Bu haber kez okundu.

Kulağa Pozitif Gelen Ama Çocuklar İçin Zararlı Olabilecek Sözler

Bugün hepimiz, “gülen surat”, “pozitif ol”, “olumlu tarafından bak” kültüründe yaşıyoruz. Oyun bozan bir eğitimci olarak etiketlenme riskine rağmen pozitif olanı vurgulamanın çocuklar söz konusu olduğunda her zaman akıllıca bir davranış biçimi olmadığını söylemek istiyorum. “Günümüz çocukları için her şey fazla kolay ve bu yüzden daha fazla hata yapmalarını (ve daha fazla metanet göstermelerini) sağlamalıyız” nakaratını tekrarlayan geleneksel koroya katıldığım için söylemiyorum bunu. Benim esas vurgulamak istediğim şey kulağa pozitif ve neşeli gelen bazı şeylerin her zaman çok da yapıcı bir şeye dönüşmemesi.
Övgü
Pozitif bir yargının en belirleyici özelliği pozitif olması değil bir yargı olmasıdır. Ve uzun vadede insanlar, yargılanmanın bir sonucu olarak nadiren gelişim gösterirler. Övgü, eleştirinin aynadaki aksidir, tersi değil. Her ikisi de çocuklarla birlikte çalışmanın aksine çocuklara “bir şeyler” yapmak demektir. Sözel ödüller teşvik etmekten çok manipule eder. “Şekerle kaplı” bir kontrol mekanizması gibidir. İster maddi, ister sembolik ya da sözel olsun, ödül vermenin en temel etkisi, dışsal bir motivasyon kaynağı sağlamasıdır. Örneğin ödül alan kişiyi memnun etmesi gibi. Ve çok sayıda araştırmaya göre bu, içsel motivasyonu baltalar. Yani bir aktivitenin ya da bir değerin kendisine yönelik bir kendini adamayı ortadan kaldırır.
Her ne kadar “Aferin!” destekleyici bir söz gibi görünse de, bu aslında çocuğun ondan istediğimiz bir şeyi yapmasını ya da bizi etkilemesini koşullu bir şekilde destekler. Yargılamadan geribildirimde bulunmak ve rehberlik etmek dışında çocukların yetişkinlerden en çok istediği şey koşulsuz destektir. Bu, çemberlerimizin içinden atladıkları için başlarını sıvazlamaya tenezzül etmemizin tam tersidir. Bu yüzden çözüm, becerileri yerine çocukların çabalarını övmek kadar basit değildir. Çünkü problem, neyin övüldüğü ya da ne sıklıkta övgüde bulunulduğu değil, övgünün kendisidir.
Otomatik Olarak Güvence Verme
Deborah Meier bir keresinde şuna dikkat çekmişti: Bir çocuk, sınıf arkadaşlarından birisinin onu sevmediğini söylerse, ona bunun doğru olmadığının güvencesini verme ve sınıf arkadaşına da bunu onaylatma tepkisi çıkar içimizden. Oysa bunu engellemeliyiz. Muhtemelen yardım çağrısının bir gerçekliği vardır ve bizim bunu kabul etmeyi reddedişimiz çocuğun üzüntüsünü daha da derine saklamasına sebep olabilir. Sürekli “Acımaz”, “İyi olacak” diyerek çok mu fazla güvence vermeye çalışıyoruz? Ve çocuğun kuşkularına, korkularına, düşüncelerine katılmadan ona dair yeterince keşif yapmıyor muyuz?
Sıkıntı içindeki çocuklara sakinleştirici şeyler söyleme refleksi ya da eğilimi, onları gerçekten dinlemediğimiz mesajını veriyor olabilir. Belki de daha çok güvence sunuyoruz, çünkü duymaya ihtiyaç duydukları şey bu.
Ve işte şüphe etmemiz gerektiğine inandığım kulağa hoş gelen dört söz ya da slogan örneği:
“Yüksek beklentiler.”
Genellikle yoksul öğrencilerin ya da azınlık öğrencilerinin eğitimiyle ilgili yapılan tartışmalarda kullanılan bu terim, düşünceli olmaktan çok uzak politikacılar tarafından kullanılır. Bu terim çekiciliğinin çoğunu, belli ki kimsenin tercih etmediği düşük beklentilerle arasındaki basit tezatlıktan alır. Ama bazı temel soruları sormamız gerekiyor: Acaba beklentiler, öğrencileri güçlendirmekten çok onları demoralize edecek bir noktaya kadar mı yükseltiliyor? Acaba bu beklentiler öğrencilerle birlikte geliştirilmek yerine onlara empoze mi ediliyor? Ve en temel soru: Tam olarak ne için yüksek beklentilerimiz var? Hiçbir etkileyiciliği olmayan testlerden etkili puanlar almalarını sağlamak için mi?
“Çok yaklaştın!” (bir öğrencinin yanlış cevabına verilen tepki)
Buna itirazım, geleneksel eğitimcilerin “Kesin doğruları talep etmeyi bıraktık” şikayetlerine benzemiyor. Hatta bunun tam aksi. Bence problem, öğrencilerin yaptıkları şeyi anlamalarından çok doğru cevaplar vermelerine odaklanmış olmamız. Matematikte bile bir öğrencinin doğru cevabı, bir başkasınınkiyle aynı şeyi ifade etmeyebilir. Aynı şey iki yanlış cevap için de geçerli. Bir öğrencinin cevabı doğru cevaba çok yakın olabilir, ama bu cevaba şans eseri ulaşmış olma ihtimali de var. Diğer taraftan bir öğrenci doğru cevaptan uzak olsa da altta yatan prensibi anlamış ama hesap hatası yapmış olabilir.
“Eğer çok çalışırsan, eminim bir daha ki sefere daha iyi bir not alırsın.”
Yine niyetimiz cesaretlendirmek olabilir, ama verdiğimiz mesaj sınıfta önemli olan öğrenmek değil performans olacaktır. Önemli olan çocukların ne yaptığı değil, ne kadar iyi yaptıklarıdır. Çok sayıda araştırma bu iki noktanın birbirinin zıttı yere vardığını gösterdi. Dolayısıyla doğru ayrım iyi bir not ile kötü bir not arasında olmamalıdır. Bu, çocukları fikirlere odaklanmak yerine notlara odaklanmaya iter.
Benzer bir şekilde, eğer yüksek notların öncelikli belirleyicisi olarak yetenek aksine çabaya odaklanırsak, notların özünde yıkıcı olduğu gerçeğini yine gözden kaçırırız. Tıpkı beklentileri yükseltme talepleri gibi, büyümeye açık zihin yapısı da sihirli değnek değildir. Hatta daha fazla çabanın gerçekten ihtiyacımız olan tek şey olduğunu söyleyerek bazı hedeflerin, öğretme ve değerlendirme şekillerinin zararlarını görmemizi engelleyebiliriz.
“Bu kapıdan içeri sadece pozitif davranışların girmesine izin verilir.”
Bu poster sloganına pek çok okulda rastladım. Bu sloganı ne zaman görsem kalbim endişeyle dolar. Çünkü, pozitif bir atmosfer yaratma etkisine değil, negatif hislerin ifade edilmesinin yasak olduğuna dair bir uyarı etkisine sahiptir: Oysa bize daha çok bu posteri asan insanın ihtiyaçlarına ve duygu durumuna yönelik bir bilgi verir. Aslında şöyle demek istemektedir: “Ruhsal sağlığım o kadar inişli çıkışlı ki, hepinizin mutluymuş gibi görünmesine ihtiyacım var.”
Çocuklar “acımasızca” iyimser bir sınıfa ihtiyaç duymazlar. O anda üzüntü, korku ya da öfke hissediyor olsalar bile ne hissettiklerini ifade etmelerinin güvenilir olduğu bir ortama ihtiyaç duyarlar. Kötü duygular, zorunlu bir neşe ortamında ortadan kaybolmaz. Sadece, deyim yerindeyse, insanların üzerinde gezindiği halının altına süpürülürler. Ayrıca öğrencilerin “negatifliği”, haksız bir kurala, otoriter bir ortama ya da anlamsız gibi görünen bir dizi çalışmaya verilen tamamen yerinde bir tepki de olabilir. Pozitif bir hava yaratmak için öğrencilerin duygularına odaklanmak, problemin, tepkiye neden olacak bir şey yapmış olabileceğimizden değil sadece onların tepkilerinden kaynaklanıyormuş gibi davranmamıza neden olur.
Kaynak: http://www.washingtonpost.com/blogs/answer-sheet/wp/2015/07/14/things-we-say-to-kids-that-sound-positive-but-can-be-detrimental/

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber