Bu haber kez okundu.

HAKİKİ ÖĞRETMENLERİM

Hasan Basri ölüm döşeğinde yatarken, ziyaretine gelen dostlarından birisi ona sordu:

“Ey üstad, senin öğretmenin kimdi? Sana kimler ders verdi?”

Hasan Basri bu soruya önce gülümsedi, sonra da şu cevabı verdi:

“Benim yüzlerce, binlerce öğretmenim oldu. İsimlerini tek tek saymam günler hatta haftalar alır. Hem buna vaktim de yok. Ama benim üç öğretmenim oldu ki sana onları anlatacağım.”

Bu öğretmenlerden ilki bir hırsızdı! Bir keresinde çölde kaybolmuştum. Nihayet bir köye ulaştığımda vakit o kadar geç olmuştu ki, her yer kapan­mıştı. Bir ara gece karanlığında bir adam gördüm; bir evin duvarım delme­ye çalışıyordu. Yanma yaklaşıp nerede kalabileceğimi sordum. Adam:

“Gecenin bu vaktinde kalacak yer bulman çok zor, ama istersen benim gibi bir hırsızla kalabilirsin.” dedi.

O gece çaresizlikten o adamın yanında kaldım. Ama daha sonraki günlerde. Tam bir ay! Adamın bazı davranışları o kadar güzeldi ki beni kendine bağladı. Her gece:

“Ben şimdi işe gidiyorum. Sen dinlen ve ibadet et” derdi. Döndüğünde:

“Bir şey bulabildin mi? diye sorardım ve o da:

“Bu gece değil, ama yarın yine deneyeceğim inşallah” derdi. Onu hiç ümitsizlik içinde görmedim, hep neşeliydi.

Ben daha sonraki yıllarımı hep dualarla ve zikirlerle geçirdim; ama hayatımda hiçbir şeyin değişmediğini görüp öylesine derin bir ümitsizliğe ve karamsarlığa düştüm ki bazen her şeyi bırakıp kaçmak istedim, işte öy­le zamanlarda hep hırsızın her gece söylediği o söz bana ışık tuttu:

“Bugün yapamadım, ama yarın inşallah!”

İkinci öğretmenim ise bir köpekti. Bir gün, susamış halde bir nehre doğru yürüyordum. O sırada nehrin kenarına bir köpek geldi. O da susamıştı. Nehre başını uzattığında suyun üzerinde kendi yansımasını gördü ve onu başka bir kö­pek sanıp korktu. Havlayarak oradan uzaklaştı; fakat susuzluğu o kadar fazlay­dı ki nehre geri döndü. Sonunda korkusunu yenip suyun içine atladı. Oradaki köpek görüntüsü artık kaybolmuştu. Bu, Rabbimden bana gönderilmiş bir işa­retti. İnsanın bütün korkularına rağmen rahmet denize dalması gerekirdi.

Üçüncü öğretmenim ise küçük bir çocuktu. Bir şehre girmiştim. Sokakta o çocuğun yanmakta olan bir kandil taşıdığım gördüm. Kandili ca­miye götürüyordu.

“Kandili kendin mi yaktın?” diye sordum çocuğa.

“Evet, efendim” dedi. Ona yine sordum:

“Kandilin henüz yanmamış olduğu bir an vardı, sonra yandığı bir an geldi. O halde, bana ışığın nereden geldiğini gösterebilir misin?”

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber