Öğretmen Diyarı

Kaynaştırma Mı Ayrıştırma Mı?
Misafir olarak gözleme gittiğim bir anaokulunda el parmakları eksik bir çocuk vardı. Arkadaşlarıyla oyun oynuyordu, kimse çocuğun eline dikkat etmiyor, çocuklar hep birlikte neşe içinde oyunlarını oynuyordu. Öğretmen “çember olun” dediğinde öğrenciler arkadaş seçmeden el ele tutuştular. Bu sınıfı ziyarete gittiğimde okul açılalı iki ay gibi bir süre olmuştu. Öğretmene, sınıftaki bu öğrenciyi, arkadaşları arasına alırken özel bir şey yapıp yapmadığını sordum. Bana baktı ve “Hayır, özel bir şey yapmadım” dedi. “‘Hepimizin farklılıkları var’ dedim ve önce ben öğrencinin elini tutarak oyuna başladım”, diyerek ekledi. Öncelikle biz elimizi uzattığımızda bir şeyleri değiştirebileceğimizi farketmeliyiz.  

Parkta çocuklar oyun oynuyordu. Kimi salıncakta sallanıyor, kimi kaydıraklara tırmanıyordu. Anne ve babalar banklarda çocuklarını izliyor ve sohbet ediyorlardı. Her şey yolunda ve keyifli görünüyordu. Ardından her şey, parka annesinin elinden kurtularak koşa koşa gelen özel gereksinimli bir çocuğun yaklaşmasıyla değişti. Kendileri gibi hareket etmeyen ve gözükmeyen bu çocuk, salıncaklara hızla ilerlerken banklarda oturan aileler kıpırdanmaya başlamıştı. Şaşkın bakışlar arasında kimi aileler çocuklarını parktan uzaklaştırma yoluna gitmişlerdi. Bu tanıklığımın devamını siz tahmin edebilirsiniz. 

Öğrencilerle beraber yurt dışında bir turnuvaya gittiğimizde, verilen bir günlük aradan yararlanarak büyük bir lunaparka gittik. Tüm günü orada geçirecektik. Parkta ilk dikkatimi çeken özel gereksinimli çocukların çokluğuydu. Bir baba, tekerlekli sandalyesindeki çocuğunu gondola bindirirken uzun uzun bekledik, bir anne SP’li (serebral palsi) çocuğunu bir başka oyuncağa bindirirken yanlarındaki tanımadıkları yaşıt çocuk, yanına oturan SP’li çocuğun emniyet kemerini takmasına destek oluyor ve işlem bitince de bir eliyle bindiği oyuncaktan ürken arkadaşının elini tutuyordu. Kimse telaşlanmıyor ya da garip garip bakmıyordu. 

Türkiye’de, 2011 Nüfus ve Konut Araştırması sonuçlarına göre; görme, duyma, konuşma, yürüme, merdiven çıkma veya inme, bir şey taşıma veya tutma ve yaşıtlarına göre öğrenme, basit dört işlem yapma, hatırlama veya dikkatini toplama fonksiyonlarından en az birinde çok zorlandığını veya hiç yapamadığını belirten kişi sayısı 4 milyon 882 bin 841. Diğer bir ifadeyle 2011 yılında toplam nüfusun yüzde 6,6’sının en az bir engeli var. (http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=18617). Bu veri ile çevremizde gördüğümüz özel gereksinimli kişilerin sayıları arasında ciddi uçurum var. İnsanlar ülkemizde özel gereksinimli çocuklarını evde tutmayı yeğliyor. Bunun nedenini farklı bileşenlerle sorgulayabiliriz. Halkımızın bu bireylere bakışı, özel gereksinimli bireylerin günlük yaşamda karşılaştığı güçlükler, ailelerinin toplu yaşamda karşılaştıkları yaşantılar vb… 

Çoğu insan her özel okulun, yasal olarak özel gereksinimli çocuk almak zorunda olduğunu bilmiyor. Oysa bunu artık herkes bilmeli. Farklılıklara Saygı Gününü kutlayan bir özel okulun sosyal medya paylaşımı dikkatimi çekmişti. “Çocuklarımız farklılıklara saygıyı öğrendi” metniyle çıkan görselde öğrenciler ve öğretmenler farklı renkli çoraplar giymişlerdi, yüzlerde kocaman bir tebessüm vardı. Ne acıdır ki bu özel okul seçerek öğrenci alıyordu ve doğal gelişim göstermeyen öğrencileri okula kabul etmiyordu. Bu özel okulda down sendromlu, otizimli, asperger, serebral palsili (SP) çocuk bulunmuyordu. Farklılıklara kapımızı açmadan içerde farklılıkları kutluyor olmak tam da bize göre bir davranıştı.

Uzmanlar kaynaştırma ve bütünleştirme eğitimlerinin ne derece değerli olduğunu söylerse söylesin, bizler kaynaştırmadan önce zihinlerimizde var olan ayrıştırmadan kurtulmalıyız. Dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite bozukluğu olan bir öğrencimin annesi, yıllar sonra bana çocuğunun bu durumunu neden okula bildirmediğini açıklamıştı. Bu açıklama, özel gereksinimli çocukların ailelerinin neden rehberlik araştırma merkezlerine gitmek istemediğini anlamamıza yardımcı oluyordu. İki öğretmeni konuşurken duymuş, öğretmenlerden biri sınıfında bulunan dikkat dağınıklığı olan öğrenci için “Of bu çocuk da benim sınıfıma düştü!” diye serzenişte bulunuyormuş. İstenmeyen çocuğunuz olduğunu bir anne olarak düşünün, ne hissederdiniz? 

Bir sınıftan, bir okuldan daha önemlisi, yaşamın her alanında yaşananlar. Genel bakış açısı değişmeden bir şeylerin değişeceğini zannetmiyorum. Alışveriş merkezlerinin otoparkında engelliler için ayrılmış yerlerin önünde, aralarında zincir olan labutlar göreceksiniz. Bu acınası durumun nedeni, engelli bireyler için ayrılmış alanlara park eden insanların var olması ve neredeyse kimsenin de bu duruma ses çıkarmıyor oluşu. Bir şeyleri değiştireceksek öncelikle yaşamın tüm alanlarında mücadele etmeye başlamamız gerekiyor. Özel gereksinimli bireylere bakış açısı, bizler değiştiğimizde değişecek.
 

mujdatataman@gmail.com

https://twitter.com/ataman_mujdat


Kaynak: http://www.egitimpedia.com/egitimpedia-yazari-mujdat-ataman-kaynastirma-mi-ayristirma-mi/

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol