Bu haber kez okundu.

ÖĞRENCİLER, SINAV STRESİ İLE NASIL BAŞ EDEBİLİR?
Günümüzde dersler, sınavlar, dershaneler ve özel hocalar arasında mekik dokuyan öğrencilerin velilerine bir diyeceğim var. Tüm enerjinizi ve maddi imkanlarınızı, çocuğunuzun enerjisini ve zamanını bu ek derslere yatırıyorsunuz. Tabii ki niyetiniz çocuğunuzun başarısı için yapabileceğinizin en iyisini yapmak. Peki, çocuğunuz günde 16 saat durmaksızın çalışsa dahi, başarılı sonuç için bunun yeterli olmadığını söylesem. Evet! Günümüz öğretmen ve velileri sadece ders çalıştırmaya odaklanarak başarıya götüren diğer etkenleri göz ardı ediyorlar gibi geliyor bana.

Peki, nedir bu etkenler? Öncelikle öğrenmenin biyolojisine bir göz atalım.
Sinir dokusunu oluşturan hücrelere nöron denir. Milyarlarca nöron insan vücudunu ağ gibi sararak yönetimi sağlarlar. Beynin ve omuriliğin dışındaki aksonlar ise genellikle beyne duyu alıcılarından bilgi getiren ya da kaslara, salgı bezlerine ve iç organlara emirler taşıyan kablolar gibidir. Dendritler ise çok sayıda kısa uzantıdan oluşurlar ve hücrenin kökleri gibidirler. Dallanmış yapıdaki dendritler, diğer nöronlardan gelen haberlerin alınması ve hücrenin gövdesine iletilmesinde görev alırlar. Diğer bir deyişle dendritler elektrik kabloları gibi hücreye giren sinyalleri iletmekle görevlidirler.


 
Dendritlerin ucundaki akson terminallerini ise prizlere takılan fişlere benzetebiliriz. Böylece tıpkı prizden fişe elektrik akımının devam etmesi gibi, iki sinir hücresi arasındaki elektrik sinyali de devam eder. Aksonların ucundaki bu bağlantı noktaları diğer hücre üzerindeki alıcıya bağlanır ve hücreler arası bilginin geçişini sağlar. Bilgi akışı vücutta yukarıdaki şekilde yönetilir. Bir insanda stres seviyesi yükseldikçe daha fazla stres hormonu (cortizol) salgılanmaya başlar ve bu stres hormonu dendritler ile aksonlar arasındaki bilgi transferini keser. Yani bir çeşit kısa devreye sebep olur.

Stres seviyesi yükseldikçe stres hormonu salgısı da artıyor.
Bütün bunları anlatmamın sebebi şu; eğer bir kişinin stres seviyesi yüksek ise o kişi ne kadar uzun süre çalışır ve ne kadar çok şey öğrenirse öğrensin işe yaramaz. Birçok öğrenciden duyduğum cümleleri sizinle de paylaşayım; “Bütün yıl deliler gibi çalıştım, bütün denemelerde derece yaptım, fakat sınava girdiğimde bütün bildiklerimi unutmuş gibiydim, beynim durdu sanki. “

Evet! Bu bir gerçek. Tüm enerjiyi öğrenciye ders aldırmaya harcıyoruz fakat o büyük gün gelince, GÜM! Bir de çocuğa fatura çıkartıyoruz. “Biz senin için saçımızı süpürge ettik, yemedik, içmedik seni okuttuk, özel hocalara gönderdik.” Eğitim hayatı boyunca ona yaptığınız yatırımı bir kaç saatle sınırlı bir zamanda geri ödemesini bekliyoruz. Sadece bunu bilmek bile çocuk için yeterli bir stres kaynağı.

Bazen tüm bu okul-dershane-aile üçgeni arasındaki koşuşturmada öğrencinin stres seviyesi tavan yapar. Çocuk kendini odalara kapar ve dünyaya küser veya öfke ve ağlama krizleri geçirerek kendini yerden yere atar. Işte bu noktada ebeveynler çocuklarına psikolojik destek aldırmak üzere bir uzman arayışına girerler.

Uzmana ilk sordukları soru: “Çocuğumun ruh sağlığı iyi mi”?
Bana, yani bir öğrenci koçuna başvuran ailelere çoğunlukla söylediğim şu; çocuğunuz delirmedi, ruh sağlığı yerinde, bu sınav dönemi sırasında birçok öğrencinin yaşadığı tecrübeler bunlar. Siz yalnız değilsiniz. Birçok aile bu deneyimi yaşıyor, fakat genelde ebeveynler arasında bir rekabet olduğu için birbirlerinden çocuklarının sorun yaşadığını gizliyorlar. Aslında sınava hazırlanan tüm öğrencilerin yaşadığı ortak sorunlar bunlar.

Peki çözüm?
İlaç kullanmak değil elbette.  Maalesef bir yıl boyunca hatta yıllarca düzenli olarak ilaç (anti depresan) kullanan o kadar çok öğrenci var ki! Halbuki bu öğrencilerin gerçek ihtiyacı uzman bir öğrenci koçu. Öğrenci koçluğu uyguladığı zengin tekniklerle öğrencinin kendini tanıması, potansiyelini ortaya çıkarması, zaman ve duygu yönetimi ve özgüvenini kazanmasını sağlayarak kısa sürede kendi kanatları ile uçmasını sağlar.  Yıllarca bir uzmana bağımlı kalmasına gerek kalmaz, çünkü koçu ile birlikte uyguladığı teknikleri bir süre sonra içselleştirerek kendi üzerinde rahatlıkla uygulamaya başlar ve sadece sınava değil hayata da hazırlık yapar.

Sonuç olarak, öğrenci koçluğu sanıldığı gibi sadece öğrenciyi sınava hazırlamaz, tüm hayatı boyunca kullanabileceği çok güzel teknikler ve bakış açıları sağlar. Birçok danışanım 40’lı yaşlardan sonra koçlukla tanıştığında bana şöyle söylüyorlar. ”Keşke çok daha genç yaşta iken koçluğu tanısaydım, bu kadar vakit kaybetmezdim.” Koçluk insana kendi hayatını yönetme sanatını edindirir. Koçluk yaptığım öğrencilerimin birbirlerini hiç tanımadıkları ve bir araya gelmedikleri halde sanki sözleşmişler gibi söyledikleri cümleyi size aktarmak istiyorum; “Buket Hocam, benim bu koçluk sürecinde öğrendiklerimin değeri hiçbir şeyle ölçülemez.” Sadece bunu duymak bile bu mesleği seçmekle en doğru şeyi yaptığımı bana kanıtlıyor.
Yazar: Kişisel Gelişim Uzmanı Buket ÖZEN
Kısa Bağlantı : http://clss.link/1WKeoKR
BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber