dönüşür, gözde öğrencisinin başarılarıyla sanki can bulur, hayata dönerdi. Farklı bir keyif hisseder ve bunu çok net yansıtırdı.

Elif gerçekten çok iyi bir öğrenciydi. Defterleri pırıl pırıl, kitapları tertemiz. Dersleri hemen kavrayan ve hep başarılı olan bir çocuktu. Çok zekiydi yani çok zeki. Öylesine zekiydi ki öğretmenin anlattıkları sanki sadece ona özeldi. Tüm övgüyü ve en önemlisi de öğretmenin mutluluğunu bir tek o hak ediyordu.

Elif dışındakilere tamamen ilgisiz değildi elbette. Ama bizlerle ilgilenirken onunla olduğu gibi gözleri parlamıyor ve yaptığımız şeylere pek de ilgi duymuyordu. Öylesine iyi, olmuş, fena değil, ehh gibi şeyler söylüyordu. Öyle pek övülmeye değer bulunmuyorduk yani. 

Diğerlerini bilmem ama bu bende o kadar hevesli olduğum okula ve okuma hayatına karşı ciddi bir çabasızlığa sebep oldu. Ne yapsam fark etmeyecekti ki…Çabalıyor çabalıyor ve bir Ehhhh’ten öte geçemiyordum. Sanırım iki üç yıl çabaladım ama sonra bıraktım. Bıraktım derken dersleri öğrenmeyi değil, doğal bir şekilde öğreniyordum zaten. Ama öğretmenin takdirini kazanmaya çalışmayı ve onun sevdiği öğrencilerden olmaya çabalamayı bıraktım sanırım.

Bu arada öğretmenimle tek bir özel anım var onu hiç unutmam. Üçüncü sınıftayken dışarıda kartopu oynamaya çıkarmıştı bizi. O sırada elinde ki kartopunu bana doğru attı ve gülümsedi. Beni görmüştü, varlığımın farkına varmıştı ve en kıymetlisi bana gülümsemişti. O an’ı hiç unutmam. Tüm duygusuyla sanki şu an olmuş gibi kalbimdedir hala.

Aradan yıllar yıllar geçti. Ben öğretmen oldum. Öğrenciliğim de aralıksız devam etti. Hızla değişen dünya da kendimi güncel tutabilmek ve hızla ilerleyen psikoloji bilimini yakından takip edebilmek için aralıksız aldığım eğitimlerin birinde şunu öğrendim;
“İnsanın en büyük ihtiyacı temas ihtiyacıdır.” (Eric Berne)
Temas yani bir bakışla, bir dokunuşla, bir sözle, bir davranışla görüldüğünü hissetmek ve varlığının farkında olunduğunu bilmek. Ne kadar kıymetli bir bilgi değil mi?
Psikiyatri biliminin duayeni Alfred Adler der ki;
“İnsan yaradılış itibarıyla aşağılık duygusu ile doğar.”

Bu iki bilgiyi birleştirirsek;
Aşağılık duygusuyla donanmış olarak doğan insanın en temel ihtiyacı temas kurmak. Kurduğu temaslarla (sözel-duygusal-fiziksel) varlığına verilen değeri ve önemi hissetmek ihtiyacı içinde geçiyor ömrümüz yani.

Bu bilgilerle benim çocuklarıma ve öğrencilerime davranışlarım farklılaştı. Elbette birde ilkokul hayatım boyunca görülmemiş bir öğrenci olarak yaşadığım günlerin farkındalığıyla. Uzun yıllar önce kendime verdiğim sözle;

Sınıfımda varlığının ve öneminin farkında olmadığımı düşünen bir öğrenci olmaması için ciddi çabalarım. Çocuklara sadece bir şey başardıklarında tepki veren ve takdir eden biri olmamam gerektiğini bilirim. Her gün sınıfta ki her çocukla bir şekilde temas kurmaya çabalarım. Mutlaka hepsiyle tek tek göz teması kurar, hatır sorarım. Yanlarından geçerken sırtını sıvazlar veya başını okşarım. Bunu yapmak için bir sebep aramam. 

Elbette derslerinde azimli, çalışkan öğrencileri bu özellikleri ile ilgili takdir ederim. Ancak böyle olmayan çocuklar içinde takdir edecek ve onları övecek bir şeyler arar bulurum.
Mesela;
“Öyle güzel gülüyorsun ki içim aydınlanıyor seni görünce.” 
“Arkadaşlarına karşı çok duyarlısın. Ne güzel bir kalbin var.”
“Çok hareketli bir çocuksun. Bence senden çok iyi bir sporcu olur.”
“Yerinde duramıyorsun. Enerjine hayranım. Hiç koşmayı denedin mi?”
“Sohbet etmeyi seviyorsun. Sanırım o yüzden pek konuşmadan duramıyorsun. Yarın bize istediğin bir konu da konuşma yapmak ister misin? İyi bir konuşmacı olabileceğini düşünüyorum.”
“Bugün çok güzel görünüyorsun, saçların çok yakışmış.”
“Çok yakışıklısın. Bu kadar temiz ve bakımlı olman harika.” Vs vs vs…

Her insanın dikkate değer olduğunu, takdir edilecek bir özellik taşıdığını ve bunu duymayı hak ettiğini düşünüyorum. Ve inanın bu gözle baktığınızda siz de rahatlıkla bunu görebilirsiniz…

Not: Elif ilkokulu başarı ile bitirdi ama ailesi okumaya devam etmesine izin vermedi. Maalesef küçük yaşta da evlendirildi.

Sevgilerimle...

Sema Deniz / Öğretmen Anne

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Eğitim ve Ögretim Eğitim ve Ögretim