Bu haber kez okundu.

Oğlumun İlkokuldan Önce Okumayı Öğrenmesini İstemiyorum

Anaokulunun kendine ait bir dünyası vardı. Kendi özel oyun alanı, kendi küçük okul servisleri ve yarım günlük programı ile adeta “koruyucu bir koza” gibiydi.

Bahar ayında oğlumun harika öğretmeni, sınıfın geri kalanıyla birlikte ilerlemek yerine onun bir yıl daha anaokuluna devam etmesini önerdi. Hiç paniklemedim. Sonuçta gittiği okul küçük ve akademik olarak zorlayıcı bir okuldu. Okulun belli standartaları için henüz hazır olmayabilir diye düşündüm. Öğretmenin endişeleri – isminin harflerini yazmakta zorlanma, sınıfta sürekli odaklanamama, edebiyatla ilgili sorulara yeterince detaylı cevap verememe gibi – beni o kadar kaygılandırmadı. Henüz dört yaşındaydı. Çöp kamyonlarını ve Susam Sokağı’nı seven küçük bir çocuktu. Zaten taşınıyorduk, oğlumun günlerini hikayeler dinleyerek, kum havuzunda oynayarak, yeni arkadaşlar edinerek ve sınıf hayatının temel rutinlerini öğrenerek geçireceği, bölgedeki devlet okulunda da gayet iyi olacağını düşünmüştüm.

Öğretmeniyle yaptığımız bu konuşmadan aylar sonra, oğlumun devlet okulunda iyi olacağını ama bunu 2016 yılında değil, ancak zamanda yolculuk yapıp 1980 yılında yapabileceğini fark ettim.

Oğlum 2016 yılındaki anaokuluna henüz hazır değildi.

Çünkü anaokulu artık anaokulu değildi. Dünün birinci hatta ikinci sınıfıydı artık. Anaokulundaki akademik standartlar bundan on yıl öncesinden kat be kat daha zorlayıcıydı.

Virginia Üniversitesi tarafından 2014 yılında yapılan bir araştırma, 1998 yılından günümüze anaokulu öğretmenlerinin öğrencilerine yönelik beklentilerini karşılaştırdı. Aradaki farklar çok çarpıcıydı. 1998′de öğretmenlerin yüzde 31′i öğrencilerin yıl sonuna kadar okuyabiliyor olmaları gerektiğini düşünüyordu. 2014 yılında bu oran yüzde 80′e yükseldi. Bugün üçte bir oranında daha fazla sayıda anaokulu öğretmeni, çocukların ilkokula alfabeyi ve kalem tutmayı bilerek başlamaları gerektiğini düşünüyor.

2014 yılında anaokulundaki çocukların dörtte üçü en az bir standart teste girdi. 1998 yılında ise araştırmacılar yaptıkları ankette bu soruyu  sorma zahmetine bile girmediler. Genel olarak araştırmacılar, çocuklar tarafından yönetilen yaratıcı oyun zamanlarında – sanat, kum ve su ile oyunlar, süsleme gibi – devasa düşüşler olduğunu ve öğrencilerin öğretmen yönetimli ve tüm sınıfa yönelik ders anlatımlarına katılımlarında ise ciddi artışlar olduğunu ortaya çıkardı.

Çocuk eğitimi alanında doktora yaptım ve ben okurken ülkemdeki (Amerika Birleşik Devletleri) eğitime yönelik standartlar yeni yeni geliştiriliyordu. Ülkemdeki öğrenciler için daha yüksek standartlar getirilmesi gerektiğinin ateşli bir savunucusuydum. Gelişimsel olarak uygun olması için bu standartların uzmanlar tarafından her yaş grubuna göre belirleneceğine ise kesin gözüyle bakıyordum.

Ne yazık ki daha küçük sınıflardaki çocuklar için belirlenen akademik standartlar erken çocukluk dönemi profesyonelleri ya da akademisyenleri tarafından yazılmamıştı. Eğitim standartlarını yazan ve gözden geçiren komitedeki 135 kişiden tek biri bile erken çocukluk dönemi öğretmeni ya da erken çocukluk dönemi gelişimi uzmanı değildi.

Günümüz anaokulları, erken çocukluk dönemi eğitimcileri tarafından çok iyi bilinen küçük çocukların gelişimindeki temel bir gerçeği görmemezilikten geliyor: Küçük çocuklardaki normal gelişim çok farklı hızlarda ve çok farklı şekillerde gerçekleşiyor. Örneğin bir çocuğun yürümeye başlamasının ortalama yaşı 12 aydır. Ama bazı çocuklar sekiz ya da dokuz aylıkken, bazıları da (benim kızım gibi) 15 ya da hatta 16 aylıkken yürümeye başlıyor. Bazıları emeklemeden yürüyebiliyor, bazılarıysa (benim kızım gibi) emeklemeyi tamamen atlıyor. Kızım şu an 19 aylık ve yürüme konusunda, sınıfta kendisinden birkaç ay önce yürümeyi öğrenmiş diğer çocuklar kadar becerikli.

Aynı şekilde bir çocuğun bağımsız bir şekilde okumayı öğrenmesinin ortalama yaşı altı buçuk olarak kabul ediliyor. Bazıları dört yaşında okumayı öğreniyor, bazıları da yedi yaşında. Her iki uç da gelişimsel olarak normal kabul ediliyor. Dördüncü sınıfa gelindiğinde, dört yaşında okumayı öğrenenler okuma konusunda yedi yaşında okumaya başlayanlardan daha iyi diye bir durum söz konusu değil. Okuma yazma yaşının dörde indiği Amerika’yı uluslararası testlerde oldukça geride bırakan Finlandiya ve İsveç gibi ülkelerde çocuklar, yedi yaşında kadar örgün eğitime bile başlamıyorlar.

Çocukların kendilerine ait gelişim zamanlarına saygı duymamız gerekiyor. Okumayı öğrenme konusunda “daha erken daha iyidir” fikir, araştırmacılar tarafından da bilimsel olarak desteklenmiyor. Hatta elimizdeki araştırmalara göre çocuklar okuma ve yazmayla çok erken yaşlarda tanıştırıldıklarında, uzun vadeli başarıları ve okuyucu ve öğrenci kimlikleri zarar görebiliyor.

Şu an neler mi hissediyorum… Oğlum anaokulunu, ilkokulun ritmine yumuşak bir geçiş, önceliği oyuna ve keşfetmeye veren bir alan ve yıllık hedefin öncelikle yetişkinlerle ve diğer çocuklarla güçlü ilişkiler kurmak olduğu bir yer olarak yaşayamayacağı için üzgünüm. Test etme ve değerlendirme kültürümüz en küçük sınıflara kadar bile indiği için üzgünüm.

Ayrıca kızgınım. Anaokulunda oğlumdan, gelişimsel olarak ona uygun olmayan standartları yakalaması bekleneceği için kızgınım. Eğitim sistemimizin, bize çocuklarımızın duygusal, sosyal ve akademik hayatları için en iyisinin ne olduğunu söyleyen eğitim bilimlerine yönelik evrensel araştırmaları ve kanıtları görmemezlikten gelmesine kızgınım.

Çocuğumun çocukluğunu korumak istiyorum. Kendi hızında büyümesini ve öğrenmesini istiyorum. Ama maalesef Amerika’daki devlet okullarının anaokulları onun gibi çocukların büyümesine uygun yerler olmamaya başladı. Yani beş yaşında henüz “usta” bir okuryazar olamayan çocuklar.

 

Bu yazı MOMO ANAOKULU tarafından desteklenmektedir.

Kaynak: http://www.huffingtonpost.com/jessica-smock/i-dont-want-my-son-to-read-in-kindergarten_b_11800816.html

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber