Bu haber kez okundu.

 Mutsuz ve Doyumsuz Çocuklar

Konuk Yazar: Recep Karataş –
Son yıllarda mutluluğa karşı farklı bir duyarlılık geliştirmeye başladık gibi. Mutluluğu hiç olmadık yerlerde aramak, içindeki eksikliği para, mal, mülk, mevki elde ederek kapatmaya çalışmak ama yine de tatminsizlik duygusundan kurtulamamak… Hayattaki yegane amacı mutlu olmakmış gibi çırpınıp duran ve fakat mutluluk arayışında çoğunlukla aradığını bulamayan modern insan, son olarak mutluluğu çocuğunu mutlu etmeye çalışarak bulmaya çalışıyor. Fakat izlenen yol benzer olunca sonuç çocukta da değişmiyor; “mutsuzluk ve doyumsuzluk.”

Bu yazıda nasıl mutlu olunur üzerine ahkam kesmeye niyetim yok. Fakat doğal olarak mutlu olması gereken çocukların, biz yetişkinler eliyle nasıl mutsuz edildiğine dair bazı gözlemlerimi paylaşmak, bunun da ötesine geçerek anne babalar olarak çocuklarımızın doğasında var olan mutlu olma yeteneklerini (öldürmeden) geliştirme adına neler yapabileceğimizi veya neleri yapmamamız gerektiği üzerinde durmak istiyorum.

Bugüne dek üç farklı şehirde, ilkokul, ortaokul ve lise olmak üzere birçok okulda görev yapmış bir rehber öğretmen olarak kişisel izlenimim, öğrencilerdeki mutluluk düzeyinin ilkokul birinci sınıftan başlayarak liseye doğru kademeli bir şekilde azaldığı yönündedir. Bu duruma neden olan toplumsal veya bireysel birçok faktörden söz edilebilir elbet. Fakat bana göre en önemlilerinden biri, çocukların istek ve taleplerini yönetmede ebeveynlerin sergiledikleri yanlış yaklaşımlardır.

 “Hocam, Bu Çocuk Çok Doyumsuz”

Çocuklar, küçük yaştan itibaren ebeveynleri tarafından, ihtiyaçlarının karşılamasını beklerler. Küçük yaş çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamak nispeten daha kolaydır çünkü istekler küçüktür ve aile tarafından rahatlıkla karşılanabilir. Bununla birlikte çocuk büyümeye başladıkça istekler de büyür ve bu istekler sınırsız bir şekilde karşılandıkça aileyi zorlar, çocuğu da mutsuz ve doyumsuz bir bireye dönüştürür.

Maalesef kimi ebeveyn, çocukluk yıllarından anımsadıkları bazı eksiklikleri kendi çocuklarına yaşatmamak adına – “çocuğum hiçbir şeyden mahrum kalmasın” – çocuğun bütün isteklerini anında yerine getirmeye çalışmak gibi sonu belirsiz bir yola girebiliyorlar. Bazı ebeveynler ise çocuklarının duygusal ihtiyaçlarını karşılayamadıkları için bu eksikliği çocuğu maddi nesnelere boğarak karşılamaya çalışırlar. Fakat araştırmalar bize gösteriyor ki kendisine sınır ve kural konmayan, “Hayır” denmeyen, her istediği anında yerine getirilen çocuk, narsistik kişilik özellikleri geliştirmekte ve tatminsiz olmaktadır. Ayrıca “Çocuğum mutlu olsun” diyerek, evdeki kuralları daha çok çocuğun belirlemesine izin veren aşırı tavizkâr ailelerde yetişen çocuklar daha bencil ve mutsuz olmaktadır.

Çocuğun Arzu Etme Hakkını Elinden Almayın

Çocuk bizden bir talepte bulunduğunda (örneğin bir oyuncak) o talebini ne kadar çabuk yerine getirirsek, onu arzulama süresini, o şeyle yapmak istedikleriyle ilgili hayal kurmasını o kadar kısıtlamış oluyoruz. Halbuki bir şeyin arzulanması ile karşılanması arasındaki “makul zaman dilimi” çocuk için çok önemlidir. Çünkü çocuk bu zaman diliminde, beklemeyi, sabretmeyi öğrenirken o şeye kavuşacağı ana dair yoğun duygular biriktirir. Böyle bir zaman diliminin yokluğu, çocuktaki sabırsızlığın ve doyumsuzluğun en önemli nedenlerinden biri olarak çıkar karşımıza. Şimdi sizden, çocukluğunuzda çok istediğiniz halde alın(a)mayan bir şey düşünmenizi istiyorum. (Benimki uzaktan kumandalı büyük bir arabaydı.) Bu şey büyük ihtimalle hala sizin gözünüzde farklı bir yere sahiptir. Çünkü o, uzun bir süre hayallerinizi süslemiş, dünyanızı doldurmuş, rüyalarınıza bile girmiştir.

Bununla ilgili olarak bir arkadaşıma ait bir çocukluk anısını paylaşmak istiyorum. Mahallelerindeki oyuncakçıda çok arzuladığı büyük ve pahalı bir oyuncağı ailesinden istediğinde, annesi para biriktirerek alabileceğini söylemiş ona. Uzun bir süre heyecanla para biriktirip oyuncağına kavuşacağı günü beklerken (bilirsiniz bu duyguyu) durumdan haberdar olan babaannenin bu oyuncağı emekli aylığıyla alıp ona vermesiyle tüm heyecanının ve hevesinin bir anda kaybolduğunu ve oyuncağı eskisi gibi istemediğini fark etmiş acıyla. Hikayeyi dinledikten sonra “Biz arzulanana değil, arzulamanın kendisine âşığızdır” diyen Nietzsche’ye bir kez daha hak verdim ister istemez.

Ne Yapmalı?

Her şeyden önce çocuğumuza “makul” kavramını öğreterek işe başlamalıyız. Çocukta talep etme durumu ilk başladığında (üç ve dört yaş) ona öğreteceğimiz ilk kelimelerden biri “makul” kelimesi olmalı. Çocuğa makul olan ve olmayan davranışlarla ilgili örnekler verilmeli. Benzer şekilde makul olan-olmayan isteklerle ilgili de (buna kendi isteklerinizi de katın) örnekler vererek çocuğun bunlarla ilgili içgörü kazanmasına yardımcı olunmalıdır. Hatta bazen ondan, makul olmayan bir istekte bulunarak (çocuğun yaşına ve aile imkanlarına göre değişir bu) makul olmayan bu isteklerin karşılanmasındaki zorluğu görmesini de sağlayabilirsiniz (tabii sonrasında bu isteğinizin aslında makul bir istek olmadığını anlatmayı ihmal etmeden). Bu yolla empati duygusu geliştirmesine de fırsat vermiş olursunuz.

Sevinç anlarını salt maddi nesneler (yeni bir oyuncak vb.) üzerinden yaşaması, sosyal bir varlık olan çocuk için bir noktadan sonra eksiklik duygusuna yol açabilir. Özellikle yoğun çalışan ebeveynlerin, çocuğa vakit ayıramamanın suçluluğunu, onu pahalı hediyelere boğarak örtmeye çalışması buna zemin oluşturan nedenlerdendir. Oysa hediyelerle mutlu edilmek istenen çocuğun asıl ihtiyacı olan şey, ebeveynleriyle kaliteli zaman geçirmektir. Çocuğunuzla mümkünse her gün kısa bir süreliğine de olsa oyunlar oynayın, hoplayıp zıplayın, halının üzerinde yuvarlanın, saçlarını dağıta dağıta gıdıklayın, öpün, sevin. Unutmayın çocuğun ona alınacak hediyelerle tatmin olmaya değil ilişkiye, sevmeye, sevildiğini iliklerine kadar hissetmeye ihtiyacı var.

Recep Karataş

Kaynak: Eğitimpedia.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Anahtar Kelimeler:
mutsuz doyumsuz çocuklar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber