Bu haber kez okundu.

Öğretmen Yetiştirmenin Dayanılmaz Hafifliği!

 

Cumhuriyetimiz kurulduğunda başlıca iki kaynaktan öğreten yetiştiriliyordu. Medrese ve öğretmen okulları. Rüştiyeler (ortaokullar) için erkek öğretmen okulu 1848, kız öğretmen okulu da 1870 yılında açılmıştır.

 

Bu düzen, 1924 yılında Öğretim Birliği Yasası'nın kabul edilmesi üzerine medreselerin kapatılmasına değin sürmüştür.

 

TBMM hükümetinin ilk Milli Eğitim Bakanı Rıza Nur döneminde (10 Mayıs 1920-15 Aralık 1920) toplam erkek öğretmenlerin yüzde 37'si (875), bayan öğretmenlerin yüzde 21'i (135), toplam öğretmenlerin de yüzde 33'ü öğretmen okulu mezunuydu. (1).

 

Kuşkusuz bu nedenle, 1926 tarih ve 789 sayılı Maarif Teşkilatı'na Dair Kanun ile ''Milli eğitim hizmetinde asıl olan öğretmenliktir'' ilkesi benimsenmiştir (Mad: 12).

 

Bu nedenle cumhuriyet hükümetleri öğretmen yetiştirmeye çok önem vermişlerdir. Köy Enstitüleri, öğretmen okulları, eğitim enstitüleri, yüksek öğretmen okulları, bu politikanın ürünleridir. 76 yıllık cumhuriyet tarihimizde öğretmenlik mesleğinin maddi ve manevi olarak toplumdaki saygınlığının en yüksek düzeye ulaştığı dönem, Atatürk dönemidir.

 

Bu dönemde öğretmenlik mesleği altın çağını yaşamıştır. Bu dönem, Köy Enstitüleri'nin bizce fiilen kapatıldığı 1946 yılına değin de uzatılabilir. (Resmi kapatılma tarihi 1954 yılıdır).

 

Kurtuluş Savaşı'nın sona erdiği günlerde bir gazetecinin Atatürk'e ''işte memleketi kurtardınız, şimdi ne yapmak istersiniz?'' biçimindeki sorusunu, ''Maarif vekili olarak milli irfanı yükseltmeye çalışmak en büyük emelimdir'' diye yanıtlamıştır.

 

Düşmanın Ankara'ya yaklaştığı günlerde 16-21 Temmuz 1921 tarihinde Ankara'da Birinci Maarif Kongresi'ni toplamasından da, Atatürk'ün eğitime ne denli önem verdiği anlaşılmaktadır. Çok önem verdiği ulusal eğitim sorunlarını çözebilmek için Atatürk; cumhuriyete inanmış, aydın, laik düşünceli çağdaş bir öğretmen ordusuna gereksinme duyuyordu.

 

Devrimlerin yeşerip kökleşmesinde öğretmenleri kendine en yakın yardımcı seçen Atatürk, öğretmenleri ve öğretmenlik mesleğini her zaman yüceltmiştir. Birinci Maarif Kongresi'ni açış konuşmasında öğretmenlere o şöyle seslenmiştir:

 

''Huzurunuzda ve milletin huzurunda milli eğitimimizle ilgili görüşlerimi açıklamaya imkân veren bu fırsattan yararlanarak beklediğimiz kurtuluşun saygı değer öncüleri olan yüce Türk öğretmenlerinin bugünkü durumu göz önünde bulunduracağından ve her türlü güçlüğe göğüs gererek bu yolda yılmaksızın yürüyeceğinden şüphem yoktur. Göreviniz çok önemli ve hayatidir.''

 

Yine 27 Ekim 1922 tarihinde Bursa'da öğretmenlere yaptığı konuşmada Atatürk şöyle diyor: ''İsterdim ki çocuk olayım, genç olayım, sizin ışık saçan sınıflarınızda bulunayım. Sizden feyz alayım, siz beni yetiştiresiniz. O zaman milletim için daha yararlı olurdum.''

 

Öğretmen okullarında...

 

İşte Atatürk'ün istediği bu saygıdeğer öğretmenler; öğretmen okullarında ve Köy Enstitüleri'nde yetiştirilmiştir. Bu öğretmenler konusunda, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, 1942 Haziranında şöyle demiştir:

 

''...Köye göndereceğimiz bu Köy Enstitüsü mezunu öğremen, şimdi elimizde mevcut 9.000 talebenin bize verdiği intiba ile söylüyorum, istisnasız çalışkandır. Tatile bile gitmek istemez, kendisine verilecek işi bekler ve o işi yapar; ahlaklıdır, yalan söylemez, hırsızlık etmez, civarında bulunan kız arkadaşlarının şeref ve haysiyetini kendi kardeşi olarak muhafaza etmek şuurunda, liyakatında ve iktidarındadır''... ''Köydeki öğretmen, cumhuriyetin ve devrimin yayıcısı, bekçisi ve öğreticidir.''

 

1950'lilerde Köy Enstitüleri kapatıldı, yerine imam- hatip okulları açıldı. 1970'lerde öğretmen okulları, 1982 yılında da eğitim enstitüleri ve yüksek öğretmen okulları kapatıldı. Ve tüm Yüksek İslam Enstitüleri İlahiyat Fakülteleri'ne dönüştürüldü.

 

İçten ve dıştan gelen tüm ''böl, yönet'' tehditlerine karşın, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan 76 yıl sonra dimdik ayakta ise, bir dünya devleti olma yolunda hızla ilerliyorsa, bunu, her şeyden önce cumhuriyet döneminin ilk yarısında yetişmiş laik, idealist, Atatürkçü Türk öğretmenine borçluyuz.

 

Bugün yetişen öğretmenler cumhuriyet ve devrimin bekçisi ve yayıcıs mı? Öğretmen yetiştirmenin dayanılmaz hafifliği: Milli Eğitim Temel Yasası'na göre, ''İmam-hatip liseleri, imamlık, hatiplik ve Kuran kursu öğreticiliği gibi dinsel hizmetlerin yerine getirilmesi ile görevli elemanları yetiştirmek üzere'' öğrencileri, hem mesleğe hem yükseköğrenime hazırlayıcı programlar uygulayan öğretim kurumlarıdır.

 

Bu, kurumların yasada yazılı amaçlarıdır. Uygulamada öyle mi?

 

Bugün sağır sultan bile biliyor ki, imam-hatip lisesi mezunları, kimi köktendinci partilerin gençlik kolu, arka bahçesi, hatta militanlarıdır. Bu bizim gözlemimiz değil, kapatılan Refah Partisi Genel Başkanının belirlemesidir. 13.10.1996 tarihinde yapılan RP 4. Büyük Kongresi'nde Erbakan şöyle demiştir: ''350'nin üzerinde imam- hatip, üç bin Kuran kursu açtık. Bugünkü nesil işte o hamleler sonucu yetişti.'' (2)

 

Bir araştırmaya göre 1997 yılında yükseköğretim lisans programlarına yerleşen lise ve imam-hatip lisesi mezunlarının (124.694) yüzde 9.6'sı (11.940) imam-hatip çıkışlı, geri kalan yüzde 90. 4'ü (112.754) lise çıkışlıdır. Buna karşılık anılan yılda dört yıllık lisans programlarına yerleşen 11.940 imam- hatip lisesi mezununun yüzde 61'i (7253) dal (branş) öğretmeni yetiştiren programlara girmişlerdir. Bu oran lise mezunları için yalnızca yüzde 27.72'dir.

 

YÖK'ün marifeti!

 

Laik ve ulusal eğitimimizi dinselleştirme, ''imam-hatipleştirme'' ve çağdaş üniversiteyi bu ''medreseleştirme'' yeterli görülmemiş olacak ki, 1998-1999 öğretim yılında YÖK yeni bir uygulama başlatmıştır. Bu öğretim yılında birçok ilahiyat fakültesinde, ilahiyat lisansının yanı sıra, İlköğreğim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği bölümü açılmıştır.

 

Ancak anılan yılda ilk ve ortaöğretimde 190.000 dolayındaki Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders saati için 15.861 öğretmen (bir öğretmene ortalama 12 saat) görevlidir.

 

Daha açık bir deyişle bu dalda bir öğretmenin aylığı karşılığında okutmak zorunda olduğu haftalık 18 saat ders esas alındığında, 5306 öğretmen fazlalığı bulunmaktadır. Bu nedenle ilahiyat fakültelerinde yeni açılan İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği Bölümü mezunlarının işsiz kalmaması için, bu bölüm öğrencilerine 153 kredilik esas alana ek olarak, 12 kredilik Türkçe ve sosyal bilgiler yan alanları konulmuştur.

 

Bu din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni olarak yetişeceklere, Türkçe dersinin yan alan olarak okutulmasının bizce birçok sakıncası bulunmaktadır. Her biri iki saat olan bu 12 kredilik Türkçe yan alan dersleri şunlardır: Türkiye Türkçesi, Osmanlı Türkçesi, Türk Edebiyatı, Çocuk Edebiyatı, Türkçe Öğretimi, Dil ve Kültür vb. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olarak yetiştirilerek, bu alanda gereksinme olmadığı için, büyük bir olasılıkla Türkçe öğretmeni olarak atanacaklar neden ilahiyat fakültelerinde yetiştiriliyor?

 

İlahiyat fakültelerinde Türkçe öğretmeni yetiştirecek öğretim üyesi bulunmadığından bu derslere aynı fakültede İslam Edebiyatı, Osmanlı Edebiyatı derslerini okutmakta olan öğretim üyeleri gireceklerdir.

 

Bu da, bizce Atatürk'ün tam bağımsızlık ilkesine taban tabana ters düşecektir. Atatürk'e göre tam bağımsızlık, askeri, siyasal, ekonomik, tüzel (hukuki), kültürel, eğitsel her alanda tam bağımsızılk ve tam özgürlük demektir. Bunu, ''Bir ulusta şeref, onur, namus ve insanlığın varlığı, o ulusun özgürlük ve bağımsızlığına bağlı olmasına bağlıdır'' sözleriyle ifade etmiştir.

 

Türkçe öğretmenliği yapacak olan gençlere Arap- Acem kültürü öğretilerek güzel Türkçemiz zenginleşecek mi? Tam tersine bu nitelikteki öğretmenlerle Türkçe kirlenecektir.

 

Dileğim, yan alan bile olsa, ilahiyat fakültelerinde Türkçe öğretmeni yetiştirilmesine YÖK'ün derhal son vermesidir.

 

 

 

(*) Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi

 

(1) İ. Hakkı Tonguç, Eğitim Yolu ile Kalkındırılacak Köy, Üçüncü Bası, Ankara: Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı Yayını, 1998, s. 278.

 

(2) Mahmut Adem, Atatürkçü Düşünce Işığında Eğitim Politikamız, Ankara: 1999, s. 99

 

muratkaymak.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber