Bu haber kez okundu.

Herkesin bir ödevi var

Öğrencilerin ve velilerin kâbusu ödevler… Nereden çıktı, neden çıktı, kim çıkardı?Öğretmenler ödevleri, öğrenme pekişsin diye verir.

Anladık “Veren el, alan elden üstündür.” ancak o verme bu verme değil! “Hocalar” bu işi hem karıştırıyor hem de abartıyor olmalı. 
Şu ödev işine biraz daha yakından bakmakta yarar var.
Klasik öğretme yönteminde öğretmen aktiftir. Ondan beklenen öğrencilere dersi ile ilgili bilgiyi aktarmaktır. 

Allah kabul etsin!

Birinci öğretmen derse girer ve kitaptaki sıraya göre “bilgisini” anlatır yani kitapta olanları sözlü olarak ifade eder. 

İkinci öğretmen, derse biraz daha hazırlıklı girer; anlatımına, özetler ve kısa yolları da ekler.

Üçüncü öğretmen, ders anlatımının dışında, filmler, sunumlar, kısa sorulu uygulamalar ve grup çalışması da gerçekleştirir.

Dördüncü öğretmen, konunun bütününü gösterdikten sonra yaşamla örtüşecek kısımlarını da paylaşır, öğrencilerin birbirlerine soru sormalarını ve yanıt vermelerini ister, konuyu tartışmaya açarken kendisi de aradan eklemeler yapar. Önceden hazırlanmış film, fotoğraf, şema ve dinletilerle konuyu destekler. Öğretmen öğrencileri iyi tanıdığı için dersi, farklı öğrenme şekillerine göre hazırlamıştır. Yani ne yapacağını iyi biliyordur. Öğrencilerin meraklarını sürekli tetikleyecek sorular ve argümanlar kullanır.

Öğretmenlikte alan bilgisinin tam olması şarttır. Ayrıca öğretmenler de farklı kaynakları inceleyerek değişik yöntemlere hâkim olmalıdır yani ödevlerini yapmalıdır!
Şair ne demiş? Akvaryumdaki kırmızı balığın resmini değil, mutluluğun resmini yapabilir misin?
Ödevler gerçekçi verilmeli, ne amaca hizmet edeceği mutlaka düşünülmelidir. Hiç ödev vermemek marifet olmadığı gibi -özellikle kontrol edilmeyen- çok ödev vermek de marifet değildir.
Tekrar, araştırma, geliştirme, sorgulama, deneyleme, grup, uygulama, yazma gibi farklı ödev çeşitleri bilginin kalıcı hâle gelmesi içindir.

Bununla birlikte her gün ders işlendiğine göre bir öğrenci için zaten tekrar edilecek yeterince ödev var demektir. Bunu da akıldan çıkarmamak gerekir!

Bilimsel açıdan irdelendiğinde insan beyni ilk okuduklarını, gördüklerini ve duyduklarını frontal lopta tutar. Burası kısa süreli bellektir. Bilginin ve deneyimlerin kalıcı olabilmesi için tekrarlar gerekir.

Tekrar, çeşitli yöntemlerle yapıldığında ise beynin farklı bölgeleri devreye girerek bilgiyi saklar. Tekrar ne kadar çok olursa, bilgiye ihtiyaç duyulduğu zaman hatırlama, o derece hızlı ve eksiksiz şekilde gerçekleşir. 

Bazı öğrencilerin akademik açıdan yüksek başarı göstermesinin nedeni, sürekli tekrar ediyor olmasından kaynaklanır. Bu tekrarları farklı yöntemlerle yapanlarda bilgi, çok daha anlamlı ve uzun süreli bellekte saklanırken, sadece “kuru” ezber yapanlarda, bir süre sonra yok olur ya da işlenemeyecek şekilde kalır.

Tibet’te keşiş olarak yetiştirilen çocukların Buda’nın öğretilerini aralıksız ezber ediyor olması, metinleri de ezbere okumalarından ibarettir. Hiçbiri Buda kadar derinlemesine bilgiye hâkim olamaz, onu yorumlayamaz ve kullanamaz. Bunun için bir ömür ezberledikleri öğreti üzerinde düşünmeleri ve felsefi açıdan sorgulamaları gerekir.

İyi de biz keşiş yetiştirmeyeceğimize göre bu çağda sorgulayan ve bilgiyi kullanan insanlar için sanırım biraz daha derin düşünmeliyiz. 

Eğitim, süreç olarak bakıldığında, çıktılarının yıllar sonra görüleceği bir alandır ve ne hikmetse bu nedenle “görmezden” gelinir. Zaman içerisinde olumsuz giden şeylerin düzeleceği beklentisi olduğu için “pozitif” yaklaşım hâkimdir. Zamanla hallolur! Olur, da olan bizim çocuklara olur ya neyse “olumlu düşünmek” lazımdır.

İlkokul yıllarında çocuklarının ödevlerini bizzat yapan veliler, lisede artık yorulmuştur. Desteğe alışmış çocuklarda da gevşeme olması “normaldir”. 

Veliler çocuklarının hangi alışkanlıkları kazandıklarına dikkat etmeliler. Bu, en küçük yaştan itibaren ele alınması gereken bir şeydir. Okula neden gittiğini, ne öğrendiğini, ne yapacağını onlarla paylaşırken, caydırıcılara da dikkat etmelidirler.

Televizyon, bilgisayar ve telefon gibi ekranların bağımlısı olmalarına izin verilmeden onları doğru ve akılcı kullanmaları sağlanmalıdır. Kısacası evin içerisinde ve dışında kırmızı çizgiler çizilmelidir.

Seyahat planları, ziyaretler, gece çıkmaları, eğlenceler, kutlamalar ve diğer caydırıcılar velilerin çocuklarına göre dikkat etmeleri gereken ödevlerdir! Bir başka ödev çocukları başkaları ile karşılaştırmamak ve onlara örnek olmaktır. 

Şimdi diğer ödevler!
Sistem kurucular yoğun öğretim programları ile öğrenme süreçlerinin aceleye getirildiğini unutmamalı. Deneysel çalışmalar ile tartışmaya yönelik zamanlar yaratmalıdır. 
Öğretmenler, mesleki gelişimlerini sürdürmeli, farklılaştırılmış öğretim yöntemlerini öğrenmeli, alanlarında ciddi bir referans olarak öğrencilerin meraklarını harekete geçirmelidir.
Veliler, çocuklarının küçük yaşlarından itibaren sorumluluk almalarını sağlamalı, onların sorgulayan bir insan olmaları için rollerini unutmamalıdır. 
Öğrenciler, “her şeye rağmen” öğrenme isteğini yitirmemeli, araştırmayı, farklı kaynaklardan bilgiye ulaşmayı ve tekrar etmeyi sürdürerek iyi bir öğrenci olmalıdır.
Öğrenme isteğini yitirmeden, etik kurallar çerçevesinde, metodolojiye dikkat ederek ve samimi yaklaşımlarla işe yarayacak tam öğrenme süreçlerinin gerçekleşmesini dilerim.
Çok çalışmak ama boş “çalışmamak” gerekir. 

Unutmayalım, ödevler de birer araçtır!

Ömer Orhan
Kaynak: .egitimajansi.com
BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Anahtar Kelimeler:
herkesin ödevi var

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber