Öğretmen Diyarı

Kızıma Kitap Okuma Alışkanlığını Nasıl Kazandırdım?

Rehber öğretmen olarak okulda verdiğim seminerlerde, anne babalara bazen şu soruyu sorarım; Kaçımız çocuğunun düzenli bir şekilde kitap okumasını ister? Sonra eklerim; Peki, kaçımız düzenli bir şekilde kitap okuyoruz? İlk soruya ne kadar çok el kalkarsa ikincisine de o kadar az el kalkar maalesef. Veliler olarak her ne kadar yeteri kadar kitap okumasak da özellikle gelişim çağındaki çocuğumuzun kitap okuma alışkanlığı edinmesini çok isteriz. Çünkü toplumsal öğretilerimiz kitap okumanın faydalı bir etkinlik olduğunu öğretmiştir bize. Fakat aynı toplumsal öğretiler bu doğru bilginin hayata geçirilmesinde nedense yetersiz kalıyor. Kitap okumanın, çocuğun duygularını daha net ortaya koyabilmesine imkân verdiğini, hayal dünyasını genişlettiğini, beynin analiz sentez yeteneğini geliştirerek çok boyutlu algılamaya katkı sağladığını sezgisel olarak biliriz.  Ama aynı yararı yetişkinlere de sağladığını unutuyor muyuz ne?

Nöroloji Bilimi Ne Diyor:

Kitap okumak, beyinde, yeni nöron ağlarının oluşmasına ve güçlenmesine doğrudan katkı sağlar.
Kitaplara erişimin okul başarısıyla güçlü bir ilişkisi vardır.
Benzer gelir ve ebeveyn eğitim seviyelerine sahip ailelerde, evdeki kitap sayısı çocukların okuma becerileriyle ve okul başarılarıyla doğru orantılıdır.
Çok kitabı olan çocukların yetişkinlikteki eğitim seviyeleri, olmayanlara göre ortalama üç yıl daha uzun ve yetişkinlikteki gelirleri daha fazladır.
Çocuğun başarısı açısından evde kitap olması, anne babaların eğitimsiz olması ile üniversite mezunu olması arasındaki fark kadar önemlidir.
Ülkemizde kitap okumanın sonuçlarına ilişkin bu şekilde kapsamlı sonuçlara yer veren çalışmalar yapılmadı henüz, ama benzer sonuçların çıkacağını kestirmek güç olmasa gerek. Öte yandan kitap okumaya ilişkin ülkemizin de içinde yer aldığı istatistik kayıtlar önemli bir soruna işaret ediyor.

İstatistik Bilimi Ne Diyor:

Gelişmiş ülkelerde kişi başına düşen yıllık kitap satın alma miktarı, ortalama 120 dolarken Türkiye’de bu rakam 10 doların altında. Çünkü istatistikler Türkiye’de her 100 kişiden sadece 4’ünün kitap okuduğunu söylüyor. Kitabın Türkiye’deki ihtiyaç maddeleri listesinde 235’inci sırada yer alıyor olması; ülkemizde bir yılda basılan kitap sayısının Japonya’ya göre 120 kat daha az olmasını ve Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporu’nda, kitap okuma oranında Türkiye’nin, 173 ülke arasında 86. sırada yer almasını yeterince açıklıyor sanırım. Son olarak ülkemizi diğer ülkelerle değil de yine kendimizle kıyaslarsak 1965’ten bu yana üniversite mezunu sayısının yüzde bin beş yüz artmasına rağmen kitap okuma oranının yüzde on düşmüş olması hepimizi bir miktar kaygılandırmalı sanırım.

Neyse ki kitap okumaya ilişkin böylesine olumsuzluklarla dolu bir iklim içerisinde bile ülkemizde hala çocuğuna kitap okuma alışkanlığı kazandırmaya çabalayanlar var. Bu yazıyı okuduğunuza göre siz de onlardan biri olmalısınız.

Ne yapmadım?

Tıp biliminin ilk kuralıdır. “Primum non nocere” yani hasta olana “Her şeyden önce, zarar vermeyeceksin.” Bunu, kitap okuma alışkanlığı kazanmaya uyarlarsak eğer; zarar vermemek adına “Her şeyden önce, kitap oku demeyeceksin” diye ele alabiliriz. Paradoksal gibi görünse de ilk kural çocuğa o “sihirsiz sözü” her ne olursa olsun söylememek. Çünkü insan, yapısı gereği emir cümlesi şeklinde tekrarlanan ve kendisine “zorla” yaptırılmaya çalışılan etkinliklere karşı mesafe geliştirme eğilimindedir. O yüzden iyi niyetle de olsa “aç biraz kitap oku” ya da “neden kitap okumuyorsun” gibi cümleler çocuğun kitap okumaya ilişkin olumsuz bir tutum geliştirmesine neden olabilir. Hele ki bu, herkesin salonda televizyon izlediği esnada “git odanda kitap oku” şeklinde gerçekleşiyorsa, kitap okumaya mahkûm edildiği hissine kapılan çocuğun kitap okumayı bir cezalandırılma aracı olarak algılamasına yol açabilir, ki bu durum okumaktan nefret etmesinin de zemini hazırlıyor olabilir. İşte, sırf bu yüzden eşimle evde kızımıza tek bir kez bile “kitap oku” demedik.

Ne Yaptım?

Bebekliğinden başlayarak okuma yazma öğrenene kadar ona düzenli bir şekilde hikâye kitapları okuduk. Kitaplarla dolu bir çalışma odasına aşina olarak ve sık sık kitaplarımı karıştırarak büyüdü, ki bunun da kitap okumasında ciddi bir yararının olduğunu düşünüyorum. Okuma yazma öğrenme süreci başladığında, yatmadan önce kendisine kitap okumamızı istediğinde ona “Artık okuma yazma öğreniyorsun. Kısa sürede kendi kendine okumaya başlayacaksın ve artık biz kendi kitaplarımızı okurken sen de kendi kitaplarını okuyabileceksin” mesajını sık sık vermeye başladık. Okuma yazmaya geçince, hâlihazırda iki raf dolusu kitabı ve bu kitaplarla uzun soluklu bir ilişkisi vardı.

Akşamları eşimle televizyonu kapatıp kitaplarımızı okumaya başladığımızda kızım kendi kendine oynardı. Okuma yazmaya geçtiğinde de bu böyle sürdü. İlk zamanlar oyuncaklarıyla oyalandı ve bir şeyler karaladı. Fakat ne olursa olsun ona hiçbir şekilde “sen de gel bizimle kitap oku” ya da “hadi birlikte kitap okuyalım” demeyecektik. Çünkü çocuğun, çevresindeki yetişkinlerin bir etkinliği keyifle yerine getirdiğini izlemesi halinde er geç buna dâhil olmak isteyeceğinin farkındaydık, ki öyle de oldu. Bir zaman sonra öğretmeninin verdiği okuma kitabıyla o da yanımıza kuruldu. Birkaç gününü kitaptaki resimlere bakarak geçirdi. Sonra bu süre gittikçe uzadı ve yavaş yavaş okumaya evrildi. Nihayetinde çocuğun kitap okumanın zevkine varmasının, biraz da kitap okuduğu anda içinde bulunduğu atmosferle ilgili olduğunun az çok bilincindeydik ve bu durum kısa sürede meyvelerini vermeye başladı.

Öte yandan gün içerisinde sorduğu kimi soruları kitaplara bağlamaya çalışır, ilgisini çeken konularla ilgili internetten kitap bakardık.  Sık sık kitapevlerine gider, istediği bir kitap varsa alırdık. Böylece kitapları çoğalmaya, o da bundan hoşlanmaya dahası okumaktan büyük bir keyif almaya başladı. Öyle ki bazen (uyku saatinin geçtiği zamanlar) kitap okumasına izin vermeyip elinden aldığım bile oldu. Bilinçli bir şekilde yaptığım bu engellemelerin kitap okuma isteğini kamçıladığını bile iddia edebilirim.

Son olarak şunu söylemeliyim ki, yoğun bir şekilde okuma alışkanlığına sahipseniz kitap satın almada zaman zaman bütçenizin zorlanabileceği durumlar ortaya çıkabilir. Bu durumun üstesinden gelmek için ben de kızımla beraber bir kütüphaneye üye oldum. Kimliğinde bile fotoğraf yokken fotoğraflı bir kütüphane üyelik kartının olması çok hoşuna gitti. Hala iki haftada bir düzenli olarak kütüphaneye gider ve kitap ödünç alırız.

Bu anlattıklarım bir çocuğun kitap okuma alışkanlığı kazanmasında olmazsa olmazlar değil elbet. Ben bile ders kitapları dışında bir kitabı ilk kez kendi isteğimle alıp okuduğumda 20 yaşımı geçmiştim. Ama o günden bugüne düzenli bir kitap okuyucusuyum. Peki, bu davranışı kazanmam ebeveynlerimin (yukarıda söz edildiği şekilde) üstün gayretleri sonucu olmadıysa nasıl oldu? Benim kitap okuma alışkanlığı kazanmamın, çeşitli dışsal etkenlerin (doğru zaman, doğru kitap, doğru sosyal ortam) oluşturduğu olasılıkların, ortaya çıkan bir takım içsel etkenlerle (arayış, ihtiyaçlar, hayatı ve kendini anlama ve de öğrenme isteği) tesadüfî denkleşmesi sonucu gerçekleşen istisnai bir olay olduğu kanaatindeyim. Benimki biraz şansa kalmış bir olaydı, fakat siz çocuğunuzun kitap okuma alışkanlığı kazanmasını şansa bırakmak istemiyorsanız şu daima aklınızda bulunsun: Çocuklar en büyük taklitçilerdir ve anne baba olarak bizim davranışlarımızı, keza “alışkanlıklarımızı” taklit etmeye eğilimlidirler. Bu anlamda yaşam biçimlerimizle ve alışkanlıklarımızla çocuğumuza nasıl bir rol model oluşturduğumuzun bilinciyle hareket edip onlara kimi güzel alışkanlıklar kazandırmanın yollarını aramalıyız.

Recep KARATAŞ
Uzman Psikolojik Danışman

Kaynak: http://www.egitimpedia.com/egitimpedia-yazari-recep-karatas-kizima-kitap-okuma-aliskanligini-nasil-kazandirdim/

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol