Bu haber kez okundu.

KOŞULSUZ KABUL MÜ, KOŞULSUZ SEVGİ Mİ?

Hepimizde aynı yankıyı yaratmayan pek çok kavram var. Özellikle Doğu felsefesinin ve kişisel gelişim kitaplarının bize kattığı ilkeler ve özlü sözler, biz onları uygularken farklı yorumlara yol açabiliyor. Bu katkılardan biri de "koşulsuz kabul" teması. Bir insanın diğerini şart koşmaksızın ve onu değiştirmeye çalışmaksızın kabul etmesi gerektiğine pek çok yerde rastlıyoruz. 

 

Oysa koşulsuz kabul içerik olarak pek doğru değildir. Esas bilinmesi ve dikkat edilmesi gereken kavram koşulsuz sevgidir. Bu kavram Carl Rogers'ın insanı anlamak için geliştirdiği teorinin merkez noktasıdır. Rogers'a göre, her insan kendini gerçekleştirebilme potansiyeliyle doğar ama bu potansiyelini gerçekleştirebilmesi ve mutlu olabilmesi için ilk ilişkilerinde ona şartlar ne olursa olsun değer verilmesine ihtiyaç duyar. Burada duracağım, çünkü karışıklık tam da bu noktada başlıyor. 

 

Koşulsuz sevgi, bazı ailelerde ve bazı ilişkilerde "koşulsuz her şey" olarak algılanıyor. Bu algı da ailelerin gerçekçi bir yaklaşım içinde olmak yerine merkeze çocuğu koymasına, dolayısıyla bilgisi ve becerisi henüz gelişmemiş olan çocuğu her durumda yetkin kılmasına neden oluyor. Ünlü gelişim psikologu Diana Baumrind bu görüşte değil. Neden aynı görüşte olmadığını şöyle açıklayabilirim:

Baumrind, ebeveynlik yaklaşımlarını iki temel düzlemde ele almış: Sevgi ve Kontrol. Bir ebeveyn, temel düzeyde çocuğuna bu iki davranışta bulunur. Ya sevgi gösterir, ki bunun bir tezahürü de bakım vermektir ya da kontrol eder, sınırlandırır. Yavrusunu kendi büyüten hayvanlar hakkında da benzer bir gözlemde bulunabiliriz. 

 

Sevgi ve kontrol her ebeveyn tarafından farklı düzeylerde gösteriliyor. Ancak basit tablolar çıkaracaksak, dört kombinasyondan bahsedebiliriz:

 

1. Düşük sevgi, düşük kontrol: Tahmin edilebileceği gibi bu kombinasyonda ebeveyn ve çocuk arasında ilişki yok sayılabilir. Söz konusu ebeveyn çocuğun ne sevgi, ne de kontrol bağı kurduğu yapıdadır.

 

2. Düşük sevgi, yüksek kontrol: Oldukça otoriter, ancak bunun yanında çocuğa sevgisini hiç hissettirmediği için ebeveynliği bir tür gardiyanlıktan sayılabilecek olan bir anne-baba doğurur. İlişkinin temeli sınırlar ve korkular üzerine kurulmuştur. Bu ilişki içinde büyüyen çocuk ya çok çekingen ve içe kapanık olur, ya da hiçbir kuralı tanımaz.

 

3. Yüksek sevgi, düşük kontrol: İşte geldik koşulsuz sevginin koşulsuz kabulle karıştığı yere. Bu ebeveyn çocuğuna koşulsuz sevgi göstermeye önem verse de, çocuğu ne yaparsa yapsın ona "hoşgörülü" olmayı çocuğuna duyduğu sevginin bir parçası addeder. Oysa koşulsuzca kabul edilen çocuk olmalıdır, davranışları değil. Bu algı, her hareketinin doğru olduğunu düşünen, dolayısıyla yetişkinliğe ulaştığında tökezleyen prenses ve prensler doğurur.

 

4. Yüksek sevgi, yüksek kontrol: Baumrind'in tüm bu seçenekler içinde en uygun tutum içerisinde olarak gördüğü aile tipi budur. Bu ailede ebeveyn çocuğunu sever ve sevgisini gösterir. Ama aynı zamanda çocuğuna sınırlar koyarak onu yanlış yollara sapmaktan korur.

 

Sınır koymak koruyucudur; sınırlar çok katı ve çok fazla olmadıkça yüksek sevgi-yüksek kontrol ebeveyninin sandığı gibi kısıtlayıcı olmaz. En önemlisi de sınır koymanın yeterince sevgi ve ilgi ile desteklendiğinde çocuk tarafından reddediliş veya ceza olarak algılanmayacağıdır. Bu yüzden çocuklarınızı koşulsuz olarak kabul etmeye değil, koşulsuzca sevmeye ama gerektiğinde de onun davranışlarını düzeltmeye odaklanın. Şimdi sınır koyduğunuzda yaşayacağı yıkım, kuralsız büyüdüğünde ve dünyanın onun istediği şekilde işlemediğini öğrendiğinde yaşayacağı yıkımın yanında hiç kalacaktır.

 

Uzman Klinik Psikolog Nazlı Akay

ailedenokula.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber