Bu haber kez okundu.

EĞİTİM SİTEMİNDE ADALET BU MU?

 

Çok gerilere gitmeden hayatımızın milenyumlu yıllarına baktığımızda bile, bir çırpıda sayamayacağımız ne kadar da çok değişim yaşadık. (“Değişim” kavramının birçok iyiliği ifade edebileceği gibi, birçok olumsuzluğa da neden olabileceğini ifade etmeliyim.)

Öteki birçok alanda yaşanan olumlu anlamda değişim ve gelişim,  ne hikmetse “eğitim alanında” bir türlü yeterli sıçramayı yapamıyor. Bakanlar değişiyor, bürokratlar değişiyor hatta sistem değişiyor. Yabancı memleketlere heyetler gönderiliyor, incelemeler yaptırılıyor. Eğitimde Dünya’nın önde gelen devletlerinin sistemleri alınıp tatbik ediliyor. Norveç Modeli, Finlandiya Modeli, Yapısalcı Model derken Romanya’da da uygulanan 4+4+4 sistemi getiriliyor. Ama yine yok.

Eğitim camiasının kahir ekseriyetinin “işte bu” dediği bir sistem yine yok. Bu durumda, ister istemez şu soru insanın aklına geliyor: “sorun gerçekten eğitim sistemlerinde mi, yoksa “müzmin muhalefet istemezük lobisi”nde mi? Ya da soruyu şöyle düzeltelim: eğitim camiasının büyük çoğunluğu neden memnun değil? Hükümete yakın olduğu iddia edilen sendika üyeleri ve hükümete değil de başka partilere daha yakın olan sendika üyeleri neden eğitim politikalarını beğenmiyorlar?

Aklınıza binlerce cevap geldiğini biliyorum…

Gelin bu cevapları tek bir kavramla ifade edelim: “ADALETSİZLİK.”

 Birçok düzenleme elbette ülkemiz eğitimini daha ileriye götürmek için yapılıyor. Eğitimciler bunu bilmiyor mu, tabii ki biliyor.

Ama kendisi 10 yıldır Şırnak İli’nin bilmem ne köyünde çalışırken, 1300 tane köyü 700 tane mezrası olan Sivas İli’nde 7 yıldır gidiş-geliş yaparken, Van’da 6 ay yolları kapalı köyde kalırken daha stajerliği yeni kalkmış-kalkmamış arkadaşının falanca il merkezine görevlendirilmesi, O’nun “adalet” duygusu ve adalete olan güvenini kaybetmesine neden oluyor.

Yöneticilik sınavından 90 puan almasına rağmen, mülakat sonucunda barajı zor geçen başka bir adayın gerisinde kalınca, Müdür yardımcılığı sınavında daha yüksek puan almasına karşın, adaletsiz ek-2 düzenlemesiyle düşük puanlı adayın gerisinde kalınca, kazandığı sınavların hiçbir anlamı kalmayınca, kendi atanabileceği okulun boş kontenjanı atamalar bittikten sonra ilan edilince, açılan davalarda idare mahkemeleri farklı karar, Danıştay farklı karar verince, hakkını alabilmek için ikide bir mahkeme yolunu tutmak zorunda kalınca, kendisi de öğretmen olmasına rağmen maaş karşılığı 18 saat derse girmek zorunda olmasına rağmen, branş öğretmeni arkadaşı 15 saat derse girince, kendisi ders ücreti alamazken başka bir öğretmen 1000 liradan fazla ders ücreti alınca, bir saat bile derse girmeyen eğitim çalışanı kendisinden fazla ders ücreti alınca, çocuğunu kaydettirdiği okula, kayıt bölgesi dışından 90 öğrenci kaydı alınınca, sınav kazanarak geldiği idarecilik görevi yönetmelikle elinden alınınca, bir okula kimin müdür olacağına, okul aile birliği başkanı ve yardımcısı karar verince,ben gidiyorum, gelen yapsın anlayışı’na şahit olunca, kendisi altı aylık kurs sonucu öğretmen olmasına karşın ilde eğitim üst yöneticisi yapılmışken, fakülte bitirmiş, master yapmış, doktora yapmış, sınav kazanmış eğitimcilere bir okul yöneticiliği dahi layık görülmeyince, ücretsiz nöbet tutturulunca…vs…vs…

Bu adaletsiz uygulamalar, kendilerine hatırlatılınca da “eskiden sınav mı vardı, şu mu vardı, bu mu vardı?” pişkinliğini görünce işte o zaman yapılan her düzenlemeye-değişime karşı çıkan bir eğitimci ordusu buluyoruz karşımızda.

Peki çözüm… Çözümü de tek bir kavramla ifade edebiliriz: “ADALET.”

Bu ADALET, bir hafta önce toprağa verdiğimiz, eğitim yöneticisi Alaaddin KONAK kardeşimizin merhume annesi; Adalet teyzemiz değil elbet…

 

 Ömer Emir DOĞAN

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber