Bu haber kez okundu.

Ders çalışmayı çocuklarımıza sevdirmek için neler yapmalıyız?

Çocuklara sorumluluk almayı ancak bizler öğretebiliriz, çocuklar kendi kendilerine sorumluluk duygusuna sahip olmazlar. Çocuklara sorumluluk vermenin yolu, ne yapacaklarını emir cümleleriyle söylemek ya da bak sonra pişman olursun seklinde gelecekte ne yaşayacakları ile ilgili nutuklar çekmek değildir. Şiddet kullanmak hiç değildir, siz bunları yaptınız demiyorum ama bir çok ana babanın tavrı olduğu için yazıyorum.

Çocuğa sorumluluk vermenin en kestirme yolu:

1-Kendi yapabileceği şeyleri yaparak çocuğu tembelleştirmemektir. Ama bunu yaparken üslubunuz sen kendin yap artik koca çocuk oldun gibi itici bir üslup olmamalı. Çocuğa şefkat ederek, nasıl yapacağını yardımcı olur bir üslupta söyleyerek ve göstererek kendi işini kendisinin yapmasını öğretmeliyiz.

Çok küçük olduğunu düşündüğünüz böyle bir kaç rehberliğiniz yol göstermeniz çocuğun sorumluluk alıp bir şeyler yapma isteğini arttıracaktır. Kendisinin bir şeyleri nasıl yapacağını bilip yaptığını görmesi çocuğu mutlu eder çünkü.

2-Kendi isteğiyle yaptığı ufak hatalara izin vermek, büyütmemek, sonuçlarına katlanmasına böylece ders çıkarmasına zemin hazırlamak. Bu, dışarı çıkarken yanına almaması gereken bir şeyi (alma dediğiniz halde) ağır gelince taşıyamayıp size vermesine razı olmamak gibi bir örnekle açıklanabilir. Sana ağır geleceğini ve taşıyamayacağını söylemiştim, ama sen almakta kararlıydın. Şimdi bu kararının sonuçlarını yaşamalısın gibi bir cümleyle yaptığı bazı şeylerin sonuçlarının ağır gelebileceğini, bunu bastan düşünmek gerektiğini hayatin içinde küçük derslerle çocuklara öğretmek gerekir.

Ama çocukla konuşurken bak gördün mü ben hakli cıktım gibi bir rakip ya da düşman edasıyla değil, şefkat eden bir yol gösterici edasıyla bu gibi cümleleri söylemeliyiz.

Okul dersleri ve başarısı ile ilgili olarak da, çocuğunuza sürekli ders çalış ders çalış demek yerine, karşınıza alıp yavrum ben seni çok seviyorum şu şu sebeplerden dolayı ders çalışmanı istiyorum, gayret edip başarılı olamasan da seni olduğun gibi kabul ediyorum. ancak gayretini görmek istiyorum gibi bir konuşma yapın.

Sana sürekli ders çalış demekten ben de rahatsız oluyorum, senin de rahatsız olduğunu biliyorum. Sana böyle demek istemiyorum artik, bir faydası olmadığını da görüyorum. İstersen gel daha iyi ders çalışman için ortak kararlar alalım, hem sen rahat edersin mutlu olursun, derslerinle ilgili sorumluluğu yeterince yerine getirince için ferahlar, hem eğlence oyun gibi diğer şeylere de için rahat olarak daha fazla vakit ayırabilirsin. Hem de ben daha mutlu olurum senin gayretini görünce gibi bir konuşma yapın.

Günlük plan yapmak ya da kararlar almak için sitemizdeki Okulda Başarılı Olmak İçin Altın Kurallar yazısını okuyabilir, çocuğunuza da okutabilir ya da anlayacağı kadar beraber okuyabilirsiniz. Yazıda verilen bazı tavsiyeleri uygulamak üzere çocuğunuzla kararlar alabilirsiniz. Aldığınız kararlar çocuğunuzun karakterine evinizin düzenine uygun olsun, mükemmeliyetçi davranıp uygulayamacağınız kararlar almayın.

Aldığınız kararlarda yaptığınız planlarda uygulama aşamasında ufak sapmalar ihlaller olursa hemen büyütmeyin. Her ihlalde dile getirip kredinizi tüketmeyin, ihlalleri not alın, kararları uygulayıp uygulayamadığınızla ilgili haftada bir çocuğunuzla belirlediğiniz bir günde bir toplantı yapın, uygulayamadığınız planlar ile ilgili değerlendirme yapın. Değerlendirme esnasında, yapıcı ve olumlu olun. Biz senin için uğraşıyoruz burada ama bak yine böyle oluyor, istediğim gibi olmuyor gibi çocuğu soğutacak cümleler kullanmayın. Çocuğun başardığı şeylere ve gayretine vurgu yapın, takdir edin. Unutmayın başarılarsabır ve gayret eşliğinde elde edilir.

Kolay gelsin.

Çocuğum Ödev Yapmıyor Diyen Ebeveynin Hataları

 

 

Çocukların ödeve soğuk bakmaları ve ödev yapmak istememelerinde ailelerin ve öğretmenlerin bazı yanlış tutumlarının etkisi olabilir. Bu kitabın temel konusu aile içi ilişkiler olmakla birlikte bu konuda öğretmen davranışlarıyla ilgili birkaç saptama yapmak da faydalı olacaktır. En azından anne babaların dikkatleri bu konuya çekilirse çocuklarının öğretmenleriyle eşgüdüm halinde ödev yapmama sorununa çare bulabilirler.

Ödev çocuk için bir korku nesnesi haline geldiyse çocuk ödevden de okuldan da soğur. Okul günleri aklına geldikçe bile irkilir, o günleri nefretle ve soğuk duygularla hatırlar. Böyle durumlarda çocuğun öğrenmesi de zaten kalıcı olmaz. Ödevi böylesi bir korku aracı haline getirmeme konusunda anne babalar kadar öğretmenler de duyarlı olmalıdır. Verilen ödevler bütünleştirici, konunun anlamına yardımcı, çocuğu sıkmadan merak uyandıracak mahiyette az ama öz olursa çocuk için daha faydalı olacaktır.

Çok başarılı bir öğretmen emekli olurken genç bir meslektaşı kendisine başarısını neye borçlu olduğunu sormuş, başarılı öğretmen şöyle cevap vermişti: “Öğrencinin başarılı olabilmesi için dersi sevmesi, dersi sevebilmesi için öğretmeni sevmesi, öğretmeni sevebilmesi için de öğretmenin öğrenciyi sevmesi gerekir. Öğrenciyi seversen ona öğretmek daha kolay olur.” Gerçekten de sevginin çocukları etkileyici bir gücü vardır. Bu gücü kullanabilmek için öğrenciye değer vermek gerekir. Öğrenciyi azarlayan, aşağılayan, hata yaptığı zaman yerin dibine batıran, arkadaşları arasında küçük düşüren öğretmen modeli bu çağın modeli değildir. Ne yazık ki hâlâ öğrencileri aşağılayan, kaba kuvvet uygulayan öğretmenlere rastlayabiliyoruz. Halbuki çocukta korku duygusu yerine sevgi duygusunu harekete geçirerek öğretmek çok daha kolaydır. Öğretmen öğrenciye sevgiyle yaklaştığı zaman çocuğun beyni öğrenmeyle ilgili bir mutluluk kimyasalı salgılar ve öğrenme kalıcı hale gelir.

Ailelerin yaptıkları eğitim hatalarından ilki ise çocuk okuldan gelir gelmez onu dersin başına oturmaya zorlamaktır. Dinlenmesi için hiç fırsat vermeden, hemen ödevini yapmaya zorlamak çocuğun ödeve karşı antipati duymasına, kötü duygular beslemesine neden olur. Bazı anneler sanki çocuk ödevi olduğunu, ders çalışması gerektiğini düşünemeyecekmiş gibi masanın başına oturtana kadar çocuğa sürekli çalışması gerektiğini hatırlatırlar. Çocuk hiç dinlenmeden ödeve başlatılırsa ödevden de oyundan bir tat alamaz. Halbuki çocuk okuldan geldikten sonra belli bir süre serbest bırakılsa, rahat bir nefes alsa daha verimli bir çalışma yapacaktır.

Sürekli ders çalışmasını hatırlatan bir anne varsa, çocuk onu gördüğü zaman sadece ders çalışma zorunluluğunu hatırlar, başka bir şey hatırlamaz. Anneyle çocuğun ilişkisi bozulursa, düzeltmek zor olur; oysa dersteki zayıflık bir şekilde telafi edilir. Onun için anneyle olan ilişkiyi bozmadan ders çalışmayı zevkli hale getirmek gerekir. Aynı şekilde öğretmenle öğrencinin ilişkisi de bozulmadan gidebilmelidir.

Çocuğun hayatının programlı olması gerekir. Okuldan sonra belli bir süreyi oyun ve dinlenme ile geçirmeli, ardından ders çalışmalıdır. Aileler de bu saatleri belirleyip çocuğun buna riayet etmesini sağlamalıdır.

Çocuk ders çalışırken ödevin konusunun yanı sıra hayatı, ders çalışma metodunu, disiplinli olmayı, zorluklara dayanmayı öğrenmelidir. Çocuğa güven duygusunun eşlik ettiği bir sorumluluk duygusu kazandırmak gerekir. Aksi halde sadece itaati öğrenir. Halbuki çocuk bireysel yaratıcılık, sorun çözme, insanlarla iletişim kurabilme gibi beceriler kazanmalı, sadece kurallara uyan, otoriteye itaat eden bir insan yetişmemelidir. Ancak özgür düşünen, farklı olabilen, sorgulayan, yeteneklerini geliştirebilen çocukların yetiştiği bir toplum gelişebilir. O nedenle ödev salt bir bilgi yığını değil hayat becerisi öğretebilmelidir.

Yapılan hatalardan birisi de ailelerin çok yüksek motivasyonlu olmaları ve çocuğa devamlı çok başarılı olmasını beklediklerini hissettirmeleridir. Ailedeki yüksek beklenti düzeyine ulaşamayan çocuk ne yaparsa yapsın ailesini memnun edemez. Bu nedenle “Nasıl olsa ben annemi ve babamı memnun edemeyeceğim” deyip yenilgiyi baştan kabul eder hiç çalışmamaya başlar. Aslında yeterince zeki olan çocuk, “yapamam, başaramam” duygusuna yenildiği için başarısız olur.

Hem öğretmen hem de aile hep olumsuza; çocuğun hatalarına, kusurlarına odaklanırsa çocuğun kendine güveni zayıflar, çalışma şevki kırılır. Sık sık verdiğimiz bir örnek vardır: Diyelim ki çocuk karne getirdi. Notlarının yedi tanesi iyi, üç tanesi zayıf. Çoğu ailenin yaklaşımı neden üç tane zayıf olduğunu sorgulamak şeklinde olur. Aileler bunu iyi niyetle, çocuğun daha başarılı olmasını istedikleri için yapıyorlar fakat farkında olmadan çocuğu ders çalışmaktan soğutuyorlar. Oysa “Bak, şu dersler pekiyi, bunları çok güzel başarmışsın. Hadi beraber bu üç zayıfı nasıl düzelteceğimizi düşünelim ve bir çözümbulalım” denirse çocuk “Annemle babam benim olumlu yönlerimi de görebiliyor” der ve dikkatini zayıfları düzeltmeye verir, başarabileceğine inanır ve çözüm üretir.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber