Bu haber kez okundu.

Finlandiya Eğitim Sisteminin Özü: “Az Olan Daha İyidir!”

Matematiği daha iyi nasıl öğreteceğime dair yeni fikirler, yeni müfredat daha fazla matematik ve öğrencilerimin daha fazla düşünmesini sağlayan, daha fazla konuşmasını sağlayan ve onlara daha fazla matematik yükleyen bir eğitim sistemi ile onları donatacağımı umut ediyordum. Öyle ki benim öğrencilerimin bulunduğu ortaokul çağı, hem dersim olan matematik hem de diğer derslerin öğrenimi için en kritik dönemdir.

Bu her şeyi daha fazla yapmak ülkemizde birçok öğretmen için neredeyse bir varoluş durumu haline geldi ve günden güne, hızla içimize işlemeye başladı. Öğrencileri hep daha büyüğünü, daha iyisini yapmaya zorlayan mevcut bir baskı var. Dersler hep daha eğlenceli, daha sürükleyici, daha içeriği bol olmak zorunda hale geldi. Bu toplumun ve daha da büyüğü içinde yaşadığımız dünyanın bizi sürüklediği bir durum. Her zaman yaptıklarımız ile ölçülüyor ve değerlendiriliyoruz. Öğrencilerimize de “Düşene kadar çalış!” mantığını öğretiyoruz.

Finlandiya’ya gittiğimde karşılaştıklarım ise bizdeki durumla hiçbir ilgisi olmayan şeylerdi. Matematik anlamında çok da iyi olan, çok fazla matematik bilen öğrenciler yoktu açıkçası. Beklediğimden daha sade, tipik sınıflar ile karşılaştım. Ve çabaların çoğu (temel matematik kuramlarını hatırlayamayan öğrenciler gibi) aynıydı. Finlandiya’daki matematik eğitimi ve matematik sınıflarının yapısı yüzyıllardır matematik öğretmenleri tarafından basit, temel bir formül ile işleniyordu: ‘Öğretmenler ödevlerin üzerinden geçer, derslerini anlatır (bazı öğrenciler dinler, bazıları dinlemez) ve daha sonra da öğrenciler derste ödev, çalışma yaparlar.’

Finlandiya’da genel olarak muhteşem dersler izledim ki çoğu da ülkemde verilen derslerden çok daha iyiydi.

O halde oradaki eğitimi farklı kılan şey nedir? Eğer burada verilen eğitim ile temelde aynı ise ya da bazen Amerika’da verilenden daha bile kötü ise, neden Finlandiyalı öğrenciler daha başarılı ve bizimkiler daha başarısız? Bu farklılık verilen eğitimden kaynaklanmıyor. İyi öğretim iyi öğretimdir ve Finlandiya’da da Amerika’da da mevcut bulunabilir. (Aynı şey kötü eğitim için de söylenebilir.) Farklılık daha az hissedilebilir ancak daha temel olan bir şey var ki Finlandiya, açıkça şuna inanıyor: “Az olan daha iyidir.” Bu Finlandiyalıların eğitim sisteminin içine yerleşmiş ve kökleşmiş bir anlayış.

“Az olan daha iyidir.”

Buna inanıyorlar. Bununla yaşıyorlar. Mesela evleri… Hiçbir aile, ihtiyaçlarından daha büyük evlere sahip değil. Fazla harcama ve aşırı tüketim yapmıyorlar. Çocuklarını zorunlu haller olmadıkça okula yaya olarak gönderiyorlar. Basit ve alçakgönüllü bir şekilde yaşamlarını devam ettiriyorlar. Kadınlar daha az makyaj yapıyorlar. Erkeklerin büyük, lüks arabaları yok. Binlerce gereksiz, ucuz kıyafet almak yerinde Finlandiyalılar daha az ama daha değerli şeyleri almayı tercih ediyorlar. Açık bir şekilde her zaman daha az olanın daha iyi ve fayda getireceği bir hayat felsefesine inanmışlar.

Amerika’da tam tersi olarak bizler daha fazla olan her zaman daha iyidir anlayışını benimsemişiz. Her zaman daha fazlasına daha iyisine ulaşma çabası içindeyiz. Yeni, parlak, güzel, heyecan veren her şeye sahip olmak takıntısı bizleri sarıp sarmalamış durumda. Bu eğitim sistemimizde de aynı şekilde etkisini göstermektedir.

Sürekli olarak yeni metotlar, yeni fikirler, yeni öncülükler peşindeyiz. Eski fikirleri tüketmeden, hayatımızdan çıkarmadan sürekli üstüne yeni şeyler ekliyoruz. Tüm eğitim problemlerimizin her zaman “daha fazlası” ile çözüleceğine inanıyoruz. Her şey daha fazla sınıfla, daha uzun saatlerle, daha fazla ödevlerle, daha fazla projelerle, daha fazla baskıyla, daha fazla içerikle, daha fazla toplantılarla, daha fazla rehberlikle ve tabii ki de daha fazla sınavla çözülebilir. Tüm bunlar daha çok tutuşmuş halde koşturup duran öğretmenler ve daha fazla stresli öğrenciler ile sonuçlanıyor.

Diğer yandan Finlandiya az olanın daha iyi olduğuna inanıyor. Bu hem öğretmenler hem de öğrenciler için çeşitli şekillerde örneklendirilmiştir:

“DAHA AZ = DAHA İYİ”

  1. Daha Az Okul Vakti = Daha Fazla Alternatif

Finlandiya’da öğrenciler okula 7 yaşında başlarlar. 7 yaşına kadar çocukların çocukluklarını yaşamalarına, oyun oynamalarına, keşfetmelerine olanak veriyorlar. Yani bizler gibi bir sınıfa hapsolmalarına izin vermiyorlar. Ama geride kalmazlar mı? Hepimizin aklından hemen bu soru geçiyor değil mi? Hayır, geri kalmazlar, kalmıyorlar. Çocuklar okula tamamen fiziksel ve psikolojik olarak öğrenmeye ve odaklanmaya hazır olduklarında başlarlar. İlk sene sonrasında 9 yıl zorunlu eğitim devam ediyor. 9. Sınıftan sonra her şey öğrencinin seçimine kalıyor, 16 yaşlarında öğrenciler kendi eğitimleri adına aşağıdaki seçenekleri seçebiliyorlar:

Normal lise: Bu üç yıllık program öğrencileri istedikleri üniversitede eğitim almaları için eğitiyor. Program sonunda öğrenciler sınava tabi tutuluyorlar.

Mesleki eğitim: Bu da öğrencileri mesleki alanda eğiten 3 yıllık bir program. Öğrenciler istedikleri mesleki alanda kendilerini geliştirebiliyorlar.

Direkt iş hayatına atılma: Bu kısmı tercih eden öğrencilerin oranı %5 den daha az…

  1. Okulda Daha Az Saat = Daha Fazla Dinlenme

Öğrenciler derse 9.00 ile 9.45 arasında başlıyorlar. Öğrencilerin sabahları uykuya ihtiyaçları vardır. Okul saat 2.00 ile 2.45 arasında biter. Bazı günler daha erken başlayıp daha geç bitebilir. Finlandiyalı öğrencilerin programları sürekli farklı ve değişkendir, yine de günde 4 – 5 ders ve molalar ile süren bir programları mevcuttur. Bu sistem hem öğrencilere hem de öğretmenlere daha kaliteli bir zaman dilimi sağlıyor. Eğitim öğretime daha taze bir başlangıç yapmaları için fırsat tanıyor.

  1. Daha Az Ders Saati = Daha Fazla Plan

Öğretmenlerin daha kısa günleri de vardır. Ortalama bir Finlandiyalı öğretmen yıllık 600 saat derse giriyor. Amerika’da ise bu sayı iki katına çıkıyor. Aynı zamanda Finlandiya’da öğretmenler ve öğrenciler dersleri yok ise okulda bulunmak zorunda değiller. Örneğin, Perşembe günü öğleden sonra hiç dersleri yok ise, hem öğretmenler hem de öğrenciler okuldan rahatça çıkabiliyorlar. Ya da ilk dersleri 11’de başlıyorsa, daha öncesinde okulda bulunmalarına gerek yok. Bu sistem Finlandiyalı öğretmenin daha fazla plan yapmasına daha fazla dersine hazırlıklı gelmesine olanak sağlıyor.

Daha Az Öğretmen = Daha Fazla Tutarlılık ve Önemseme

Finlandiya’da ilkokul öğrencileri için ilk 6 senelerinde ya da 3 senelerinde öğretmenleri asla değişmiyor. Aynı öğretmen aynı öğrenci grubu ile ilgileniyor. Ve bu uzun zaman diliminde bu öğretmen bu 15 – 20 öğrencinin her şeyini biliyor ve onların tüm öğrenme stillerine hakim duruma gelebiliyor. Bu sistem öğrenciye de çok faydalı çünkü onlara tutarlılık, önemseme, ihtiyaçları olan bireysel dikkat olanağı tanıyor. Bir sonraki sene hem öğretmenlere hem de öğrencilere büyük kolaylık sağlıyor, çünkü yeni bir öğretmenin gelmesi, ona alışmak, adapte olmak zaman alıyor. Bu sistemin uygulanması Finlandiya eğitim sisteminin neden başarılı olduğunu bir kez daha vurguluyor bence.

  1. Daha Az Kabul Edilen Müracaatlar = Öğretmenlere Daha Fazla Güven

Öğrencilerin öğretmenleri değişmiyor dedik… Peki ya “kötü” bir öğretmenleri varsa? Finlandiya “kötü öğretmen” yoktur olgusunu savunmak için çok sıkı çalışıyor. Finlandiya’da ilköğretim gerçekten çok zordur. İlkokul eğitimcisi yetiştiren bölümler sadece % 10’luk bir müracaat kabul ediyor. İlkokul öğretmeni olmak için sadece en parlak ve en iyi olmak gerekmiyor, birçok görüşmeyi de geçmek gerekli. Yani en zeki olmanız bir işe yaramaz, sınıfınızda doğal bir öğretme tekniğine de sahip olmalısınız.

Finlandiya öğretme yeteneğinin sadece çalışma ile elde edileceğine inanmıyor. Bu doğal bir yetenek ve tutku. Bazılarında vardır, bazılarında ise yoktur. Dolayısıyla Finlandiya öğretmenlerini seçerken çok ama çok titiz davranıyor.

  1. Daha Az Sınıflar = Daha Fazla Molalar

Daha önce de bahsettiğimiz gibi öğrencilerin günde 3 ya da 4 (nadiren 5) dersleri oluyor. Aynı zamanda da çeşitli araları ve molaları var. Bu 15 – 20 dakikalık aralar onlara enerji, dinlenme, taze hava, beyinlerini daha iyi kullanma açısından çok iyi geliyor. Bu araların nörolojik faydaları oldukça çoktur. Aralardan sonra öğrencilerin beyni, öğrenmeye daha hazır oluyor.

Eğitim sistemi içindeki bu aralardan öğretmenler için de var. Finlandiya öğretmenler odası genelde birçok öğretmen ile dolu olan, hazırlanan, çalışan, kahve içen ya da sadece dinlenen, sosyalleşen ya da bir sonraki dersi için hazırlık yapan bir yerdir. Bazılarında masaj koltukları bile var!

Peki, neden bizde böyle değil? Çünkü dersten derse koşmaktan ara vermeye zamanımız yok.

  1. Daha Az Sınav = Daha Fazla Öğrenme

Sınavsız bir eğitim sistemi düşünün… Öğrencilerin başarılarının test sonuçlarına bakılarak ölçülmediği bir sistem ve derslerin nasıl daha zevkli ve katılımlı olacağını bir an olsun hayal edin.

Hala olmasına rağmen, Finlandiya’da öğretmenlerin üzerinde müfredata uymaları için daha az baskı var diyebiliriz. Öğretmen sadece işini iyi bir şekilde yapar. Daha fazla risk alabilir, yeni şeyler deneyebilir. Öğrencinin sınıfta belli bir müfredata bağlı kalmaksızın daha etkin olmasını sağlayabilir.

  1. Daha Az Başlık = Daha Fazla Derinlik

Finlandiya’da öğretmenler konulara daha derinlemesine bakıyorlar ve geride kaldıkları zaman panik yapmıyorlar ve birçok konu yüklemesi yapmıyorlar öğrencilerine. Çok fazla başlık yok ve bunun yerine daha derinlemesine bir eğitim var. Öğrenciler yeni konuya geçmeden önceki konuyu iyi bir şekilde özümsemiş oluyorlar.

  1. Daha Az Ödev = Daha Fazla Katılım

Yapılan bir araştırmaya göre Finlandiyalı öğrenciler dünyada en az ödev verilen öğrencilermiş. Yapacakları ne varsa okulda, derste yapıyorlar ve öğretmenler de okulda yaptıklarının yeterli olduğunu düşünüyor. Onlara daha fazla ödev vermek, görevler yüklemek adına bir baskı yok. Genellikle yapılan çalışmalar açık uçlu. Yine de öğrenciler bunu sınıfta özenle yapıyorlar. Onlara bunu yaptırmak gerçekten ilginç geliyor olabilir. Fakat dersi dinlemeyenler bile telefonlarını bir kenara bırakıp çalışmaya başlıyorlar ve bunu tüm dikkatlerini vererek yapıyorlar. Öğretmen ile öğrenci arasında sanki “Eğer bunu burada şu an yaparsan sana ev ödevi vermeyeceğim.” gibi sözsüz bir anlaşma var.

  1. Daha Az Öğrenci = Daha Çok Bireysel Dikkat

Eğer daha az öğrenciniz var ise tabi ki de onlarla tek tek ilgilenebilir ve hepsine ayrı özen gösterebilirsiniz. Finlandiyalı bir öğretmen günde 60 – 80 arası öğrenci görüyor. Ben tek bir günde 180 öğrenci görüyorum. Ve benim sınıflarım en az 30 – 35 kişilik…

  1. Daha Az Kural = Daha Fazla Güven

Bu sistemin anahtarı güvendir! Kurallar, nizam veya yapı değil. Birbirine şüphe ile bakmak, kurallar üretmek, sınavlar yapmak yerine bu sistemi uygulayın. Toplum, okulların eğitimi iyi öğretmenlerle yürüttüğüne güveniyor. Okul, öğretmenlerine iyi öğrenciler yetiştirdikleri için güveniyor. Aileler öğretmenlere doğru kararlar verdikleri için güveniyor. Öğretmenler öğrencilere çalışmalarını zamanında ve titiz yaptıkları için güveniyor. Öğrenciler öğretmenlere kendilerine faydalı olanı verdikleri için güveniyor. Toplum sisteme güveniyor ve eğitime hak ettiği saygıyı veriyor. Sistem bu şekilde işliyor ve karmaşık olmaktan çıkıyor. Finlandiya bize bunu gösterdi.

“Daha az” “Daha iyi”dir.

ikincidort.com

Kaynak: http://fillingmymap.com/2015/04/15/11-ways-finlands-education-system-shows-us-that-less-is-more/

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber