Bu haber kez okundu.

Çocuklarla İletişimde Bir Sorun: Emir Cümleleri

Hiç düşündünüz mü çocuğunuza “bir gün” içerisinde kaç kez emir veriyorsunuz? Ben emretmem diyebiliyor musunuz? Bir rehber öğretmen ve çocuğu ilkokula henüz başlamış bir baba olarak, kimi zaman ben de kendimi emir cümleleri kurarken yakalıyorum. Aslına bakacak olursak masumca söylenen bir “Elini yıka” bile emir kipiyle kurulduğu için teknik olarak bir emir cümlesi sayılır. Çocuğumuzla olan iletişimimizde hepimiz, ama az, ama çok, emir cümleleri kullanmak durumunda kalıyoruz. Ebeveyn olarak çocuklarımıza karşı kullandığımız temel emir cümleleri ise çoğunlukla tek kelimeden oluşuyor:”Gel”, “Git”, “Yapma”, “Sus”, “Otur”, “Kalk”, “Dur”, “Ye” gibi. Bunun yanı sıra bir de iki kelimeden oluşan  komutlar var ki bunlar daha can alıcı: “Ders çalış.”, “Yemeğini ye”, “Ödevini yap” gibi

Çocukla iletişimde emir kipi kullanmak çocuğun psikolojisini bozar diye bir görüş ileri sürdüğüm anlaşılsın istemem fakat, çocuğuyla iletişimini tamamen emir ve nasihat cümleleri üzerinden kuran anne babaların karşılaştığı ortak sorunlara ilişkin birkaç örnek vermek isterim. Bu veliler genelde şöyle bir yakınmayla gelir rehberlik servisine; “Hocam bu çocuk hiç söz dinlemiyor”, “Ne söylersek söyleyelim bildiğini okuyor”, “Sanki duvara konuşuyorum”, “Bir kulağından girip öbüründen çıkıyor.”

Bu durum, beynin, tekdüze ve de süreklilik arz eden uyarıcılara maruz kaldığında önlem amaçlı, kendi kendini otomatik olarak programlamasıyla açıklanabilir. Böylesi durumlarda beyin (kişinin ruh sağlığını korumak adına ) “bilinçli duyarsızlaştırma” denilen bir yola başvurmaktadır.

Bilinçli duyarsızlaştırma kavramının daha iyi anlaşılması için bir örnek üzerinden devam edelim:

Altan Bey tren rayının kenarında bir eve taşınmıştır. İlk gece, uyurken trenin geçişiyle çıkan gürültüden ötürü sıçrayarak uyanır. Bir müddet geçtikten sonra, beynin bilinçli duyarsızlaştırması devreye girer ve Altan Bey artık geceleri tren geçtiğinde uyanmaz olur. Bir gece Altan Bey’de yatıya kalan arkadaşı Çetin Bey, tren geçtiği esnada gürültüye uyanır ve sabaha ilk işi Altan Bey’e bu gürültüye her gece nasıl dayandığını sormak olur. Altan Bey o bildik cevabı verir. “İlk geceler uyuyamıyordum ama alıştım, artık duymuyorum bile.”

Peki, bu nasıl oluyor?

Uyku esnasında, kalp atışımızı, nefes almamızı, gerekli hormonları salgılamamızı ve de rüya görmemizi sağlayan kısacası tüm vücut sistemimizi kontrol eden “bilinçaltımız”, tren gürültüsü duyar duymaz bilinç merkezimize bir mesaj gönderiyor: “Bir gürültüye maruz kalacaksın. Bu, her zamanki trenin sesi. Sorun yok. Kontrol bende. Sen uyumana bak.” Böylece kulağa gelen bir gürültüyü beyin yok sayıyor.

Şimdi bir düşünün, ebeveynlerince her gün aynı standart komutlara ve nasihatlere maruz kalan bir çocuğun beyni de bir süre sonra otomatik olarak şöyle programlanamaz mı? “Bir ‘gürültüye’ maruz kalacaksın. Bu, her zamanki anne-babanın sesi. Sorun yok. Kontrol bende. rahatına bak.” Hatta bazen çocuk duyarsız kalmak yerine tepki geliştirme yolunu da seçebilir. Bu tepkiye bir örnek vermek istiyorum. Batman’da görev yaptığım lisede verdiğim bir seminerde, öğrencilere, öz denetimin (iç disiplin) önemini anlatıyordum. Onlara sürekli olarak dıştan disipline maruz kalmanın incitici olabileceğinden söz ederken bir öğrenci söz aldı ve şöyle dedi. “Hocam, okuldan eve gidiyorum, daha soluklanmadan annem babam bana ‘Dersin yok mu? Kalk  dersini çalış’ dediklerinde küfredilmiş gibi ağrıma gidiyor.” Çok uç bir örnekti bu belki, ama öz denetiminin gelişmesine olanak verilmemiş bir çocuğun, sürekli olarak dış disipline maruz kalmasıyla kabaran isyan duyguları, kimi zaman dışa dönük şiddette kadar uzanabiliyor.

Ne yapmalı?

Çocuklarımızla yeni bir iletişim dili geliştirmek zorundayız. Onlarla yapacağınız konuşmayı zenginleştirerek, iletişim dilinizi çeşitlendirmek her şeyden önce çocuğunuzun beyninde daha çok sinaptik bağlantı oluşmasını sağlar. O yüzden “Ödevini yap” yerine “Ödevin var mı? Ne zaman yapmayı planlıyorsun?” gibi soru cümleleri kullanmakla işe başlayıp bu dili zenginleştirmeliyiz. “Buraya gel” cümlesindeki duygusuzluğu, “Buraya gelir misin?”deki yumuşaklığa dönüştürmenin yollarını aramalıyız. “Uyan artık” cümlesinin hoyratlığını, “Uyanmanı bekliyorum”daki naiflikle değiştirmeye çalışmalıyız. “Işığı kapat! Elini yıka ve sofraya gel” yerine. “Işığın açık, ellerini yıkadıysan yemeğe oturabiliriz” gibi sakin cümlelerle yeni bir tarz tutturmalıyız.

Kısacası çocuğumuzla aramıza sağlam bir köprü ve sarsılmaz bağlar kurmak adına kendimize özgü yeni bir iletişim dili yaratmalıyız. Nasihat etmek yerine samimi ve açık uçlu sorular sorarak çocukla bir muhabbet dili oluşturmanın gayreti içerisine girmeliyiz. Onlarla hikâyeleri, hayalleri kısacası hayatı paylaşarak geleceğe güvenle hazırlanmalarını sağlamalıyız. Onlara bağlanabilecekleri değerler, yüreklerini tutuşturabilecekleri amaçlar ve hayatlarını adayacakları bir anlam sunmanın yollarını aramalıyız. Belki bu sayede dokunabiliriz yüreklerine ve belki bunu yapmaya çabaladığımızı hissettiklerinde açacaklardır yüreklerini bize.

Recep KARATAŞ

Psikolojik Danışman

 

[email protected]

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber