Bu haber kez okundu.

Ders Esnasında Daha Az Sıkıcı Olmanın 3 Yolu

İşte daha az sıkıcı olmanızı sağlayabilecek üç öneri:

1. “İkinci Bekleme Süresini” Kullanın

Hepimiz bekleme süresinin ne olduğunu biliriz: Bir soru sor ve birini derse kaldırmadan önce öğrencilere düşünmeleri için zaman ver. Araştırmalara göre eğer bekleme süresini bir ila üç saniye kadar uzatırsak, öğrenci cevapları yüzde 400-800 oranında daha uzun oluyor. Spekülatif ve tahmine dayalı düşünme yüzde 700 artarken, başarı oranı düşük öğrenciler yüzde 37 daha fazla katılım gösteriyor.

Eğer birinci bekleme süresinde zaten iyiyseniz, o zaman ikinci bekleme süresini deneyin. İkinci bekleme süresi, bir öğrencinin ilk cevabının ardından hiç konuşmadan ya da başka bir öğrenciyi derse kaldırmadan önceki bekleme süresidir. Ben ikinci bekleme süresinde bir felaketim. Bunu gayet iyi biliyorum çünkü, bir öğrenci cevap verdikten sonra üç saniye beklemek için kendimi zorladığımda sınıftakiler yanlış giden bir şeyler varmış gibi etraflarına bakmaya başlıyorlar. Eğer bu bekleme süresi normal bir şey olsaydı, o zaman öğrenciler benim bir önceki cevabı doğrulamamı beklemek yerine birbirlerinin cevaplarının üzerine yeni şeyler ekliyor olurlardı. Her zamanki gibi ikinci bekleme süresini bir türlü veremememizin altında iyi niyet yatar. Cevap veren öğrenciyi teşvik etmek isteriz, cevabının üzerinde yeni bir şeyler eklemek ve bir sonraki konu ya da soruyla birleştirmek isteriz. Ancak bu, sınıfın içinde devam eden düşünme eylemini ve akan güzel fikirleri durdurabilir. Ve üstü kapalı bir şekilde tüm bilgiyi sağlayan tek kişinin öğretmenler olduğu mesajını verir.

Dilimi tutmak, sınıfı hem öğrenciler hem de benim için çok daha ilginç bir hale getirir. Kanıt mı istiyorsunuz? Öğrencilerin düşünceleri ve düşünme şekilleri hakkında en çok şey duyduğum zamanlar bunlardır.

2. Sinyallerle İletişimi Deneyin

Öğretmenler, derste kalkan ellere karşı tıpkı Pavlov’un köpeği gibi tepki verirler. Bir elin kalktığını gördüğümüz anda o öğrenciye söz vermek isteriz. Bazılarımız bu dürtüyle savaşmayı öğrendi. Bu sayede bekleme süresini uzatır ya da başka öğrencileri de konu dahil edebiliriz. Ama hala hiç el kaldırmayan öğrencilerle ne yapmamız gerektiği konusunda zorlanıyoruz.

İsimlerini söyleyip soru sormamı istemediklerinde, öğrencilerin bana bunun için bir sinyal vermeleri gerektiğine dair bir kural icat ettim. Bu sinyal, benimle göz teması kurmaları ve bana gülümsemeleriydi. Diğer her şey – camdan dışarı bakmak, bir arkadaşla göz kontağı kurmak, başını kaşımak gibi – isminin söylenmesi sinyaliydi. Bu, henüz fikirlerini söylemeye hazır olmayan öğrencilerin benimle iletişime geçmesini sağlarken, isimlerinin söylenmesi kaygılarını da azaltıyordu. Çünkü zaten benimle göz teması kurmuş oluyorlardı.

Bu yöntemin başka ilginç avantajları da var. Bir seferinde okul müdürüm bir ders sırasında sınıfıma girdiğinde, beni çok sayıda ‘üst seviye’ sorular sorarken gördü. Sınıflarımın özellikle çok katılımcı ve ilgili olduğunu söyledi bana. Çünkü ben sorular sorarken bu arada bütün öğrenciler benimle göz teması kuruyor ve bana gülümsüyordu. Müdür sınıftan çıktığında, artık bizi duyamayacak kadar uzağa gittiğinden emin olduktan sonra, öğrencilerim kahkahalara boğuldu. Çünkü hepsi de bu kadar ilgili görünmelerinin sebebini gayet iyi biliyordu. Hiçbiri benim çılgın sorularımın cevaplarını bilmiyordu!

3. Öğrencilerinizden Keyif Alın

Öğretmekten zevk almanız, daha az sıkıcı olmanız için önemli bir şartıdır. Geçtiğimiz yıl Şubat ve Mart aylarını lise sınıflarını gözlemleyerek geçirdim. Orta Avrupa ülkelerindeki ortaokul ve liseler için bu aylar “eğitimden bezme” aylarıdır. Soğuk ve gri Şubat ayında bir sınıftan diğerine, yıllarca ve yıllarca aynı ders içeriğini öğretmek sizi yaşamdan soğutabilir…

… tabi eğer odağınız “kim” yerine “ne” üzerine ise.

Öğrenciler öğretmenler için sonsuz bir eğlence kaynağı olabilirler. Onların bir şeyleri anlama ve yeni öğrendikleri şeyleri uygulama şekilleri, hangi sınıf düzeyine ders veriyor olursam olayım, öğretmenliği benim için her daim taze tutar. Bir ortaokul öğrencisi “Organik, plastik demek değil mi?” diye sorduğunda ya da “Ben ataletin bir hastalık olduğunu sanmıştım” dediğinde şaşırırım çünkü kendi öğretmenliğimi öğrencilerin bulanık gözlerinden görüyor olurum. Eğlenme hissimi hiç kaybetmemek için tam 20 yıldır tuttuğum, ilkokuldan liseye kadar ders verdiğim öğrencilerimin insanı hayrete düşüren anlama şekilleriyle dolu bir günlüğüm var.

Mizah duygunuzu asla kaybetmeyin. Bu sizi daha az sıkıcı yapacaktır. Ve muhtemelen akıl sağlığınızı korumanızın en iyi yollarından biridir.
Kaynak: http://www.edutopia.org/blog/3-ways-be-less-boring-jonathan-eckert?utm_source=facebook&utm_medium=socialflow
BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber