Bu haber kez okundu.

Neden Kızlara Korkmayı Öğretiyoruz?

San Fransisco İtfaiyesi’nde çalışan ilk kadın itfaiyecilerden biriydim. Kolayca yangın çıkan virane evlerin bulunduğu, silahlı çete kavgalarının sıkça yaşandığı belalı bir semtte on beş yıla yakın bir süre mesai yaptım. Körfezden şişmiş bir ceset çıkardım, bir bebeğe suni teneffüs ve kalp masajı yaptım, bir sürü dumanlı koridorda süründüm.

İnsanların bana bu işi yapmak için fiziksel olarak yeterince güçlü olup olmadığımı sormalarını bekliyordum. (1.80 cm boyunda ve 70 kilo ağırlığında eski bir üniversite atleti olmama rağmen.) Ancak şu soruyla karşılaşıp durmayı beklemiyordum: “Korkmuyor musun?”

Cesaretimden şüphe edilmesi tuhaf ve aşağılayıcıydı. Erkek meslektaşlarıma bunun sorulduğunu hiç duymadım. Anlaşılan korkmak, kadınlardan beklenen bir şeydi.

Bu korku şartlanması çok erken yaşlarda başlıyor. Pek çok araştırma spor, yürüyüş, açık havada oyun oynama gibi fiziksel etkinliklerin kızların kendilerine güvenlerinin artmasını sağladığını gösteriyor. Buna rağmen kızlar bir parça risk barındıran her şeyden uzak durmaları için sık sık uyarılıyorlar.

Rastlantısal bir şekilde, oyun parklarındaki itfaiyeci direkleri üzerine yoğunlaşan bir araştırma özellikle çok açıklayıcıydı. Uygulamalı Gelişim Psikolojisi Dergisi’nde yayınlanan araştırma, ebeveynlerin kızlarını parktaki tırmanma direkleriyle ilgili olarak oğullarına göre daha fazla uyardıklarını ve onlara daha fazla yardımcı olduklarını ortaya koyuyordu. Aynı anne babalar oğullarına ne yapacaklarsa kendi başlarına yapmalarını söyleyerek onları korkularıyla yüzleşmeye yönlendiriyordu.

Geçenlerde bir arkadaşım, kızını oğluna göre daha fazla uyardığını söyledi. “Ama kızım çok beceriksiz,” diye açıkladı bu durumu. Beceriksiz bir çocuğun da göze alabileceği riskler yok mudur diye sordum. Arkadaşım gönülsüzce, olabileceğini söyledi ama yüzündeki ifadeden annelik içgüdüsünün feminizmle kıran kırana mücadele ettiğini ve feminizmin kaybetmekte olduğunu görebiliyordum.

Ben de beceriksiz bir çocuktum. Aynı zamanda utangaçtım ve pek çok şeyden korkuyordum; büyük çocuklardan, geceleri yatağımın altında olduğunu düşündüğüm şeylerden, okuldan… National Geographic dergisine ve Casus Harriet kitaplarına gömülürdüm hep. Cesaret ve onurları üzerine yeminler ederek ülkelerinin dört bir yanında dolaşan Sir Lancelot’la Yuvarlak Masa Şövalyeleri’yle ilgili her şeyi biliyordum. Bu hikâyelerde korkudan söz edilmiyordu hiç. Hepsinde cesaretten, keşiflerden ve heyecan uyandırıcı kahramanlıklardan söz ediliyordu.

Böylece dik yokuşlu bir köy yolunda bisiklete bindim (ve bir arabaya çarptım). Buz tutmuş bir yamaçtan kızakla kaydım (ve bir ağaca çarptım).  Annemle babamın çok korktuğunu hatırlamıyorum, bunlara çocukluğun bir parçası olarak bakıyorlardı galiba. Birkaç dikişim oldu ama bisiklete binip kızakla kaymaya devam ettim. Kazalar yeniden denemem gerektiğini gösteriyordu. Korkumun ve fiziksel zorluklarımın üstesinden geldikçe kendime güvenim arttı.

Anneme neden bana engel olmaya kalkmadığını sordum geçenlerde. Bana, kendi annesinin her şeyden korktuğunu, en ufak bir karmaşadan ürktüğünü anlattı. “Ben maceralardan o kadar uzak tutulmuştum ki senin daha heyecanlı bir çocukluk geçirmeni istedim” dedi.

Annem çok aykırı bir örnek. Çocuk Psikolojisi Derneği’nde geçen yıl yayınlanan bir araştırmaya göre ebeveynler, hayati bir tehlikeye yol açmamakla birlikte acil servise başvurulmasını gerektiren kazalardan sonra “kızlarına oğullarından dört kat daha fazla, dikkatli olmalarını” söylüyorlar. Bu, yerinde bir uyarıymış gibi görünebilir. Ancak araştırmacılar bu uyarının sakıncalı bir yönü olduğunu belirtiyor: “Kızlar fiziksel aktivitelere erkeklere göre daha az kalkışıyorlar oysa bu aktiviteler onların yeni beceriler geliştirebilmeleri için önemli.” Araştırma, rahatsız edici bir gerçeği gözler önüne seriyor: Kızlarımızın fiziksel ve ruhsal olarak oğullarımıza göre daha kırılgan olduğunu düşünüyoruz.

Kimse yara bere içinde kalmanın iyi bir şey olduğunu ya da kızların pervasızca davranması gerektiğini söylemiyor. Ancak riskleri göze almak önemli bir şeydir. “(Çocuklarınızın Yapmasına İzin Vermeniz Gereken) 50 Tehlikeli Şey” kitabının yazarı Gever Tulley, kızların ve oğlanların kendi çakıları, çakmakları ve ufak mızraklarının olması gerektiğini söyleyerek yetişkinlerin nezaret ettiği tehlikeli aktivitelerin çocuklara sorumluluk duygusu, problem çözme becerisi ve güven kazandıracağını öne sürüyor. Ayrıca, kızları bu tür deneyimlerden uzak tutarak onları koruyor olmadığımızı belirtiyor, aslında onları hayata hazırlayamadığımız anlamına geliyor bu.

Bir kız çocuğu düşüp dizini sıyırabileceği için oyun parkındaki direğe tırmanmaması gerektiğini öğrendiğinde, kendi konfor alanı dışındaki etkinliklerden uzak durmayı öğrenmiş oluyor. Bir süre sonra aslında sadece ona yabancı ve şaşırtıcı gelen daha pek çok şeyin çok korkutucu olduğunu düşünmeye başlıyor. Korku, giderek kadınlara özgü, kızların hissedip belli etmeleri gereken bir duygu haline geliyor. Zamanla, sekiz on yaşlarındaki bir kız çocuğu bir böcek gördüğü için çığlık attığında kimse kılını kıpırdatmıyor.

Kızlar yetişkin olduklarında bu korku, itaatkâr ve ürkek kararlar olarak belli ediyor kendini. Bu koşullandırmayı “yüklenerek” aşmaya çalışıyoruz. Kadınların güçlenmesi üzerine yazılmış kitaplarla dolduruyoruz raflarımızı. Bu kitapların yazarlarının yapmaya çalıştığı şeyi hayranlıkla karşılıyorum ama biraz geç kalmış durumdalar.

“Dikkat et! Bu çok korkunç!” gibi, sinsi korku dilinden kurtulup bunun yerine oğlanlara konuştuğumuz gibi cesaret ve dirençten söz etmeliyiz. Başlangıçta zor, hatta tehlikeli gibi görünen şeyleri yapabilmeleri için kızları güçlendirmemiz gerekiyor. Ayrıca “Çok korktum” diye cayırtı koparan on yaşındaki bir kız çocuğu tatlı değildir.

İtfaiyeciyken sık sık korkardım. Elbette korkardım. Erkekler de korkardı. Ama korku, vazgeçmek için yeterli bir sebep değildi. Korkumu ait olduğu yere yani, dikkatimin, kendime olan güvenimin ve cesaretimin arkasına koyardım. Sonra da ekibimle birlikte, yanan binaya dalardım.

Kaynak:http://www.nytimes.com/2016/02/21/opinion/sunday/why-do-we-teach-girls-that-its-cute-to-be-scared.html?ref=opinion&_r=0

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber