Öğretmen Diyarı

Öğretmen yetiştirme sistemi ve ÖABT
Yıllardan beri süren bir tartışmadır, öğretmenin niteliği ya da daha doğrusu “Öğretmen Yetiştirme Sistemimiz”...

Konu ile ilgili Cumhuriyet tarihimiz boyunca çok farklı reformlar yapılmış ve sistem üzerinde çok fazla değişiklikler yapılmıştır. Lakin her reform beraberinde de bir sorun getirmiştir. 2013 yılında getirilen “Öğretmenlik Alan Bilgisi Sınavı” (ÖABT) yakın sürecin önemli bir gelişmesidir. Bu gelişmenin olumlu olduğunu düşünüyorum. Zira bir öğretmenin alanında iyi olması şarttır. Birkaç gündür birçok tv kanalında ve gazetelerde çıkan haberlere baktığımızda 2016 ÖABT sonuçları üzerinden çeşitli yorumlar yapılmaktadır. Bunların bir kısmının haklılık payı bulunmakla beraber bir kısmı da insafsızca eleştiriden ibarettir. Eğitim camiasında çok tartışılacak bu sonuçlar üzerine gözler “Öğretmen Yetiştirme Sistemimiz” üzerine çevrilmiş durumdadır. Öğretmenlik dallarına göre farklı durumlar olsa da genel olarak öğretmenlerin atama puanlarının yarısı ÖABT olarak ifade ettiğimiz Öğretmenlik Alan Bilgisi Testi ile oluştuğundan ÖABT oldukça mühimdir. 2016 ÖABT sonuçlarına göre 50 soru üzerinden doğru ortalamaları bazı bölümler için şöyledir: Türkçe (32), Sosyal Bilgiler (29), Sınıf Öğretmenliği (24), Fizik-Kimya-Biyoloji (ortalama 15-16), Lise Matematik (10)...

Sonuçlar düşündürücü, lakin daha da düşündürücü olan sistemin karmaşıklığıdır. Çünkü eğitim fakültesine getirilen baraj nedeniyle LYS’de ilgili puan türünde 240 binin altında kalan öğrenciler Eğitim Fakültesi’ne giremeyecekler. Diğer yandan ise daha düşük puanlarla Fen-Edebiyat Fakültesi okuyan gençler ile Eğitim Fakültesi okuyan gençler arasında ciddi bir adaletsizlik yaşanacağı aşikardır. Hatta bu adaletsizlik atanmış öğretmenler arasında bile yaşanmaktadır. Şöyle ki:

Tezsiz Yüksek Lisans adı ile başlayan daha sonra Pedagojik Formasyon ismini alan ve en sonunda da Öğretmenlik Sertifikası gibi farklı isimler ile devam eden Fen-Edebiyat Fakültesi mezunlarına öğretmen olma imkanı tanıyan ve atanabilmeleri için mecburen almaları gereken Eğitim Bilimleri Derslerini yüksek lisans saymak eşitliğe aykırı bir durum teşkil etmektedir.

Eskiden bir buçuk yıl süren son 5 yıldır da bir yıl süren hatta günümüzde üniversite okurken alanabilecek şekilde de kolaylık sağlanan bu formasyon sürecinde dikkatleri çeken bir haksızlık yapılıyor. Nitekim öğretmen olmanın üç niteliği bulunmaktadır. Genel Kültür bilgisine sahip olmak, formasyona (eğitim bilgisine) sahip olmak ve alan bilgisine sahip olmak. Peki öğretmen olmak için formasyona sahip olmak zorunlu iken bunu bir ayrıcalık gibi sunan yanlış uygulamaya ne zaman son verilecektir?

Fen-Edebiyat mezunlarının formasyon alarak bu yolla öğretmen olanları "Yüksek Lisans Mezunu" (fakat bu uygulama, belgesinde Tezsiz Yüksek Lisans yazanlara yani 2011’den önce formasyon alanlar için geçerli olup) bu belgeye sahip olanlara ek derslerini % 5 fazla ödeyen M.E.B. biran evvel bu haksızlığı gidermelidir. Öğretmen olmak için Eğitim Bilimleri Derslerini görmek mecburidir. Ayrıca formasyon ya da sertifika alanlara bu ödeme yapılmazken sadece "Tezsiz Yüksek Lisans" belgesi olanlara bu hakkın tanınması da ayrı bir çelişkidir. MEB'den bu haksızlığın giderilmesini bekliyoruz.

Durum böyle iken ve bunun gibi daha birçok adaletsizlik örneklerini sıralamak mümkün iken Eğitim Fakültesi’ne getirilen baraj nedeniyle Eğitim Fakültesi ile Fen-Edebiyat Fakültesi mezunları arasında hem atama hem de memuriyet süresince birçok eşitsizliğe neden olunacağı ortadadır. Bunun için acilen sorunun çözümü için gerekli adımlar atılmalıdır. Bunun için öncelikle, Öğretmen yetiştiren kurumun sadece “Eğitim Fakültesi” olarak tanımlanması ve Fen-Edebiyat Fakültesi okuyacaklara önümüzdeki seneden itibaren formasyon verilmeyeceği açıklanmalıdır. Fakat şuan da Fen-Edebiyat Fakültesi okuyan gençler formasyon alacaklarını düşünerek yani “Öğretmen olmak amacıyla” Fen-Edebiyat Fakültesi okumakta olduklarından onlara bu hak tanınmalı lakin 2017 itibariyle Üniversite Tercihleri yapılmadan evvel “Fen-Edebiyat Fakültesi okuyanlara formasyon verilmeyeceği” açıklanmalıdır. Bu seneden itibaren Fen-Edebiyat Fakültesi’ne başlayacak olanlara Pedagojik Formasyon eğitimi verilmeyeceğinin açıklanması sorunun çözümü için yeterli değildir. Zira böylesi bir durumda Fen-Edebiyat Fakültesi’nin kontenjanlarında büyük boşluklar oluşacağını şimdiden ifade etsek yanlış olmaz sanırsam. Zira Fen-Edebiyat okuyan gençlerin büyük çoğunluğu öğretmenliği meslek olarak seçmektedir. Ama Fen-Edebiyat Fakültesi’nin amacı öğretmen yetiştirmek değildir, herşeyden önce bu durum Fen-Edebiyat Fakülteleri’nin kuruluş felsefelerine aykırı bir durum teşkil etmektedir.

Fen-Edebiyat Fakültesi’nden mezun gençlere iş imkanı sağlanmalı bu konuda da bir komisyon kurularak ilk önce Fen-Edebiyat Fakültesi’nin son yıllarda artan kontenjan miktarına “Dur” denerek kontenjan miktarı azaltılmalıdır. Aksi takdir de ileri ki yıllarda birçok Fen-Edebiyat Fakültesi mezunu bugünkü tablodan daha kötü bir işsizlik sorunu ile karşı karşıya kalacaktır. Ülkemizde gerçek anlamda bir personel planlaması yapılmadığından üstelik bir de yeni açılan üniversitelerde de ardı sıra yeni bölümler açılmaya hatta bununla da yetinmeyip ikinci öğretim programlarının artırılması ve devamında ise kontenjan artırımına gidilmesi neticesinde mevcut çalışma hayatı ile ihtiyaçlar arasında sağlıklı bir işbirliği oluşturulamadığı görülmektedir. Bu sorun şuan için çözülmediği gibi kısa vadede çözülmesi zor görünmektedir. Lakin söz konusu planlamanın acilen devreye sokulması Eğitim Fakültesi’nde okuyan ve okuyacak gençlere haksızlık yapılmaması, Fen-Edebiyat Fakülteli mezun işsiz sayısının daha fazla yükselmesini önlemek adına zaruridir.


Konunun çok detaylı olarak düşünülmesi ve gerekli planlamaların çok yönlü bir şekilde analiz edilerek konuya çözüm bulunması ülkemiz gençliğinin geleceği için oldukça önemlidir. Zira gençlik geleceğimiz, geleceğimiz ise onların daha iyi eğitim almaları ile sağlanacağından oldukça hassas olan bu konu üzerine sivil toplum örgütleri başta olmak üzere her kesimden temsilciler ile bir komisyon oluşturulmalı ve bir çözüm süreci oluşturulmalıdır.

Kaynak: KamuGundemi.com

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Eğitim ve Ögretim Eğitim ve Ögretim