Bu haber kez okundu.

Mezuniyet mi, liyakat mi?
 En son Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna adlı kitabını okudum. Ondan önce de Bejan Matur’un Dağın Ardına Bakmak adlı kitabını okumuştum. 
 Son bir aydır kitapsızım. Elimde okuyacak herhangi bir kitap yok. Yeni çıkan kitaplardan çok satılanlardan bir iki tane almak üzere az evvel şehrin en büyük alışveriş merkezlerinden birinin kitap reyonundaydım. 
       Önce oyunculuk, daha sonra ise yönetmenliği ile birçok film çeken ve çektiği filimler ile piyasada kendini ispatlamış ve benim de ona hayranlık duyduğum, daha çok psikolojik temaları işleyen bir yönetmenin hayat hikayesini konu edinmiş bir kitap gözüme ilişti. Bu yönetmen: Aamir Khan… Neredeyse çektiği bütün filmleri izlemiş biri olarak elim direkt kitaba uzandı. Arkasında şöyle bir söz yer alıyordu: 
“Mezuniyete inanmıyorum. Bir işte gerçekten iyi olmak istiyorsanız, onu öğrenmelisiniz…” – Aamir Khan
       Bu söz bana üniversite mezuniyetini hatırlattı. Binlerce üniversiteden mezun olan on binlerce, yüz binlerce öğrenci… 
      Birçoğu ise işsiz…
       Yine bu söz bana geçtiğimiz günlerde Kim Milyoner Olmak İster adlı yarışmadan yarışan Türk Hacker Cihan Nalbant’ın bir sözünü hatırlattı: “En iyi eğitim ne lise de, ne üniversite de alınır. En iyi eğitmen internettir.” 
       İnsanların ilgisi, merakı olan konuları internetten araştırma yapıp öğrenebileceği ve ayrıca bir hocaya  gerek olmadığı tezini savunur Cihan Nalbant. 
       Gerçekten de öyle değil midir? 
       Hangimiz, kendi mesleğimizle ilgi olmazsa dahi internetten bir şeyler öğrenmediğini söyleyebilir? Veya hangimiz internetten çok şey öğrendiğini reddedebilir? İnternet gerek meslek hayatımızda gerek sosyal hayatımızda önemli bir yer işgal etmiyor mu?
       Kabul edelim ki, internet; günümüz endüstrisinde ve gelişen günümüz teknolojisinde en iyi bir öğretmen, en güçlü bir eğitimci ve en kalıcı izli davranış değişikliğini oluşturan bir unsurdur. 
       Bırakın yetişkin, reşit insanları çocuklar dahi artık mamalarını yerken internetten izledikleri videolar olmadığı müddetçe ağzını açmıyor, mam yemek istemiyor. 
      Aamir Khan’ın mezuniyetten bahsettiği sözü okurken benim aklıma liyakat kelimesi de geldi. Mezuniyet nedir? Liyakat nedir? Hangisi daha güçlü? Mezun olmak mı önemli liyakat sahibi olmak mı?  gibi sorular aklımın bir köşesinde yer edindi.
       Mezuniyet, köken olarak; “mezun olmak, izin sahibi olmaktan” geliyor. Mezuniyet; izinli, yetkili olmak demektir. Mezuniyeti olmayan biri, yetkili olmadığı anlamına geliyor. İstediğiniz kadar iyi bir psikolojik analiz ruhuna sahip olun, yüzbinlerce psikolojik kitap okuyun, mezuniyetiniz yoksa bu işe yetkili değilsiniz demektir. 
       İstediğiniz kadar hukuk ve yargı kanunlarını bilin,en ince detaylara vakıf olun, mezuniyetiniz yoksa, herhangi bir davada avukatlık yapma yetkiniz yok demektir. 
       Bir iş yerinin veya bir evin tüm elektrik tesisatının tüm ayrıntılarına vakıf olun, tüm her şeyi bilin, ama elektrik mühendisliğini bitirmemişseniz mezuniyetiniz yoktur, yetki sahibi değilsiniz demektir. 
      Liyakat ise, layık olmak, işe uygun olmak, işe yakışır olmak demektir. 
       Mezuniyette az da olsa liyakate bakılırken, liyakatte ise mezuniyete hiç bakılmaz.
       Bugün birçok üniversiteden “mezuniyet”ini almış ama öğretmenlik mesleğini “layıkıyla yapmayan” yani liyakat kazanmamış birçok eğitimci var etrafımızda. Sınıfta kendi dersi ile ilgili konularda öğrencilerin sorduğu orta düzey sorular karşısında dahi iki cümleyi bir araya getiremeyip, tatmin edici cevaplar veremeyen öğretmenlerle hiç karşılaştığınız olmadı mı? Bugün Türkiye haritasında bazı illerin yerini bile gösteremeyecek düzeye üniversiteden mezun coğrafyacılar var.  Yine ülkenin Kurtuluş Savaşı’nı, Çanakkale Zaferi’ni özetleyemeyecek tarihçiler var. Bırakın türev, integral, logaritmayı; üç bilinmeyenli denklemleri çözemeyecek düzeyde başarılı(!) matematikçiler var. Türkçeden İngilizceye İngilizceden Türkçeye sağlıklı tercüme edemeyecek kadar yetenekli(!) İngilizceciler var. Bir binanın siluetini çizemeyecek kadar mahir(!)! ressamlar var. Bir bestenin notalarını kağıda dökemeyecek kadar sanat ruhlu(!) müzik öğretmenleri var. Ters yönde takla atmayı bilmeyen, beceremeyen ve kiloları bakımından oldukça atletik(!) beden eğitimi öğretmenlerimiz var. Söktüğü bir cihazı tekrar toparlayıp bir araya getiremeyen mühendislerimiz var. Tahayyül edilen bir mimari eserin projesini çizemeyen, kot nedir, tor çeliği-hasır çeliği nedir bilmeyen inşaat mühendislerimiz var. Dijital elektroniği analog elektronikten ayırt edemeyen elektrik mühendislerimiz var. Bunlar hepsi mezun olan ama liyakat sahibi olmayan duruma örnek olarak verilebiliriz.
       Bir de mezuniyeti olmayan ama liyakat sahibi olan örnekler de var: Örneğin, Ekonomi mezunu ama Anayasa Mahkemesi’ne başkanlık etmiş bürokratlarımız var. Teknik Eğitim Fakültesi mezunu ama gazetecilik yapan, hatta önemli gazetelerin Ankara temsilciliğini yapmış gazetecilerimiz var. Eğitimci olmayan Milli Eğitim Bakanlarımız var. Tıp mezunu olmalarına karşın yazarlık, müzisyenlik, sanatçılık mesleğini benimseyen ve bu işten para kazanan doktorlarımız var. İlkokul mezunu işadamlarımız var. Muhtar dahi olamaz dedikleri imam hatip mezunu cumhurbaşkanımız var. Yirmi yılda hukuk fakültesini bitiremeyen haber spikerlerimiz var. Elektronik mezunu ama büyük bir banka olan Finansbank’ın; Gıda Mühendisliği mezunu ama Memorial Hastanesi'nin; Edebiyat mezunu ama önemli bir bilgisayar markası olan Lenovo’nun CEO’sunu  yapan iş adamlarımız var.
       Görüyoruz ki liyakat, mezuniyet sahibi olmak demek değildir. Liyakat; araştırarak, öğrenerek, uygulayarak, mesafe kat ederek yapılan bir yolculuktur. Bu yolculuğun sonunda ise, mezuniyet sahibi olmuş kişilerden daha iyi işi bilmek, daha çok donanıma sahip olmak, daha fazla bilgiye, deneyime ve tecrübeye sahip olmak demektir.
       Bugün yazar olmak isteyen birinin, internetten araştırarak “başlık nedir, giriş yaparken nelere dikkat edilmeli, gelişme kısmında neler yapılmalı, sonuç nasıl sonlandırılmalı” konularını öğrenerebilir. Birçok makaleyi bu açıdan inceleyerek, irdeleyerek, ilkin düşe kalka yazacağı amatör makalelerinin sonucunda ısrarcı davranıp kalemini bir kenara bırakmadan, mürekkebinin kurumasına fırsat vermeden sürekli yazması sonucu profesyonel bir yazar olması söz konusu olamaz mı? İlla ki edebiyat mezunu mu olması, bu alanda bir diploması/mezuniyeti/yetkisi mi olması lazım? Ben bu görüşe katılmıyorum.

       Liyakatin mezuniyetten çok daha önemli olduğunu gösteren en somut örneklerden biri Christy Brown’dur…  Felçli, doktorların embesil demesi, hatta onun çöpe atılmasını söylemesine rağmen; annesi, çocuğu (Christy Brown) ile ilgilenmiş ve sadece sol ayağı tutan diğer bütün uzuvları felçi olan Brown, annesi tarafından eğitilmiş, liyakat sahibi olmuş ve onlarca kitap yazmış, İrlanda Edebiyatı’nın devleri arasına ismini yazdırmış, binlerce kişi karşısında konferans verecek, çok popüler resim tabloları çizecek hale gelmiştir. Üstelik tüm bunları sadece sol ayağını kullanarak gerçekleştirmiştir. Azim, merak, mücadele, pes etmemek ve öğrenme aşkı… Liyakati temsil eden bu kavramlar, sanırım bir kağıt parçası olan diplomadan, yani mezuniyetten çok daha önemlidir.
       Ünlü yönetmen Aamir Khan’ın şu sözlerinde ne kadar da haklı, değil mi?
      "Mezuniyete inanmıyorum. Bir işte gerçekten iyi olmak istiyorsanız, o işi öğrenmelisiniz” - Aamir Khan

[email protected] 
BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Anahtar Kelimeler:
mezuniyet mi liyakat mi

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber