Bu haber kez okundu.

ÖĞRETMEN-ÖĞRENCİ BAŞARISIZLIK NEDENLERİ VE ÇÖZÜM YOLLARI SORUNLAR

İdareci öyle bir konumdadır ki bulunduğu yeri ve muhiti kendi rengine boyar ve o muhite kendi duygu ve düşüncesini yaşatabileceği bir atmosfer oluşturur. Yani idarecinin rengi, şekli ve kabiliyeti, yönettiği kuruma yansır. Tek başına başarıyı düşünen idareciler yanılıyorlar. Her bir ferdi işin içine katmalı, kendisi işi nasıl benimsiyorsa elemanlarına da aynı şekilde benimsetmeli. Herkesi kendi evi, kendi çocuğu için çalışıyor hissiyle hareket ettirmesini bilmeli. Kararlar ortak olmalı, istişareye önem vermeli. Uzmanı olan kişilere işini öğretmemeli, uzmanın işini kendisi yapmamalı, uzmanın işini biliyormuş gibi uzmana müdahale etmemeli, sadece çalışmalarını teşvik etmeli, sonuca bakmalı.

 

Öğretmenlerin problemleri bilinmiyor, zorlandıkları ve sorun olarak gördükleri şeyler idareciler tarafından problem olarak görülmüyor.

 

İlkokul öğretmenleri, ortaokulda ve lisede idareci oldukları taktirde branş öğretmenlerini anlayamıyorlar. Ne kadar problemlerini biliyoruz deseler de ihtiyaçlarına gereken anlayışı gösteremiyorlar. Üstelik bütün idareciler branş öğretmenlerini anladığını söylüyor ve branş öğretmenlerinin ders anlatışına dahi karışıyorlar, sanki bütün branşların inceliklerini biliyorlarmış gibi hareket ediyorlar.  Sonuca bakmadan yol ve yönteme bakıyorlar. Branş öğretmenlerinin kazanımlarını bilmiyorlar.

 

ÇÖZÜM: Mümkün olduğu taktirde orta okul müdürü orta okul öğretmenlerinden yani branş öğretmenlerinden, ilkokul müdürleri ilkokul müdürlerinden olmalı.

 

Yeni Öğretmenler ne kadar bilgi yüküyle dolu olarak başlasalar da, branşları hakkında bilgi sahibi olsalar da uygulamalı eğitim konusunda zayıf oluyorlar ve öğretim yöntem ve tekniklerini bilmiyorlar. Yeni öğretmenler anlatım yöntem ve tekniklerini kavrayana kadar seneler geçiyor, hizmet içi eğitim kurslarında ve temel eğitim kurslarında teorik bilgiler öğreniliyor. Eski öğretmenler yeni sisteme adapte olamıyorlar ya da gerek yeterli olduklarını düşündüklerinden gerekse işlerinin yoğunluğundan derslere hazırlık konusunda zayıf kalıyorlar.  Bu iki nesli bütünleştirip ortak düşünmelerini sağlamak gerekiyor. Hatta bazen doğru yöntem uygulayan öğretmen yanlış yöntem uyguluyormuş gibi yargılanabiliyor.

 

Çözüm: Öğretmenlere haftalık zümre yapılabilir. Bu zümrede öğretmenlere gerekirse ek ders ücretleri ödenebilir, köyden gelenlerin yol parası ödenebilir. Ama bir bütünlük adına ve öğretmenlerin yetişmesi adına çok faydalı olacaktır. Yeni öğretmenler ne anlatacağını, eski öğretmenler nasıl anlatacağını fark eder. Öğretmenlerin gereksiz yöntem deneyerek uygulayacakları zamanları, kafa ve yöntem denemelerinden kaynaklanan kendi kendilerini yıpratmaları önlenecektir.  Öğretmenler ilk üç sene çok idealist oluyorlar, denedikleri yöntemler ve başarısızlıklar bu heyecanlarının yok olmasına sebep oluyor. Bu problemler ortadan kalkacaktır.

 

Müfettişlerin denetlemesi öğretmenlere sadece stres kaynağı oluyor. Bu da öğretmenlerin dersten çok kağıt küreğe önem vermelerine sebep oluyor. Büyük bir topluluğa konferans verebilen bir öğretmen müfettiş denetlemesinde tıkanıp kalabiliyor. Çünkü denetlenme hissi bir şey öğretme hissinden çok farklı.  Öğretme hissi zevk işi iken denetlenme hissi zorlama bir iştir.  Rehberlik vazifesinde görevli müfettişler öğretmenlere neler yaptığını sormadan, öğretmenin eğitimle ilgili fikrini almadan sanki her yaptığı yanlışmış gibi sadece şunu, bunu yapacaksın diye tembihte bulunması öğretmenlerin moralini alt üst ediyor. Müfettiş ve öğretmen ilişkisi “TABİ EFENDİM” sözünden ileriye gitmiyor. Öğretmen müfettişe soru sormak istemiyor. Soru sorulduğu taktirde Müfettiş öğretmenin başarısız olduğu hissine kapılıyor ya da Öğretmenin müfettişe ilettiği her yöntem yanlış olarak değerlendiriliyor. Her öğretmenin bütün dersleri aynen şekilde anlatması bekleniyor.

 

ÇÖZÜM: müfettişlerin öğretmenlere faaliyetlerini, dersleri nasıl işlediğini sorması, öğretmende doğru bir şey yaptığı izlenimi ve heyecanı varsa bu heyecanı söndürmeden güzelce yönlendirmesi, güzel olan uygulamalar teşvik etmesi, yanlış uygulamaları ise yol ve yöntem göstererek düzeltmesi gerekiyor. Çünkü yanlışı direkt olarak yüzüne vurulan insan yanlışını anlasa dahi savunma ihtiyacı gösterir. Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’in yanlış abdest alan bir kişiyi uyarırken ki hassasiyetleri her eğitimcinin bilmesi gereken bir hassasiyettir. Uyarılan insan incitilmemeli. Yanlışları yüzüne vurulmamalı. Öğretmenin bir anlatım tarzı varsa o anlatım tarzında modifiyeler yapılmalı. Bir anlatım tarzını yıkıp yenisi oluşturulmaya çalışılmamalı.

 

Müfettişler derse girip teftiş yapacaklarına girdikleri ders kadar örnek ders anlatsalar, asıl görevleriolan rehberlik vazifesini en güzel şekilde yapmış olurlar. Müfettiş olan bir, nasıl teftiş ettiğimi merak eden ve izleyen müfettişler karşısında kan ter içinde kaldığını anlatıyor. Müfettiş olan birinin ders anlatışını başka müfettişe teftiş ettirin, teftiş edilen müfettiş kendini çok kötü hissedecektir. Teftiş eden de işi bilmiyor diye eleştirecektir.

 

Bir derste yapılan teftiş, teftiş olamaz. Uzun sürelerde bitirdiğimiz dersin bir saatine göre yapılan teftiş yanlıştır. Dünyanın en güzel eğitim sistemi olan Finlandiya’da teftiş sistemi yok. Her gün bilgisayar yardımıyla ders işleyen bir öğretmenin bilgisayarı o ders bozulur. Müfettişe durumu anlatsa inanmayacaktır. Öğretmen da anlatmıyor zaten.  Çünkü şartlanılmış, inanmama üzerine kurulu, karşıdakiler sadece yanlış yapar, görevini yapmada kusurludur şeklinde düşünülen bir denetleme olduğuna inanılıyor.

 

FARKLI YÖNTEM VE TEKNİK DENEYEN ÖĞRETMENLERİN BAŞARI GRAFİĞİ GÖZETLENMEDEN YANLIŞ OLARAK YORUMLANIYOR. Sınıflar arasında başarı düzeyi her zaman aynı olmuyor.  Hasbelkader öğretmen başarısız bir sınıfta ders işlerken müfettiş geliyor. Öğretmen sadece o sınıfa göre değerlendiriliyor. Hatta denemede diğer derslere %35 fark atan dersin öğretmeni, o sınıfta başarısız olarak değerlendiriliyor.

 

Eğitimci olmayan kişilerin düşüncelerine göre eğitim-öğretim problemleri tespit edilmemeli, Problemler öğretmenlerden öğrenilmeli, eğitimci olmayan öğretmenleri anlayamaz. Hatta her branşın problemlerini ancak o branş öğretmenleri belirleyebilir. Nasrettin Hoca’nın dediği gibi “eşekten düşenin halini ancak ve ancak eşekten düşen anlar.” Bir de “bekâra avrat boşaması kolaydır.” Problemin çözümü işi bilmeyenler tarafından kolay gibi gözükür. Onun için problemin çözümünde birebir eğitim yapan eğitimcilerden yararlanılmalıdır.

 

Öğretmenlerin kitap okuma alışkanlıkları yok. Kitap okuma alışkanlığı olmayan bir öğretmenin öğrencilerine kitap okuma alışkanlığı kazandırması olanaksız.

 

Öğretmenlere kitap okuma alışkanlığı kazandırmak için çeşitli yöntemler denenebilir. Fırsatları değerlendirebiliriz. Örneğin sene sonu seminerleri öğretmenlerin kitap okuma alışkanlığı kazanmaları için bir fırsattır. Zaten seminerlerin faydalı olduğuna hiçbir öğretmen inanmamaktadır. İnanılmayan bir şeyi de zorla yaptırmak faydasız olmaktadır. İdarecilerin zorlamalarıyla yapılmaktadır. Zorla güzellik olmuyor.  Bunun yerine 3 saat boyunca çok güzel kitap okunabilir. En azından öğretmenlerin kitap okuma zevkini tatması sağlanır.

 

Sene başı seminerleri de hakeza. Yeterince güzel değerlendirilememektedir.

 

Sene başında 15 gün boyunca zümre öğretmenleri toplansa yıl boyu anlatacakları derslerin hazırlıkları yapılsa, her gün örnek ders anlatımları yapılsa en güzel şekilde değerlendirilmiş olur. Hem öğrencilerin hem öğretmenlerin faydasına bir faaliyet yapılmış olur.

 

Arabayı dağdan bayırdan götüremezsin. Yol neredeyse araba oradan gider. Öğretmenlere sistem iyi kurulmalı. Yolları güzel, kullanılabilir ve insan mantığına uygun şekilde kurmak öğretmenlerin başarısını arttıracaktır. Yol ne kadar güzelse araba o kadar hızlı ve sağlıklı gider. Demek ki önce milli eğitim ve okul idarecileri yolları yani sistemi iyi kurmalı, yollar insan mantığına uydurulmalı.

 

Üniversitenin birisinde okul bahçesine çim ekerler. Bahçenin güzelliği adına kilit parkeden kıvrım kıvrım göze çok hoş gözüken yollar yaparlar. Üniversite yönetimi ortaya çıkan eserden kıvanç duyarlar. Gurur verici bir tablo vardır. Çimlerin her yerine “çimleri tepelemeyelim” yazısı konur. Ne kadar uğraştılarsa çimlerin tepelenmesini engelleyemezler. Üniversite yönetimi bir karar vermek zorundadır. Yönetimden birisi bir teklif getirir.  Öğrencileri bir ay boyunca izlerler. Öğrencilerin en çok tepeledikleri yerleri tespit ederler ve yolları oradan yaparlar. Bundan sonra uyarı tabelalarına ihtiyaç kalmaz.

 

Demek ki önce sistemi iyi kurmalı. Kurulan sistem insan mantığına uygun olmalı.

 

Çok fazla öğretmenin sistemden şikâyet ettiği malum. Öğretmenlerden sorunlar ve çözüm yolları diye fikir alınabilir. İstenilen şeylerin somut ve uygulanabilir olması istenir. Eleştiri istenmez. Sadece neler yapılabilir diye uygulamalar istenebilir. “Sizin uyguladığınız ve faydalı olduğunu düşündüğünüz uygulamalarınızı yazın” denebilir.

 

En azından öğretmenlerden de fikir alınmış, öğretmenlerin gönlü hoş tutulmuş olur. Çıkan sonuç değerlendirilir, öğretmenlere gönderilir. Eminim çok öğretmen somut şeyler yazamayacaktır ama en azından öğretmenlerin eleştirecek mevzuları kalmaz.

 

Öğretmenlerin motive olmaya ihtiyacı var. Tükenmişlik düzeylerini belirlemek için bir araştırma yapılsa öğretmenlerin oldukça yıprandıkları görülecektir. Motive olmayan bir öğretmenin motive etmesi beklenemez. Öğrencilerin motive edilmesini öğretmenlerden isteriz. Motive edilmeyen, sevilmeyen, takdir görmeyen öğrencinin sağlıklı bir eğitim göremeyeceği, yeterli bir kişilik elde edemeyeceği söylenir. Biz büyüklerin çocuklardan ne farkı var. Her insan motive edilmek istenir. Takdir görmek ister. Bir milletin başbakanı, cumhurbaşkanı da olsa sevilmeye, takdir görmeye, motive edilmeye ihtiyacı vardır. Gerek gösterilen teveccühlerle, gerek sahiplenilmeyle motive olurlar. Diğer meslek sahipleri ise görevde yükselme ümidiyle motive olur. Öğretmenliğin motive edecek ödüller konusunda sıkıntısı var. Çok çalışan öğretmenle, az çalışan öğretmen iyi ayırt edilememektedir. Bunları ayırt etme konusunda somut kriterler yok. Bir ilçenin en iyileri hep bir öğretmenden çıkar ama hiçbir ödül almadan emekli olur. Öğrenciler ödüldür diye düşünülebilir. Öğrenci çok uzun vadeli bir ödüldür. Öğretmen okumuş öğrencisini görene kadar emekli oluyor. Emekli olmuş veya yaşlanmış hangi öğretmen hakkıyla yâd ediliyor. Okuyan kaç kişi eski öğretmenini önemli günlerde hatırlıyor, arıyor, halini hatırını soruyor.

 

Öğrencilerin cezadan çok ödülle motive edilmesi istenir. Öğretmenlere ödülden çok cezalar anlatılır. İdareciler öğretmenleri ceza şekillerini göstererek motive ediyor. Ceza motive etmez strese sokar. Ödül motive eder. Ödüllendirilme şekli öğretmenlerden fikir alınarak belirlenebilir.

 

Bir yerde başarı varsa sadece idareciler ödüllendiriliyor, takdir görüyor. Bir yerde başarı tek başına elde edilemez. Ama başarısızlığın sebebi tek başına bir idareci olabilir. Yabancı eğitim bilimcilerden birisi bu konuyu daha katı olarak ifade etmiştir. “Bir yerde başarı varsa bu o örgütün başarısıdır, bir yerde de başarısızlık varsa o idarecilerden kaynaklanmaktadır.” diyor.

 

Çözüm: iyi okullara toplu ödüller verilir. Örneğin 100 puan üzerinden değerlendirilecek olsa idareciler ve öğretmenlerin ortak kararıyla bu puan dağıtılmış olur. Ayrıca bir iki öğretmen ve idareciyle yetinilmemiş olur. Çok gayret ettiğine inanılan bazı öğretmenlere öğretmenler olarak biraz fazla puan verilmiş olur.

 

4 branş (fen, Türkçe, matematik, sosyal) her zaman başarı ve başarısızlıkta günah keçileridir. Ama ödüllendirmede hiçbir artıları yoktur. Hatta ek dersleri de çok öğretmenden daha azdır. Bu dört branşın ayrıca ödüllendirilmesi ve fazla puan ya da takdirle ödüllendirilmesi gerekiyor.

 

Birinci kademe öğretmenlerinin değerlendirilmesinde ikinci kademe öğretmenlerinin etkisinin olması lazım. Bir öğretmen çok harika öğrenciler göndermiş. İkinci kademe öğretmenleri o sınıfa girmekten zevk alıyor. Bu öğretmene ayrıca ödül verilmeli.

 

Bir tane güzel uygulama bin tane güzel sözden daha değerlidir.

 

Güzel söz insanı harekete geçirir, heyecanlandırır. Ancak anlatım yöntem ve tekniklerini öğretmez. Anlatım yöntem ve teknikleri bir şekilde öğretmenler uygulamalı olarak öğretilmelidir. İstekli ama işi bilmeyen öğretmeni şuna benzetebiliriz. Maraton şampiyonunun futbol sahasına çıkıp, herkesin iki katı koştuğu halde ayağına top değmemesi gibi yapacağı işi bilmeyen insanın işinin sonu hüsrandır. İnsan harekete geçmeli, heyecanlanmalı, motive olmalı ama ne yapması gerektiğini de bilmeli.

 

Milli eğitimin en büyük problemi uygulama eksikliğidir. Teorik harikadır ama uygulama yoktur. Uygulama faaliyettir, yol yöntem bilmedir, nehrin gideceği yatağı göstermektir. Yalnız suyun zamanla yatağı yontarak düzelttiği gibi, öğretmende o yolda küçük değişiklikler yapacak, sistem içerisinde kendine has değişiklikler, uyarlamalar, yöntemler geliştirecektir.

 

Öğretmen kendi yöntemini bulmalı denilebilir. Öğretmen kendi yolunu bulur ama seneler geçer, seneler boşuna heba edilmiş olur. O arada öğretmen yıpranmış, heyecanı, idealistliği törpülenmiş, normal sürede 10-15 yılda uğrayacağı yıpranmışlık düzeyine ilk 2-3 senesinde ulaşmış olur. Şu an bir anket yapılsa en ümitsiz öğretmenler bir- iki senelik öğretmenler olduğu görülür. Cesaretleri kırılmış, her yaptığını ürkek ürkek yapan, okuldan soğumuş, ilk senesinde nasıl emekli olacağını hesap eden bir öğretmen neslidir. Bu durumun oluşmaması için önlem alınması gerekiyor.

 

Araba sürmeyle ilgili ansiklopediler dolusu kitap okunabilir. Arabanın her şeyi öğrenilebilir. Ama sürmenin pratiği yapılmadığı taktirde araba sürmesi öğrenilemez. Araba sürmede formaliteyi iyi bilen değil, daha çok uygulama yapan, tecrübe edinen bilecektir.

 

Bu sorunların çözümü: Zümreler çok iyi değerlendirilmeli. Haftalık zümreler yapılmalı, o haftaki konular ve konuların nasıl işleneceği orada değerlendirilmeli, örnek ders anlatımları yapılmalı, gerekirse ders anlatımlarında müfettişlerden örnek anlatımlar yaptırılmalı ve aktif öğrenme yöntem ve teknikleri öğrenilmeli.

 

Bütün eğitim kitaplarında formal eğitimden daha çok informal eğitim yöntemlerinin önemi üzerinde durulur. İnformal eğitimde neler yapılabilir oralarda görüşülür. Köyden gelenlerin yol parası ve ek ders ücretleri verilir. Gerekirse şehir içindeki öğretmenlerin de ek ders ücretleri ödenebilir. Çünkü yapılan faaliyetin olumlu yönü bu masrafa değecektir.

 

En büyük görev milli eğitim müdürlüklerine ve idarecilere düşüyor. Öğretmenler bir sudur. Akar nerde ise oraya doğru yol alacaktır. Su dağları yaramaz, delemez ama küçük engelleri setleri aşabilir. Yöneticiler ve milli eğitim, nehrin yerini, yolunu güzel ayarlamalı, suyun gitmesi gereken kanalı yapmalıdır.

 

Bizim ülkede eskiden beri işi öğrenmek işten kaytarmanın yollarını öğrenmek olarak anlaşılmıştır. Sistemin iyi kurulmasıyla bu anlayış ortadan kaldırılacaktır.

 

Öğrencilerde kendi başlarına okuyup öğrenebilme becerisi yok. Kendi başlarına öğrenebileceklerine inanmamaktadırlar. En küçük bir konuda dahi hemen yardım istemektedirler. 20 soruluk bir testte on kez soru soruyorlar. Konuya çalışmadan sadece öğretmenden dinledikleriyle yetiniyorlar. 30 dakika bile ders çalışmaya, kitap okumaya konsantre olamıyorlar. Bu 30 dakikada kırk kez kalkıyor kırk kez de etrafına bakıyorlar.

 

 

Etütlerde kendi başlarına çalışma alışkanlığı kazandırılmalı. Etüt sonunda öğrendiği konu kesinlikle kontrol edilmeli. Kendi başına çalışmayı öğrenemeyen insan ömür boyu birilerine muhtaç yaşayacaktır. Kendine güvenmeyen yaptığının doğru olacağına inanmayan bir nesil olacaktır. Her durumu birilerine soracaktır. 

 

İBRAHİM ETEM HAMURKESEN

[email protected]

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber