Bu haber kez okundu.

EN BÜYÜK KARNE HEDİYESİ: ÖZ GÜVENİ DESTEKLEMEK!
 Karne hediyesi, tüketim kültürünün baskısı altında bir zorunluluğa dönüşürken, Era Kolejleri’nden Gülçin Aşkın Çetin, anne babaların “Karne hediyesi şart mı?” sorusunu yanıtladı.
Karne hediyesi son yıllarda bir tüketim çılgınlığına dönüşürken, pek çok anne baba, “Hediye almam doğru mu?” ya da “Hediye almayarak yanlış mı yapıyorum?” gibi çelişkiler içinde… Hediye şart değil. Önemli olan evladınızla iletişim kurmanız, onu hissedebilmeniz. Çocuğunuzun karnesine bakın. Ona sarılıp, ‘Seninle gurur duyuyorum’ deyin. Üstelik sadece karneyi beğendiğinizde değil, çocuğunuz şu an için fazla başarılı gözükmüyorsa da bunu yapın. Çünkü esas o çocukların anne babalarının desteğine ihtiyacı var.

Karne zamanlarında benim önerim, çocuğunuza “Seninle gurur duyuyorum” deyin. İyi karne getiren çocuklara bunu söylemek kolaydır. Asıl önemli olan, bugün için en iyi karneyi getirememiş evladınıza dönüp, “Senin elinden geleni yaptığını ve içindeki büyük potansiyeli biliyorum. Her zaman seni seviyorum ve seninle gurur duyuyorum. Daha başarılı olmak için ihtiyaç duyduğun ne varsa, bunları birlikte konuşalım ve üstesinden gelelim” sözleriyle onu cesaretlendirebilmek.

Karne Hediyesi Alarak Doğru Mu Yapıyorum?
Tüketim kültürü karne hediyesi olarak sayısız ürünü gündeme getirince, velilerimiz her geçen gün artan şekilde, “Karne hediyesi alarak doğru mu yapıyorum?” diye soruyorlar. Oysa bir birey yetiştirirken, başarıyı büyük maddi ödüllerle karşılamanın çok motive edici bir rol oynadığına inanmıyorum. Başarılı insanların hayat hikayelerine baktığımızda, çoğunun başkaları ne derse desin, içlerindeki başarılı olma tutkusunun ışığında hareket ettiklerini görüyoruz. Kişi, içindeki başarı fenerini yakmayı başarabilirse, hayat yolunu çok güçlü bir şekilde aydınlatabiliyor.

Buna ek olarak hediye alınmış, alınmamış, çok büyük ve pahalı ya da değil. Bunların fazla bir önemi yok. Asıl önemli olan “Seninle iftihar ediyorum.” diyebilmek. Kendi içimizdeki çocuğa dönüp bakarsak, bütün ömrümüz boyunca bu sözü duymak için çabalayıp durduğumuz halde pek azımız bu cümleyi duyabildik. Oysa sevildiğimizi, kabullenildiğimizi, takdir edildiğimizi duymaya ne kadar çok ihtiyacımız var. Böyle olmasaydı biz büyükler de sürekli maddi başarı peşinde koşup durmazdık.

Önemli olan şu; biz eğitimciler ve anne babalar, öyle çocuklar yetiştirmeliyiz ki, çocuk ihtiyaç duyduğu cesareti, çalışma azmini, gücü ve isteği kendi içinden alsın.
Gerçek amaç başarısız karne ile gelen çocuğu, başarıya motive edebilmek. Alışkanlıklarını kırma aşamasında onu desteklemek. Biz nasıl ki kocaman insanlar olarak başarılı ve daha az başarılı yönlerimizle bir bütünsek çocuklar da bir bütün. Hepsinin iyi ve az iyi yönleri var ama bunları değiştirmek her zaman mümkün. İşte anne baba ve eğitimci, çocuğu bu noktada cesaretlendirmekte çok önemli rol oynuyor.

Benim önerim, karne dönemlerinde evladınıza sarılın. Onu karnesi için kutlayın. Sadece başarılı çocuklara değil şu an için başarısız gözüken çocuklara da “Seninle gurur duyuyorum” deyin.
Çünkü en çok onların bunu duymaya ihtiyacı var. Pırıl pırıl çocukların içindeki potansiyeli görün, onların varlığını hissedin. Desteğinizle bu potansiyel, her gün daha çok gözükmeye başlayacaktır. Eğer adına karne denen bir kâğıt, bunu sağlayabiliyorsa; o artık not tablosu olmaktan çıkar ve bir fırsata dönüşür; hayatı değiştirme fırsatına! Tüm eğitimcilerimiz ve velilerimize, bu fırsatı iyi değerlendirebilmelerini öneriyorum.

Kısa Bağlantı : http://bit.ly/1WKhmPl

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber