Bu haber kez okundu.

DERSHANELER ve BUKOWSKI !

İsmi Burak; 16 yaşındayken çoğu yaşıtı üniversite sınavının stresine gömülüp hayatın geri kalanına gözlerine kapamışken o bilgisayarlara merak saldı… Önce yaşadığı yer Malatya’da teknik servise girdi, bilgisayar söküp parçalamayı öğrendi. Burada programcılıkla tanıştı, çalıştığı kitaplar yetmeyince yazın Ankara’daki kuzeninin çalıştığı şirkete staj yapmaya gitti. Burada o kadar kısa sürede programcılığı sevdi ve öğrendi ki daha da ilerlemek için lise son sınıfı bir yıl dondurdu. O yıl programcılığı derinlemesine öğrendi ve sonraki yıl çalışıp ODTÜ Fizik Bölümüne girdi. Bölümdeyken, bir başka ODTÜ Fizik mezunu olan benim şirketimde çalışmaya başladı!… Bir yandan da dışarıdan iş almaya başlamıştı…

Burak şimdi 23 yaşında, okulun son sınıfında… Ortağı olduğu bir yazılım şirketi, danışmanlık verdiği bir şirket ve bunlarının yanında full time görevi olduğu başka bir şirket daha var…

Türkiye’nin gündemini uzun süredir meşgul eden dershaneleri düşününce aklıma gelen ilk şey Burak oldu ve güldüm…

\"dershane3\"

Dershaneler aslında bir çok şeyi temsil ediyor Türkiye’de. Ama en çok, eğitim sistemindeki çaresizliği temsil ediyor… Sınava hazırlanırken gitmezlerse kendilerini eksik hisseden; gittiklerinde de inanılmaz bir baskıya tabi tutulan öğrencileri temsil ediyor… Maddi manevi yıpranan öğrenci velilerini temsil ediyor…

Ve de öğretmenler gününün de yaklaştığı şu günlerde atanamayan öğretmen adaylarının sömürüsünü temsil ediyor.

Oldukça ironik bir durum olarak hem konuyla ilgili karar alıcılar hem de değerlendirler hayatlarında dershaneye gitmemiş insanlar!..

Tabi bu biraz işin şakası ancak konu herkesin dilinde ve herkes bir şey söylüyor… Politik açıdan değerlendirmek; politikayi bırakıp bilimsel ve eğitsel açıdan değerlendirmek vs…İyi de ne hacmi 17 milyar lira olan bir sektörü politikadan ayırabiliriz ne de üniversite sınavını geçmek için artık her öğrencinin psikolojik olarak gitmek zorunda hissettiği bu sektörün kurumlarını eğitimden soyutlayabiliriz.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki, ben dershaneye gittim!.. Bundan tam 17 yıl önce Ankara’nın muhtemelen en pahalı dershanelerinden birine, üstelik de oldukça başarılı bir öğrenci olarak gittim. Bir yıl boyunca her gün, okul yani 8 ders sonrasında yorgunluğu bile atmadan 3-4 saatlik bir dershane macerası yaşadım. Evden sabah 7.30 da çıkılıp akşam saat 9 civarında dönülen bir lise hayatı…

O yüzden en baştan söyleyeyim, doğru dürüst bir alternatif yaratılırsa hiç bir öğrenci dershaneye gitmek istemez.

Peki neden mi çok başarılıyken çok da pahalı bir dershaneye gittim?.. Basit, dershane oyununun kuralı böyle.

Şunu bilmeliyiz ki artık sınav çağı gelmiş her öğrenci psikolojik olarak dershaneye gitmek istiyor hem de herhangi bir tanesine değil, en iyisine. Dolayısıyla her ekonomik koşula hitap eden, her camiadan insanın çocuğunu gönderirken kendini iyi hissedeceği bir dershane tipi bulmak da mümkün. Ama en ekonomik olanı bile hitap ettiği kesmi yoracak bir maliyet sunuyor sonuçta.

Bu tablodan sonra şunu da söyleyeyim, hiçbir veli de çocuğunu dershaneye göndermek istemez.

Bu işin tabi bir de öğretmenler yönü var. Dershanelerde öğretmenlik yapan, etütlere giren, stajyerlik dönemlerinden kurtulmaya çalışan zavallı öğretmen adayları… Asgari ücretle bile değil, SGK’ları olmadan sadece yol ve yemek parasına çalışan zavallı dershane öğretmenleri…

İnanın öğretmen atamaları ülkenin en büyük sorunlarından biri olmasa, herkesten çok onlar dershanelerde çalışmak istemez.

Peki şimdi bir daha bakalım; giden gitmek istemiyor, gönderen göndermek istemiyor, çalışan da çalışmak istemiyor…

O halde, dershaneler neden var?!

Çünkü dershanelerin varlığından daha da korkunç bir durum olarak eğitim sistemimizin yapısı var.

Hayır, sadece her yıl 2 milyon insanın üniversiteye girmek için birbiriyle yarışmasından bahsetmiyorum… Yine her yıl 1 milyon insanın KPSS ‘de, yüzbinlerce kişinin ALES’te yarıştığı bir ortamdan bahsediyorum. Kolej giriş sınavlarından, SBS’den ve daha nicelerinden…

Artık kabul edelim, Türkiye bir sınav ülkesi.

Yalnız daha da önemli bir başka şeye cevap vermemiz gerekiyor:

Test sisteminde bile soruların cevaplarının algoritmasının önceden bazı dershanelere verildiğinin konuşulduğu, geçtiğimiz yıllarda bu konuyla ilgili skandalların yaşandığı ülkemizde,

• Açık uçlu soruların da sorulduğu alternatif sınavların,
• Amerika’daki gibi öğrencilerin üniversitelere başvuru yaptığı bir sistemin,
• Her üniversitenin kendi sınavını yaptığı bir ortamın,

hangisinin normal çalışabileceğine inanıyorsunuz?
Cevabı söyleyeyim; d şıkkı yani yukardakilerden hiçbiri…

Seçme sınavlarına alternatif getirmeden dershaneleri kaldırmaya veya onları normal liselere dönüştürmeye çalışmanın da bir mantığı yoktur. Çünkü dershaneler çok temel bir başka sebepten ortaya çıkmaktadır:

Okullar, konu öğrenme; dershaneler zamana karşı soru çözmeyi öğrenme yeridir… Seçme sınavı sorununu çözmeden dershaneleri okullaştırırsak, bu ancak merdiven altı yenilerinin türemesinin yolunu açar.

\"dershane4\"

Peki bu kadar çaresizliğin içinde alternatif birşeyler yapmak mümkün değil mi?

Evet mümkün, yazının başında bahsettiğim Burak ismindeki çocuğu hatırlayıp hayatın bu kadar da alternatifsiz olmadığını görmek çok mümkün.
Bu yüzden gençlere tek bir önerim var: Hayattaki en değerli şey, neyi yapmaktan hoşlandığınızı keşfetmek ve onun üzerine gitmektir. Tüm bu sınav hazırlığı, dershane gündemi ve sürekli değişen eğitim sisteminin, kendinizi keşfetmenize mani olmasına izin vermeyip Bukowski’nin sözünü dinleyin:

“ Sevdiğiniz bir şey bulun ve sizi öldürmesine izin verin … “

 

KAYNAK: http://cangurses.wordpress.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Anahtar Kelimeler:
dershaneler bukowskı

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber