Bu haber kez okundu.

ÇOCUKLARIN KENDİ PROBLEMLERİNİ KENDİLERİNİN ÇÖZMELERİNE İZİN VERMEK NEDEN ÖNEMLİ?
Kızım kreşe giderken her gün bir öğrenci ile ilgili yaşadığı sorunları anlatırdı. “Ahmet bana vurdu, Ahmet Merve’ye vurdu, Ahmet yaramazlık yaptı, Ahmet camı kırdı.” Günlük ‘Ahmet’ serzenişleri hiç eksilmezdi. Oynadığımız oyunlarda olumsuz karakter ortaya çıkarsa hemen ismini Ahmet koyardı. Ahmet sözcüğünü duymadığım bir gün sordum kızıma, “Ahmet bugün okula gelmedi sanırım?” Durdu ve ekledi, “Hayır, ailesi Ahmet’i başka okula götürmüş.” “Oh!”, dedim ve istemsizce ekledim, “Kurtuldunuz artık, Ahmet sizi rahatsız edemeyecek desene.”

Eğitim seminerleri veren, kitapları çıkan, kendini çok iyi eğitimci gören ben, dört yaşındaki bir çocuğun okuldan gidişini “Oh!” diye karşılamıştım. Kızım bana döndü ve “Neden ‘oh’ diyorsun, Ahmet yaramazdı ama çok iyi bir arkadaştı. Hem bak şimdi sınıfta Umut çok üzgün çünkü Ahmet hep Umut’la top oynardı” diyerek bakış açımı sorguladı. Utandım çünkü dört yaşındaki bir çocuk, içimde beslediğim canavarı çıkarıp avucuna alıp bana bir cümle ile göstermiş oldu. En yetişkin tavrımın hiç de masum olmadığını, mutluluğu sadece kendimin ve kendi çevremin mutluluğu olarak gördüğümü farkettim.

Kendi yaşadığım bu deneyimi düşündüğümde, okul yöneticiliğinde bu örneklerle ne kadar sıklıkla karşılaştığımı farkettim. Eski okulumda, kendi çocuğunun çok zeki olduğunu düşünen bir anne, akademik anlamda yeterli olmayan öğrencilerin kendi çocuğunun akademik gelişimini olumsuz yönde etkilediğini söyleyip, okulda seviye grupları oluşturmamızı istemişti. Velinin bakış açısını ilerleterek seviye grupları yapıp, A şubesinin adını “Zeka Küpleri” sınıfı, D şubesinin adını da “Silindirler” sınıfı koyabilirdik. Hatta bu yaklaşımı ciddiye alan bir okul olsaydık, D şubesindeki çocukları atmalıydık okuldan, TEOG puanımızı düşürmeye kimsenin hakkı yoktu çünkü. TEOG başarısını her şey zanneden insanların, çocukları bu sınavda başarısız olunca, onları dünyanın en başarısız çocukları olarak görmeye başlamasına şaşırmamak gerekiyor.

Kendi çocuklarına koruma kalkanı oluşturan veliler aslında onlara zarar verdiklerini de farketmiyorlar. Yıllar önce odamın kapısından öfkeyle giren bir ortaokul velisi, çocuğunun sınıfındaki başka bir öğrencinin kendi çocuğunu rahatsız ettiğini ve okul olarak bu soruna bir çare bulunması gerektiğini iletmişti. Velinin öfkesini düşününce akran istismarı olduğunu düşünmüş ve olaya hemen müdahale etmiştim. Olayı biraz araştırınca iki öğrencinin şiddet içermeyen bir tartışma yaşadıklarını öğrendim. Sorun şu ki, öfkeli babanın çocuğu bu tartışmada kendi düşüncelerini karşı tarafa aktarmak yerine babasına aktarmıştı. Küçük yaşlardan itibaren çocuklarımızın problem durumlarını çözmelerine fırsat vermeyip, kendi haklarını aramaları için onları cesaretlendirmezsek ergenliğe geçişlerinde büyüyen problem durumlarını aşmakta daha da zorlanacaklardır. En ufak bir problem durumunu çözmeyip annesinin çözümünü bekleyen çocukların büyüyüp iş yaşantısına atıldıklarında ilk yenilgilerinde büyük yıkımlar yaşayacaklarını öngörmek yanlış olmasa gerek.

“Çocuklarınız adına problemleri siz çözmeyin” cümlesindeki düşünce biçimini doğru okumalı, çünkü söylenen anne-babaların çocuklarını yalnız bırakmaları asla değil. Çocuk eve bir problemle geliyorsa ve bunu sizinle paylaşıyorsa, zaten ‘beni görün’ mesajını veriyordur. Sorun şu ki ‘beni görün’ diyen çocukları görmek demek, onlar adına problem çözmek demek değildir. Bir örnek olay sanırım daha açıklayıcı olacaktır.

-Baba, bugün sınıfımıza giren çocuk beni çok kötü itti.

Bu cümle çocuğunuzun bir paylaşımı da olabilir, yardım isteği de olabilir. Hemen durumu anlayabileceğiniz bir soru eki.

-Canın yanmış olmalı, sen ne yaptın?

“Onunla konuştum”, “onunla tartıştım” ve benzeri yanıtlar kendi problem durumları ile baş ettiğini gösterir ve paylaşım amaçlı size aktarılmış günlük yaşantılar olabilir. Eğer “sen ne yaptın?” sorusuna; “öğretmene söyledim” yanıtı geliyorsa, doğru iletişim kaynağı kullanmamış olsa da kendini korumak adına bir şeyler yaptığını gösterir. Hiç bir tepki vermemişse ve çocuğunuz her gün itiliyorsa ve bunu size yeniden yeniden anlatıyorsa, bu “bana yardım et” demektir. İşte bu durumda siz, okulu ayağa kaldırmadan çocuğunuzla olumlu bir iletişim kurarak ona doğru iletişim kanalları kullanması konusunda ayna tutabilirsiniz.

-Bu çocuğun canını acıttığını farkediyorum, sence ne yapmak iyi olabilir?

-Bu çocukla ciddi bir şekilde konuşmayı düşündün mü?

-Sanırım çocukla konuşmanın işe yaramayacağını düşünüyorsun. Peki öğretmenine bu durumu açıklandın mı?

-Çocukla konuştun seni dinlemiyor, öğretmenine açıkladın “senin problemin” dedi ve kimse sana yardım etmiyor sanırım. Senin bu problemini çözmen için ben nasıl yardımcı olabilirim?

Çocuğunuzun yanında olduğunuzu ona devamlı gösterin. Ama bunu göstermenin yolunun onun adına onun yolundaki taşları toplamak olmadığını bilin. Çocuklarımız, evdeki tutumlarla okul yaşantılarını şekilendirirler. Çocuğunuzun kalemini kıran Ali’ye, çocuğunuza vuran Ali’ye, çocuğunuza “Sus, ezik” diyen Ali’ye ne demek geçiyor içinizden? “Bana ne Ali’den, bu benim çocuğumun çözmesi gereken bir problem durumu mu?” diyorsunuz, yoksa Ali’nin canını mı yakmak istiyorsunuz?
BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber