Bu haber kez okundu.

ÖĞRETMENİN DİSİPLİN MODELİ NASIL OLMALI?
 Yazar: Sınıf Öğretmeni Dilek KARAÇELİK
Türk Dil Kurumuna göre anlamı “Bir topluluğun, yasalarına ve düzenle ilgili yazılı veya yazısız kurallarına titizlik ve özenle uyması durumu, sıkı düzen, düzence, düzen bağı, zapturapt” olan disiplin sözcüğü, eğitim öğretim alanında kullanıldığında ne kadar anlamlıdır? Okullarda uygulanan Disiplin Yönetmeliği düşünüldüğünde okulu bir kışlaya, öğrencileri de askere benzetmek sanırım kaçınılmaz olur.

Son yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı’nın da öngördüğü sorgulayan, araştıran, inceleyen, merak eden öğrenci profili yetiştirme arzusu ile çalışan öğretmenlerimizin oluşturmaya çalıştığı sınıf ortamları düşünüldüğünde disiplin kelimesini nasıl algılamalıyız?
Büyüklerimizin hala ağızlarından düşürmediği “Bizim zamanımızda hepimiz mum gibiydik, öğretmenlerimizden korkar, onlara saygılı davranır ve hak ettiğimizde dayağımızı yerdik. Çünkü bizim zamanımızda disiplin vardı.” Şeklindeki disiplin anlayışını mı yoksa her öğrencinin konuştuğu, eğlenerek öğrendiği, özgürce davrandığı demokratik sınıf anlayışını mı benimsemeliyiz.

Günümüzde birçok öğretmen bu soğuk ve korkutucu kelimeyi aslında hiç anmıyor ve uygulamıyor. Çünkü bizler eskilerin “disiplinli sınıf” olarak algıladığı mum gibi sınıflar yerine birbirimizi üzmeyecek, zarar vermeyecek şekilde sorumluluklarımızı yerine getirdiğimiz ve rahat hareket edebildiğimiz ortak kullanım alanı olan eğitim alanları oluşturmaya çalışıyoruz.

Peki, bu eğitim alanlarını nasıl sağlıyoruz?
Öncelikle çuvaldızı kendimize iğneyi başkasına batırarak başlıyoruz görevimize. Değişime önce kendimizden başlıyor sonra öğrencilerimize geçiyoruz. Dışarıda gülen, konuşan, rahatça hareket eden bir öğretmenin sınıfında sessizliğin, korkunun ve çekingenliğin hâkim olması, sadece kendi rahatlığını düşünen, çaba göstermeden gününü doldurmaya çalışan bir öğretmeni getirir aklımıza.

Günün en az altı saatini böyle geçiren ne bir öğretmen ne de bir öğrenci için iç açıcı bir sınıf ortamı değildir böyle sınıflar. Bu durum; etkili ve kalıcı öğrenme ortamından ziyade sürekli saate bakıp akrep ve yelkovanın ilerleyişini öğrencilerle beraber takip etmekten öteye gitmeyecektir.

Bir zamanların meşhur! disiplinli sınıflarında eğitim görmüş olmaktan hiç memnun olmayan bizler, bugün öğrencilerimizle empati kurup, öğrencilerimizin sevebileceği nasıl bir sınıf ortamı oluşturmalıyız sorusunu soruyoruz.
Öğrencilerimizden beklediğimiz her türlü tutum ve beceriyi önce kendimiz uygulayıp daha sonra onlara uygun model olmanın gayreti içerisindeyiz.
Onları sınıflarında sebepsiz bir şekilde bekletmiyor gerektiğinde özür diliyoruz.
Zindeliğimizi ve canlılığımızı her daim korumaya çalışıyor hasta ya da üzgün olduğumuzda bunu öğrencilerimizle paylaşıyoruz.
Eğlenmeyi bildiğimiz gibi eğlendirmeyi de biliyoruz.
Bizim öğrencilerimizi değerlendirdiğimiz gibi onların da bizleri değerlendirmesine fırsat tanıyor, hatalarımızı kabul ediyoruz.
Hiç kimsenin her gün bulgur pilavı yemeyi sevmediğini bildiğimiz gibi hiçbir öğrencinin de aynı tarzda aynı ortamda ders işlemek istemeyeceğini düşünüyor bunun için gerekli olan tüm önlemleri alıyoruz.
Öğrencilerimizin her türlü çalışmasına bizler de katılım sağlayıp onlarla beraber çalışıyoruz.
Karşılaştığımız hiçbir problemi çözmeden derse devam etmiyor sınıf içerisinde adaleti sağlıyoruz.
Teneffüs zili çaldığında sınıftan hemen ayrılmayıp onlarla beraber vakit geçiriyoruz.
Sınıfta herkesin bir sorumluluğu olmalı
Bizim sınıflarımızda herkesin bir görevi bir sorumluluğu vardır. Örneğin tahtayı silme görevi öğretmeninken akıllı tahtayı açma görevi bir öğrencinindir. Bu görevler değişkendir, belirli zamanlarda değişir. Sınıfımızın bir başkanı değil, birçok başkanı vardır. Her görev bir başkanlıktır. Meyve kontrol başkanı, bilgisayar kullanım başkanı gibi…

Her insanın farklı ilgi ve yeteneklerinin olduğunu bilen öğrencilerimiz kendileri ve birbirleri ile barışıktır. Bu yüzden hoşgörülü ve naziktirler. Kaybettiklerinde karşı tarafı tebrik eder kazandıklarında tevazu gösterirler. Birbirlerine ve sınıflarına sahip çıkarlar. Öğrencilerimiz ben anlayışı ile değil biz anlayışı ile hareket ederler.

Biz öğretmenlerin olumlu davranışları tutarlı, etkili, aktif ve devamlı olduğu sürece öğrencilerimiz de bize benzeyecektir. Böyle sınıflarda davranış problemleri yaşanmayacak ve öğrencilerimiz yaşadıkları sıkıntıları kendileri çözüm yolları üreterek ortadan kaldıracaklardır.

Birbirini seven ve saygı duyan öğrenciler olumsuz davranış sergilemekten kaçınacaklardır. Arkadaşlık ilişkilerinin iyi olduğu sınıflarda huzur ve sevgi hâkim olacaktır. Böylece o çok kullanılan sınıfta disiplin sağlama, sınıf içi kurallar belirleme gibi konular gündemimizde olmayacak ve arzu ettiğimiz sınıf ortamlarına sahip olacağız.
Arkadaşlarını seven, sorumluluklarını yerine getiren, sınıfına ve arkadaşlarına zarar vermeyen, beraber ağlayıp beraber gülen, birlikte çalışma becerisi gösterebilen aktif öğrencilerin bulunduğu sınıflarda davranış problemi yaşanmayacaktır. Öğrencilerine böyle olumlu davranışlar kazandırabilen, onlara yaşantısı ve mesleğini icra ediş yöntemleriyle iyi örnek olabilen öğretmenlerin sınıflarında kendiliğinden oluşan bir düzen ve sıcak bir iklim hâkim olacaktır.

Sınıflarımız bizim küçük dünyamızdır. Büyük dünyaları tek başımıza değiştirmeye gücümüz yetmeyecektir. Ancak; kendi küçük dünyamızı değiştirebileceğimizi biliyor ve buna inanıyoruz.

Kısa Bağlantı : http://clss.link/1XF5wrY

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber