Öğretmen Diyarı

ERGEN KAFASI

Sabahın köründe o aptal okula gitmek için uyanmaktan nefret ediyorum. Annem başımda bağırıp duruyor;
“Hadiii kalk artık. Gece yatmaz sabah kalkmazsın. Ne biçim çocuksun bıktım senden.”
Offf susmuyor yaa…Kalkabilsem kalkacağım ama o kadar yorgunum ki…Bu kadında da nasıl ses var ya, cıyak cıyak bağırıyor. Yastığı başıma kapatıyorum ama yok yine duyuluyor. Gelip yorganımı çekiştirmeye başladı.
“Tamam anne yaaa…offf kalktım işte. Bağırma artık yeter ya.”
Bağırmayı bıraktı ama bu kez de emriler yağdırarak söyleniyor. Şunu yap bunu yap, vıdı vıdı vıdı…Ne biçim hayat bu be. Sanki söylemese, bağırmasa anlamayacağım ben bunları. Sanki yapmayacağım. Ama yapmam belki de. Çünkü o kadar çok şey söylüyor ve bir şeyler için kızıyor ki o söyledikçe benimde yapasım gelmiyor. Neden böyleyim bilmiyorum ama öyle hissediyorum işte. Bana kötü davrandıkça benim de aksine kötü olasım geliyor. Hayır ne sanıyor anlamıyorum ki…Kendisi saygısız saygısız davranacak ben de onun her istediğini yapacağım. Neyin kafası ki bu acaba?
Bazen kendimi zor tutuyorum. Anneme karşı değil, çünkü ben annesine kötü davranacak adam değilim. Ama babama o kadar sinirleniyorum ki bazen, o benim üstüme yürüyünce ben de ona doğru yürümemek için zor tutuyorum kendimi. Görmüyor mu, ne kadar büyüdüm? Artık ondan uzunum ve daha güçlüyüm hatta. Ama adam sanki karşısında bebek varmış gibi bi havalar, bi sinirler…Çok zor dayanıyorum çok zor. Büyüdüğümü kabul etmek zorunda ama kör işte anlamıyor ki. Ama bir gün anlayacak.
Annem kahvaltı hazırlamış, yine bağırıyor mutfaktan;
“Yemeyeceğim.” diyerek yüzüne bile bakmadan çıkıyorum evden. Neyine bakacağım ya neyine…
Lanet okula geldim yine mecburen. Okul değil hapishane, öğretmenlerde gardiyan. Daha bahçeye adım atar atmaz birileri hoparlörden bağırmaya başlıyor. 
“Şunu yap, bunu yapma. Kıpırdama, koşma, konuşmaaaa, oynamaaaa, sağa sola bakmaaa, hey sen gel bakayım yanımaaa…”
Evdekinden beter. Evde en azından anne baba diye katlanıyor insan. Bunlar kim ya?
Sıraya sokulup, bin bir azar işiterek sınıflara tıkılıyoruz. 
“Oturrrr, sussss, sen çık dışarı, aptal, kafasız, sorumsuz, şımarık, terbiyesiz…” demek için bir araya topluyorlar bizi.
İlk iki ders matematik;
Bayılıyorum bu hocaya. Hiç sınıfla alakası yok. Habire tahtaya bir şeyler yazıyor. Deftere yazın diye arada bir bağırıyor. Sınıfta birkaç iyi öğrencisi var. Onları kaldırıp çözdürüyor. Konuşana da tebeşir fırlatıyor. Az tebeşir yemedim bu hocadan. Ama sağ olsun hakkını yemeyim, beni hiç zorlamıyor. Hatta sanırım sınıfta olduğumun farkına sadece konuştuğum zamanlar varıyor. Dönüp arıyor beni, bulunca da tebeşir tam isabet. Daha tek bir formülü anlamışlığım yok. Ne öğretiyor, öğrettikleri ne işe yarıyor hiçbir fikrim yok.
Sonra ki ders Türkçe;
Bu öğretmen için ne desem bilemedim. Hayır doğru Türkçeyle söylemez ve Allah korusun yazamazsam kıyamet kopar. Sanki biz sokakta, evde, orada, burada kitaplarda ki gibi konuşuyoruz da tüm bu gereksiz noktalama, imla falanı öğrenmek zorundayız. Yani şimdi hakkını yemeyim kendisi çok güzel konuşuyor, cidden kitap gibi konuşan bir kadın. Ama onun işi bu, benim işim değil ki ve olmayacak ki? O kadar sıkıcı bir ders ki patlayacağım az sonra. Offf bir an önce zil çalsa…
Ve İngilizce;
Bu dersi çok seviyordum. İngilizceyi öğrenmekten zevk alıyordum ama öğretmeninden nefret ediyorum. Manyak adamın teki. Geçen gün arkadaşımla konuştum diye tahtaya kaldırdı ve tam bin kez İngilizce ben aptalım yazma cezası verdi. Tüm arkadaşlarım bana gülerken başımda dikildi ve yazmam için zorladı. Ama bunu yanına bırakmayacağım. Sırf öğretmen ve benden büyük diye benimle böyle dalga geçmek neymiş göstereceğim ona. Bundan sonra ne dersini dinlerim ne bir şey. Görür o gününü…
Neyse ki beden dersine geldi sıra;
Açık hava da olmak iyi hissettiriyor bazen. Ama bu bedenciler de bi tuhaflar. Sanki askeriye de öğrenci yetiştiriyorlar. Komutan gibi emirler yağdırmaktan başka işleri yok. Spor yaparken bile rahatlamaya, oyun oynamaya izin yok bu aptal okulda. Ne biçim hayat bu ya…
Yaşasın son iki dersimiz boşmuş. Oley sonunda güzel bir şey oldu be. Öğretmen hastaymış. Müdür yardımcısı geliyor arada bir bağırıp çağırıp gidiyor. Sanki ne oluyorsa bize bağırınca? Hayatımda bana bağırmayan kim var ki? Umursamıyorum artık. “İstediğin kadar bağır yaaa…Umrumda değilsin…” diye bağıracağım bir gün ben de hepsine. Son geldiğinde “Siz kendinizi ne sanıyorsunuz? Müdür yardımcısıyım ben. Beni dinlemek zorundasınız.” diye bağırdı. Gidene kadar sustuk ama sonra bi güldük bi güldük anlatamam. Bana ne ya sen ne yardımcısıysan, bana ne?
Sonunda bitti şükür. Şu okulda arkadaşlarım olmasa çıldırırım. O kadar sıkılıyorum ki, tam nefretlik yani. İnsan bir eğlenceli ders koymaz mı bu okula? Yani biz çocuklar bu kadar mı kötüyüz de sürekli azar, bağırış, çağırış?
Buradan kurtuldum da eve de gitmek istemiyor canım. Offf evde aynı…Ödev yaptın mı, test çözdün mü, odanı topla, ağzını topla, düzgün konuş, düzgün otur vıdı vıdısı başlayacak yine. Off Allah’ım ne olur çabuk büyüt beni de kurtulayım bir an önce tüm bu insanlardan.
İşte böyle büyütüyor ve eğitiyoruz çocuklarımızı. Bir an önce büyümek ve güç sahibi olmak isteğiyle büyüyorlar. Neden?
Çünkü ezildiklerine inanıyor ve intikam alabilecek güce kavuşmak için büyümek istiyorlar.
Toplumumuz neden bu kadar şiddet eğilimli ve sosyal düzen bozukluğu içinde diye başka yerlerde sebep aramanın alemi var mı?
Onları biz böyle yapıyoruz…
Sevgilerimle…
 

Sema Deniz / Öğretmen Anne

Anahtar Kelimeler:
ergen kafası

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol