Bu haber kez okundu.

Öğretmendir Benim Adım ( Lütfen Sonuna Kadar Okuyun ve Paylaşın )



“Hayır , yerinizde oturunuz ve dersinize devam ediniz , dedi. Eğer izin verirseniz , biz de sizden faydalanmak isteriz. Sınıfa girdiği zaman , cumhurbaşkanı bile öğretmenden sonra gelir."


Mustafa Kemal ATATÜRK


Her geçen gün bir kavramın daha içinin boşaltıldığına şahit oluyoruz. Kıymetlilerimiz bir bir sıradanlaştırılıyor. O kadar hızlı ve sistemli yürütülüyor ki bu , önüne geçmek için gösterilen çabalar yetersiz kalıyor. Elbette "altın yere düşmekle pul olmaz"; fakat sürekli şikâyet ettiğimiz insan kalitesindeki düşüşün sebebini bir de burada aramak gerekir. 


Televizyonlarda izlemişsinizdir , sokak röportajlarında sorulan "TBMM'nin açılımı nedir , Türkiye'nin başkenti neresidir , Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin devlet başkanı kimdir , Cumhuriyet ne zaman ilan edildi?" gibi sorular karşısında boş gözlerle bakan insanları , bilmiyorum deyip koşarak kaçanları yahut ibretlik cevaplar verenleri ya da son yıllarda sürekli Milli Bayramların festival havasında kutlanma fikrini dile getirenlerin Van depremini fırsat bilerek Cumhuriyet kutlamalarını yasaklaması dikkatinizi çekmiştir. Zihinlerde her şey giderek değersizleşiyor , anlamsızlaşıyor ; sürüleşen bir toplum ; neyi, niçin yaptığını bilmeden bilinçaltına enjekte edilen düşünceler ışığında hareket eder hale geliyor.


Kasım ayı , sıradanlaştırılan hatta ayağa düşürülen bir mesleğin çığlık attığı günü barındırır içinde. Atatürk'ün başöğretmen unvanını kabul ettiği ve 1981'de ise öğretmenler günü olarak her yıl kutlanması kararının alındığı 24 Kasım'dır o gün. Yakın geçmişte sadece bir gün hatırımız soruluyor diye serzenişte bulunan öğretmenler bu gün artık 24 Kasım'da öğretmenler günü için çağrılıp ilçe milli eğitim müdürünün "gününüz kutlu olsun" sözleri yerine azarını işitir hale gelmiştir. Okulda hizmetliden daha düşük maaş alandır –binlerce sözleşmeli- öğretmen. Velinin "benim çocuğuma nasıl düşük not verirsin ? " diye hesap sorduğudur. Öğrencisine bağırsa , veli okulu ayağa kaldırır ; ama öğrencilerinin gözü önünde müdür tarafından azarlanandır öğretmen. Okulun masraflarına duyarsız kalan , bakanlığın kameralar karşısında "para toplamayın" iki yüzlülüğünün sıkıntısını çeken ve okulda müdür tarafından eğitime katkı payı toplaması için görevlendirilendir. Yoksulluk sınırının altında bir maaşla bir yandan geçim sıkıntısı yaşarken diğer yandan saygınlığı zedelenen belki de kalmayan bir mesleğin mensubudur. "Hiç olmazsa öğretmen ol" seviyesinden artık "işe yarar bir bölüm kazansaydın ya" seviyesine düşürülen bu meslek , geleceğimizi şekillendirecek olan öğretmenlerimizin mesleğidir.


Yakın tarihimize baktığımızda Osmanlı’nın dağılmasındaki sebepler arasında eğitimin bozulmasını sayarken , Cumhuriyet Dönemi’nin hızlı başarısının sebebini de eğitime bağlarız. Peki , bu gerçekler ışığında eğitim sistemimizin ana unsurlarından olan öğretmenlerin içinde bulunduğu durumun öğrencileri nasıl etkilediğinin farkında mıyız? Öğretmen mesleğine yoğunlaşmalıyken , enerjisini 21. yüzyılda yaşanmaması gereken bu sorunlara bölmekte. Kendini geliştirmek için fırsat bulamamakta. Öğretmenlerin büyük kısmı , gençlere öğretmen olmayı tavsiye etmiyor. Bu da durumun ciddiyetini netleştirmektedir.


Eğitim siyaset üstü bir konudur ; ülkenin devamlılık gösteren politikalarıyla , günlük çıkardan uzak ele alınmalıdır. Ne yazık ki bizim ülkemizde tam tersi oluyor. Yeni bir üniversite açılması , eğitim fakülteleri haricindeki bir okuldan mezun olanın öğretmen olması , ölçme ve değerlendirme sistemindeki bitmek bilmeyen değişiklikler... Hepsi siyasi kaygıyla verilen kararların ürünüdür.


Öğretmenlerin sıkıntısı mesleğe adım atmadan önce başlıyor. İstihdam politikalarının doğru işlemeyişi , artık birçok gencimizin nitelikli işsiz sınıfına girmesine neden olmaktadır. Skandallı sınavlar , yeterli kadro verilmeyişi , verilen sözlerin tutulmayışı göreve başlamadan sinirleri yıpratmakta. Seçim endeksli öğretmen atamalarının ve verilen sözlerin tutulmayışının en bariz örneklerinden biri;Nimet Çubukçu'nun seçim öncesi Ağustos 2011 için 55 bin atama sözü vermesi , ardından Hüseyin Çelik'in "bizden popülist yaklaşım beklemeyin" diyerek seçim öncesi alım olmayacağının garantisini vermesi ve Ağustos 2011'de 55 bin atama olacağını vurgulamasıdır. Bir yandan 2010 KPSS skandalının üstü örtüldü , diğer yandan popülist bir yaklaşım sergilenerek seçim öncesi atama yapıldı. Bilindiği üzere de Ağustos 2011 ataması için verilen söz tutulmadı. Verdiği emeklerin hatta aldığı yüksek puanların karşılığını göremeyen öğretmenler gerçekten zor durumda. Gün geçmiyor ki yeni bir intihar haberi duymayalım. Tarih öğretmeni Fikret Ercan , müzik öğretmeni Uygar Şenocak; ücretli öğretmenlik yapan 23 yaşındaki Ali Kürkçü , Nuray Özer , Muhammet Aytekin Çiftçi genç yaşta hayatı solan öğretmenlerimizden sadece birkaçı. Bu haberlere kayıtsız kalmak , "intihar etmişse yanlış yapmış" demek büyük gaflettir. Elbette intihar duruma çözüm değil ve asla tasvip edilecek bir davranış değil. Fakat buna sebep olanlar , gencecik insanları bunalıma sürükleyenler ya da buna çare aramayanlar büyük vebal altındalar. Göreve başlayamadığı için hayatını kaybedenlerin yanında evlenemeyenler , boşananlar ve psikolojisi bozulanlar; toplum içinde hayli yüksek sayıda.


Öğretmenler sesiz kalmıyor. Bir şekilde seslerini duyurabilmek için gayret sarf ediyor. Sosyal medyayla başlayan bu hareket , somut eylemlerle devam ediyor. Bakan ise bir ileri bir geri adım atarak durumu kurtarmaya çalışıyor. Önceki yıllarda o dönem yapılan yanlışlara tepki gösterilirken; artık gelecekte de aynı sıkıntıların yaşanmaması için çözüm önerileri sunulmakta. 30 Ekim'de Samsun'dan iki öğretmen dikkat çekebilmek için Ankara'ya doğru yola çıktı. 19 Kasım'da Ankara'da olacaklar ve yürüyerek geliyorlar. Her ilden ataması yapılmayan öğretmenler başta olmak üzere buna destek verenler , Ankara'da 19 Kasım'da iki öğretmenimizi karşılayacaklar. 30 Ekim-19 Kasım arası ataması yapılmayan öğretmenler hemen her ilde çeşitli faaliyetlerde bulunuyorlar. Meşaleli yürüyüşler , ücretli öğretmenlik uygulamasının kaldırılması için imza kampanyaları , basın açıklamaları... Konunun ciddiyetini her kesime duyurmak istiyorlar. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in ise bu haykırışlara karşı her gün farklı bir açıklaması gündeme geliyor. Bir gün çıkıp "atayamadığımız için özür dileriz" diyor. Van depreminde enkaz altında kalan ve hayatını kaybeden öğretmenlerimiz varken , kendisi Fransa'ya gidiyor ve ataması yapılmayan öğretmen sorununun uyduruk olduğunu söylüyor. Öğretmen ihtiyacı konusunda da kesin bir rakam söylemiyor. "150 bin ihtiyacımız var" derken , başka bir gün "ihtiyacımız yok" , bir başka gün de "60 bin öğretmene ihtiyacımız var" diyebiliyor. Devlet ciddiyetine aykırı , güven zedeleyici bu tutumsa hem atama bekleyen öğretmenlerin hem de onların yakınlarının sinirlerini geriyor.


MHP’nin ataması yapılmayan öğretmenlerle ilgili grup önerisinin bütün partiler tarafından desteklenirken , AKP oylarıyla reddedilmesi bir popülistlik örneğidir. Ciddi bir meselede , büyük bir kesimi etkileyen bir sorunun görüşülmesi konusu dahi particilik engeline takılmış , kimlerin ne niyette olduğu ortaya çıkmıştır.


Öğretmen alımı konusunda yapılan en büyük hatalardan biri gereken kadroyu açmayıp , onun yerine ücretli öğretmen görevlendirilmesidir. Ücretli öğretmen; güvencesi olmayan , sigortasının düzenli yatmadığı , 7.50 lira gibi bir ders ücreti karşılığı çalışan kişidir. İşin daha da kötüsü başvurulara göre herhangi bir fakülteyi , meslek yüksekokulunu hatta liseyi bitiren kişinin ücretli öğretmenlik yapabilmesidir. Bu durumda bu yıl olduğu gibi tarla bitkileri mezunu ya da hayvan yetiştiriciliği mezunu bir kişi öğretmen olarak okullarda yerini alabiliyor. Ayrıca yerine kadrolu öğretmen atanan ücretli öğretmenin doğal olarak görevi sona eriyor ve birçok okulda öğrenciler sene içinde birden fazla öğretmen değiştiriyor. Son dönemlerde ise ücretli öğretmenliğe bölücü faaliyetlerde bulunmak için başvuranların olduğu; öğrencileri örgüte katılmaları için teşvik ettikleri söylenmekte. Hem öğretmene hem öğrenciye hem de eğitim sistemine büyük zarar veren bu uygulamaya biran önce son verilmeli.


Milli Eğitim Bakanı , öğretmen atamaları konusunda herhangi bir çalışma yapmazken verdiği şu tavsiye ile konuya ne kadar uzak olduğunu göstermekte:


"Atanamayan öğretmenler kendi kabiliyetlerine uygun alternatif işlere yönelsinler , kamuyu istihdam alanı olarak görmekten vazgeçmel i, atanamayan öğretmenler özel sektöre de bakmalı". 


Ceyda Cansu Denker'in dramı ise sanırım bu sözlere cevap olacaktır. Fizik öğretmeni Denker , ataması yapılmayan ve özel sektöre yönelen bir öğretmenimizdi. Dershaneden aylık 300 lira teklifi alan ve bunalıma giren genç öğretmen kendini evinin balkonundan boşluğa bıraktı.


1980'den sonra Milli Eğitim Bakanlığı yapanlardan sadece 1 tanesi eğitimcidir. Ülkemizin bir an önce eğitim camiasının içinden gelen , eğitim sorunlarını bizzat bilen , öğretmene ve öğrenciye yabancı olmayan Milli Eğitim Bakanına ihtiyacı var. Artık eğitim , ağzı olanın konuştuğu bir konu olmaktan çıkmalı; öğretmenlik , herkesin yapabileceği bir iş olarak algılanmamalı. Fakülteye öğrenci seçimi , öğretmen yetiştirme ve hizmet içi eğitim konularına daha ciddi eğilinmeli. Her ile eğitim fakültesi açarak hatta bir ile birden fazla eğitim fakültesi açarak sadece ve sadece yeni işsizler , yeni mutsuzlar elde edilebilir. Eğitim fakültelerine öğrenci seçimi aşamasında ek olarak psikolojik testler de uygulanmalı. Mesleğe başlamadan önce ve mesleğe başladıktan sonra belirli aralıklarla tekrarlanmalı. Eğitim fakültelerinde daha nitelikli , yaşama yakın bir eğitim verilmeli. Yetiştirilen öğretmen sayısı ihtiyaç doğrultusunda olmalı. Öğretmenler özellikle mahrum bölgelerde okulun ihtiyaçlarını karşılamak için çabalamaktan eğitime vakit bulamadıklarını dile getiriyorlar. Elektrik , su borcu olan okullar , fiziki donanımı yeteli olmayan okullar , öğretmensiz okullar varken; her öğrenciye tablet bilgisayar dağıtacağız denmesi de akıllarda soru işaretleri oluşturuyor.


Bir ülkenin refahı eğitim sistemiyle doğru orantılıdır. Kaliteli insan yetiştirmek , geleceği bugünden şekillendirmektir. Toplumun şekillenmesi öğretmenlerin ellerindedir. Bunun içindir ki önce öğretmeni iyi yetiştirilmeli , uygun ortam sağlanmalı , işini layıkıyla yapabilmesi için öğretmene destek olunmalı. Atatürk bu konuda hem başöğretmen olmuş hem de öğretmenlere hak ettiği değeri vermiştir.


Öğretmenlik ; minik yüreklere dokunmak , genç beyinlere hitap etmektir. 


Tecrübeyi geleceğin buluşlarına , icatlarına dönüştürmektir. 


Geçmişten güç alıp geleceğe ilerlemektir. 


Tertemiz yüreklere , pırıl pırıl zihinlere rehberlik etmektir.


Öğretmenlik onlarca insanın karakterinin şekillenmesine vesile olmaktır.


Minik ellerden tutup güven vermektir.


Birlik ve beraberliği öğretmek , sevgiyi yaymaktır.


Sorumluluk duygusunu geliştirmek , etik anlayışı kazandırmaktır.


Öğrencinin kurduğu hayali desteklemek , hayallerinin peşinden gitmesi için cesaret vermektir.


Emektir , sabırdır , özveridir.


Her gün suladığı ağacın meyve verdiği gün gözlerinin ışıl ışıl parlamasıdır.


Öğretmenlik ; yozlaşmaya karşı direnmek , azimle mücadele etmektir.


Asım'ın neslini göreceği günü beklemektir.


Dilerim bir dahaki öğretmenler gününe kadar eğitim sistemimizdeki yanlışları düzeltmek için somut adımlar atılır , öğretmenlerimizin sorunları çözülür ve bir an önce “milli” bir eğitimle 2023’ün lider ülkesinin şuurlu , yüksek karakterli , üretken nesli yetiştirilmeye başlanır.


Zeynep Dilşad


http://www.kamugazetesi.com/haber/ogretmendir-benim-adim--10085.html

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber