Bu haber kez okundu.

Korumacı ve Baskıcı Ebeveyn Olmaktan Neden Vazgeçemiyoruz?

Çocuklara sınır koymanın ve “hayır” demenin zor bir şeye dönüştüğü bir çağda psikologlar, çocuklukta kendilerine “aşırı müsamaha” gösterilen yetişkin hastaların sayılarında artış olduğunu bildiriyor. Ve bu çocuklar asla hata yapma ve hatalardan nasıl kurtulacaklarını anlama fırsatı yakalayamadıkları için esneklik yoksunu, kaygılı, en temel hayati işleri yerine getiremeyen ve ilişki sorumluluğu alamayan yetişkinlere dönüşüyor.
Pennsylvania Üniversitesi, artan öğrenci intiharları arasında öğrencilerin zihin sağlığı ile ilgili olarak yayınladığı bir araştırma raporunda oldukça çarpıcı sonuçlar ortaya çıkardı. Bu rapora göre çok sayıda öğrenci sadece benzer stresleri yaşamakla kalmıyor, aynı zamanda yardım da isteyemiyorlardı. Neden bazı insanlar için çektikleri acıyı kabullenmek bu kadar zor? Ya da başka bir ifadeyle neden yardım hazır bir şekilde onları beklerken öğrenciler çektikleri acıları saklamayı seçiyorlardı?
Çoğu öğrenci, başarıyı sadece çok dar ve spesifik bir şekilde tanımlayan ebeveynlerinin ve içinde yaşadıkları kültürün baskısı altındaydı: Çocuklar, sadece akademik ve sosyal beceri anlamında aşırı mükemmel olmakla kalmayıp aynı zamanda bu başarılarının zahmetsiz de görünmesini sağlamaları gerekiyordu. Öğrenciler başarmalıydı ve bunu yaparken de mutlu olmaları gerekiyordu.
Bu başarının ne kadarı hayatları boyunca çocuklarına baskı yapan ve sürekli onların yolunu açan ebeveynlerden kaynaklanıyor? Hatanın bir seçenek olmadığını öğrenen öğrenciler, hatanın aşılabilir olduğunu öğrenme fırsatını da yakalayamıyor. Ayrıca hata yaptıktan sonra ayağa kalkıp yeniden denemek için kendi içlerindeki gerekli kaynakları keşfetme fırsatına da sahip olamıyorlar.
Tıpkı depresyonla savaşan ve araştırma raporunda kendisinden bahsedilen Pennsylvania Üniversitesi öğrencilerinden Kathryn DeWitt gibi öğrenciler, hata baş göstermeye başladığı andan itibaren onun daha ötesini görememeye başlıyorlar.
DeWitt de dahil pek çok öğrenci çocukluklarını tarif ettiklerinde aşırı korumacı ve baskıcı ebeveynlere sahip olduklarını ve hayatları boyunca ebeveynleri tarafından tanımlanan başarıların peşinden koştuklarını görüyorsunuz. Bakın DeWitt evdeki lise yıllarını nasıl anlatıyor:
“Beklentiler çok yüksekti. Her gün akşam üstü saat 5′te test puanlarımız ve güncellenen notlarımız online olarak bize gönderilirdi. Notumun düştüğüne dair ilk yorum hep annemden gelirdi. Bir keresinde ‘Notunun düştüğünü görüyorum’ dedi annem. Ben de ‘Anne sanırım bir hata yapmışlar’ dedim. ‘Ben de öyle düşünmüştüm’ diye cevap verdi annem.”
Eminim DeWitt’in ailesi, okulun faydalı olması amacıyla ebeveynlere ve öğrencilere gönderdiği notları her akşam kontrol ederken, bir gün çocuklardan çok fazla şey beklemenin ve onları çok sıkı bir şekilde takip etmenin negatif etkileriyle ilgili bir araştırmaya konu olacaklarını asla düşünmemişlerdi.
DeWitt’in ebeveynleri için durum neyse, “Neden Ebeveynler Çocuklarının Başarısız Olmalarına İzin Vermeli?” gibi ebeveynlerin mükemmelliyetçilik eğilimlerinden vazgeçip çocuklarına büyürken ihtiyaç duydukları özgürlüğü vermeleri üzerine yazılmış sayısız makale ve kitabı okuyan bizler için de durum biraz aynı değil mi?
Aşırı korumacı ebeveynliğin ve çocuklara baskı yapmanın tehlikeleri, sosyal medyada en çok beğenilen ve paylaşılan konulardan birisi. Ancak bu konuda onca makale ve kitap okusak da, aslında buralarda bahsedilen tavsiyeleri pek de dikkate almadığımıza dair yeni araştırma kanıtları sunuluyor önümüze. Oysa bizler bu yazılanları okuduktan sonra sırtımızı bir güzel sıvazlayıp “o ebeveyn” olmadığımızdan hemen emin oluyoruz. Arkadaşlarımızla bu yazıları paylaşıyoruz , ama bu sırada sadece onların çocukları hakkında endişeleniyoruz, kendi çocuklarımız hakkında değil.
Acaba “düşmanla” tanışıyor olma ve o “düşmanın” biz olma ihtimali olabilir mi? Başka ailelere parmak sallamak çok kolaydır. Ancak yakın bir zamanda bir psikolog bana şöyle demişti: “İnsanların içlerindeki önyargılara – gerçekten nasıl düşünüyoruz, hissediyoruz ve davranıyoruz – ulaşmanın en iyi yolu onlardan etraflarındaki insanların önyargılarını tarif etmelerini istemektir.” Bu yüzden belki de Facebook sayfamızda ya da çevremizdeki insanlarla bu konuda bir makale paylaşmadan önce yazının en önemli okuyucusunun kim olduğundan emin olmalıyız: Kendimiz.

Kaynak: http://parenting.blogs.nytimes.com/2015/07/27/parents-know-pressure-and-hovering-dont-help-children-succeed-so-why-is-it-so-hard-to-stop/?module=BlogPost-Title&version=Blog%20Main&contentCollection=U.S.&action=Click&pgtype=Blogs®ion=Body&_r=1

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber