Bu haber kez okundu.

Öğrencilere Verdiğiniz Ödevler Ne Kadar “Önemli”?

14 yaşındaki oğlum, okula doğru yürürken yolun yarısında biyoloji dersi için yapması gereken bir ödevi yapmayı unuttuğunu hatırladı.

“Büyük bir şey miydi?” diye sordum korka korka.

“Yok” dedi omuzlarını silkerek. “Bir sayfa dolusu soru sadece. Önemli bir şey değil.”

Bu daha önce de oldu. Hem de çok kez. İşin aslı “önemli bir şey değil”, okula giden iki çocuğumun da ödevleriyle ilgili en çok söylediği sözlerden biri. Bu sabah yine aynı şeyi söylediğinde, dönüp kendime baktım. Acaba bu yıl içinde hiç gerçekten önemli olan ve sınıfın dışında da bir amacı olan bir ödev ya da çalışma yapıp yapmadığımı düşündüm. Ne yazık ki aklıma çok fazla bir şey gelmedi.

Bu benim için çok moral bozucu bir gerçeklik, çünkü tüm dünyadaki farklı okullara yaptığım gezilerimde çok sayıda “önemli” ödev ve çalışma örnekleri görüyorum: Philadelphia’da Afrika’nın ücra yerlerindeki hastaneler için güneş paneli tasarlayan lise öğrencileri; San Diego’da yerel ekosistemleriyle ilgili kitaplar yazan ve bunları yerel dükkanlarda satan ortaokul öğrencileri; Avustralya’da Melbourne’un dışındaki okullarında inşa edilen yeni bir kampüsün tasarımına katkıda bulunan ilkokul öğrencileri… Ve bunun gibi daha pek çok örnek.

“Önemli” bir ödev ya da çalışma, sınıf duvarlarının ötesinde de bir öneme sahiptir. Ondan keyif alacak ya da bir parça da olsa fayda sağlayacak bir “izleyici” kitlesi için yaratılmıştır. Öğretmene sadece not almak için teslim edilmez ya da akranlarla sadece gözden geçirmek için paylaşılmaz. Bu dünyaya potansiyel olarak fark katacak bir çalışmadır.

Ve her ne kadar sınıflarımızda “önemli” çalışmalar yapabiliyor olsak da, internete ve modern dünyanın aletlerine ve teknolojilerine artan erişimimiz, öğrencilerimizin yaptıklarının gerçek uygulamalarını mümkün kılıyor ve izleyici potansiyellerini artırabiliyor. Yani öğrencilerimiz birden bire 2.5 milyarlık bir izleyici potansiyeline ulaşabiliyorlar. Bu potansiyelin içinden okuyucular ya da katkıda bulunanlar çıkabiliyor. Ve öğrencilerimiz, öğretmenlerinin henüz öğrenciyken yapmayı bile hayal edemeyecekleri yöntemlerle çalışarak gerçekten güzel ve çok anlamlı çalışmalara imza atabilecekleri her çeşit alete ve uygulamaya sahipler.

Öğrencilerimizin bilgiye, dataya, insanlara ve aletlere erişimlerinin bu kadar kolaylaşması, okulda yaptıkları çalışmalar üzerindeki düşüncelerimizin ciddi bir değişimden geçmesini gerektiriyor. Onlara, geleneksel ve kurumsal olarak organize edilmiş ödevler vermek ve çalışmalar yaptırmak yerine onları daha çok öğrenci tarafından organize edilen, onların ilgileri ile konunun kesişmesini sağlayan çalışmalara doğru yöneltmeliyiz.

Bu fikir, bazı çocukların kendi başlarına, okul dışında, kendi ilgileri ve tutkuları çerçevesinde yaptıkları çalışmalara baktığınızda çok daha fazla ilginizi çekecektir: Mesela 16 yaşındaki Sean Fay Wolfe’un Minecraft üzerine yazdığı 422 sayfalık romanı Adalet Arayışı, Amazon’da çok satan kitaplardan birisi oldu. Ya da örneğin bir sulu boya robotu tasarlayan 12 yaşındaki “Süper Etkileyici Sylvia” Todd’un bu ürünü bir süre sonra satışa çıktı. Ya da okul çıkışı zamanını bir Johns Hopkins laboratuarında çalışarak geçiren 15 yaşındaki Jack Andraka, yepyeni bir kanser testi icat etti.

Bu çocuklar çok mu sıra dışı? Elbette öyleler. Ama aynı zamanda şu anda her çocuk için mümkün olan, hatta aynı zamanda hepimiz için mümkün olan şeyin bir örneğiler. Bu ve bunun gibi binlerce örnek, eğer elimizin altındaki potansiyelleri kullanmaya başlarsak, sınıflarımızda nelerin mümkün olduğunu tekrar düşünmeye zorlamalı bizi. Öğrenciler ve öğretmenler arasında elden ele kağıtlar – dijital ya da diğer türlü – dolaştırmak yerine, öğrencilerin gerçek izleyiciler için gerçek çalışmalar yapmalarına izin versek ne olur? Ve bu izleyiciler bu çalışmalarla, okul duvarlarının, ders programının ve müfredatın sınırlarının ötesinde bir etkileşime geçse neler olur? Peki ya öğrencilerimizin, gerçekten önemsedikleri ve yaratmak istedikleri şeyleri sadece not için değil dünyaya potansiyel katkısı ya da etkisi için yapmalarına izin versek?

Hiç şüphe yok ki, bu tür bir çalışmayı yönetmek ve değerlendirmek daha zordur. Her ne kadar bu tür bir çalışma bize bir öğrencinin ne öğrendiği ve öğrendikleri ile neler yapabileceği hakkında herhangi bir geleneksel testten çok daha fazla şey söylüyor olsa da, onlar kadar verimli ya da ölçülebilir ya da sıralandırılabilir değildir.

Ama yine de küçük değişimlerle işe başlayabiliriz, öyle değil mi? Şu an yaptıklarımızın yüzde 10’unu alsak ve öğrencilerimize versek, onlardan standartları ya da onlar için belirlediğimiz hedefleri yakalamalarını beklesek ama bunu kendi değer verdikleri yollarla ve sınıfın ötesine geçen bir hedefle yapmalarını istesek? Peki ya onlara, yaptıkları çalışmalardan gerçekten etkilenebilecek dünyanın her yerinden insanlarla birlikte eğitim, eğlence, ilham alma ya da ilişki kurma fırsatları sunsak? Ya onlar için önemli olan yöntemlerle, neyin gerçekten işe yaradığını ve neyin işe yaramadığını görebilecekleri yöntemlerle ya da neyi farklı yapabileceklerini fark edecekleri yöntemlerle kendi çalışmalarını kendilerinin değerlendirmelerini istesek?

Okullar ve sınıflar, “önemli” çalışmalar ve ödevler yapma kültürünü desteklemeliler. Kurumdaki yetişkinler ise çocuklardan beklediğimiz bu tarz bir yaratma ve öğrenme için model oluşturmalılar. Okulun, herkesin anladığı, hemfikir olduğu ve ona göre çalışmalar yaptığı net bir vizyonu olmalı. Tıpkı Atlanta’daki Mount Vernon Presbyterian Okulu’nun vizyonu gibi: “Biz araştıran, sorgulayan, inovasyon yapan ve dünya üzerinde etki yaratan bir okuluz.” Bu okulda öğrencilerin yaptıkları çalışmaların yarattığı etki, nottan çok daha değerli.

Günümüzün en temel gerçekliği, öğrencilerimizin her birinin bundan belki de 10 yıl önce mevcut bile olmayan yöntemlerle bir şeyler yaratabilmesi, paylaşabilmesi ve insanlarla iletişim kurabilmesi. Bundan bir on yıl sonrasında neler olabileceğini hayal bile edemiyorum. Ama şunu biliyorum: Eğer öğrencilerimiz bugün onlardan istediğimiz çalışmalara bakıp “önemli değil” diyorsa, bu çağda olmaları gereken öğrencilere dönüşmeleri için onlara yardım etme konusunda çok büyük bir fırsatı kaçırıyoruz demektir.

 

Kaynak: http://blogs.kqed.org/mindshift/2014/04/what-if-we-assigned-students-work-that-matters-outside-of-school/

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber