Bu haber kez okundu.

Çocuklar İçin Evdeki Büyük Tehlike…

Çocuklarımızla ilgilenmekten yorulduğumuzda çözüm olarak televizyon, bilgisayar ya da yakın zamanlarda popüler olan tablet ve akıllı telefonları mı görüyoruz?>>Devamı İçin Tıklayınız

 

Evlat nedir?

Doğduğunda kokusu içe çekilen, geceleri kalkıp nefes alıp almadığı kontrol edilen, hastalandığında gözlerden uyku aksa bile sabahlara kadar başında nöbet tutulan, ağlamasına, ortalığı batırmasına, hatalarına, her türlü ihtiyaçlarına katlanılan ve bunların hepsinden daha da fazlasıdır evlat. Candır, vazgeçilmeyecek olandır.

Özellikle de bebeklik ve çocukluğun ilk yıllarında, onun için her zaman en hijyeni, en sağlıklısı ve en iyisi istenir. Sadece bir sözcük söylemesi için anne ve babası papağana döner ve yapılan şaklabanlıklar bir daha hiçbir yerde ve hiç kimseye bu şekilde yapılmaz. O küçücük eller ve ayaklar için ne şekillere girilmez ki, koca koca insanları bu zamanlarında tanımak mümkün olmaz. Neymiş efendim, beyefendi ya da hanımefendi bir gülücük atacak, bir şeyler mırıldanacakmış…

Doğduğunda başlayan serüvende, önce baktığı, sonra döndüğü, başını kaldırdığı, oturduğu, bastığı, ayakta durduğu için dünyalar anne ve babasının olur. Sonrasında yürüdüğü, tırmandığı, devirdiği, kirlettiği ve kırdığı günler gelir.

Bebeklerde büyüme ve gelişme gözlenir ama ebeveynlerde takat ve sabır azalmaya başlamıştır bile. Önce baba çekilmeye başlar sonra da anne nefes almak için bu süreçleri devredeceği güvenli birilerini kollar durur. Büyükanne, teyze, hala ya da bir bakıcı gerçek bir kurtarıcı olarak görülür.

Bebekken “hadi söyle”, “hadi yap”, “hadi at” bakalımın yerini yıllar geçtikçe “sus artık”, “yapma”, “atma artık” alır. Elbette çocuk da ne yapacağını şaşırır ama sabır da bitmiştir artık. Bir an önce durması, durdurulması beklenir.

Hadi resim yapalım, kitap okuyalım, atçılık oynayalım, evcilik oynayalım da bir süre sonra ebeveynler için sıkıcı olmaya başlar. Tamam, okuyalım ama her gün pamuk prenses yedi cüceler de okunmaz ki değil mi? Anne ve babada algı değişmeye başlamış, kafalar karışmıştır. Bu iş nereye varacak, yoksa yaşam boyu masal mı okuyacağım kâbusları bile görülür. Oysa bunlar en iyi günlerdir…

Ebeveynler, çocuklarının kalemi ilk kez ellerine aldıklarındaki sevinçlerini düşünsünler…  İlk kez kalem tutan çocukların Einstein olacağı bile hayal edilmiştir. Bu nedenle ona her şey feda olsun denmiştir yeter ki yazsın, çizsin, karalasın, bulaştırsın, batırsın hiç önemli değildir. Bilim adamı olacak bir çocuk için bunlar gereklidir. Anne ve baba da ona bu imkânları sunmalıdır. İşte o anlar, aslında en kritik anlardır. Bilinçsiz yapılan ilk karalamaların bir kısmı kâğıda, bir kısmı ele, yüze, halıya veya koltuklara yapılır. Ama olsun, çocuğun hevesi kırılmasın diye diye birkaç ay geçecektir. Ancak burada da sabır tükenir çünkü kontrolsüz süreçlerde çocuk, evin her köşesini potansiyel yazma ve boyama alanı olarak çoktan algılamış, çalışmasının tezini bile bitirmiştir. Şimdi duruma bir çözüm bulmak ve ortalığı yeniden toparlamak gerekmektedir. Bunun için neler yapılacağı ve çocuğun ilgi alanları keşfedilmeye çalışılırken anne ve babanın imdadına 1950’li yılların sihirli, bana göre de esaret kutusu televizyon yetişir ki son yıllarda kutusu da kalmamıştır.

Önce masum çizgi filmlerle başlayan günler, sonraları reklamların önünde bile hipnotize olan çocuklar! Alışmak fazla zaman almaz ama etkisi bir ömür boyu sürecektir.

Sen sağ ben selamet!

Gerçi hakkını yemeyelim bazı çizgi filmleri bizim de izlediğimiz bir gerçektir ancak son 15 yıldır eciş bücüş, ekspresyonist tarz çizilmiş figürler, bıçkın çocuklar, gençler ve servis edilen karakterler… Çoğunda saldırgan, kavgacı tiplerin rol aldığı, şiddet içerikli konular işlenmekte olup iyilik, doğruluk, güzellik ve sakinlikten neredeyse eser yoktur.

Şu bir gerçek ki çizgi film izleyerek bir çocuk ne âlim olur ne de gelişebilir. Televizyon izleyerek geçirilen zaman yerine eline alacağı bir kâğıdı katlayarak bir şeyler biçimlendirmesi bile yaratıcılığını kat kat arttırır. Elbette henüz okul yıllarına başlamadan atılan bu tohum yeşerecek, ergenlik döneminde çok daha sert filmler izlenecek, savaş ve dövüş oyunları oynanacak, son aşamada ise ne bulunursa o izlenecek ve oynanacak, yani ekran bağımlısı olunacaktır.

Şimdi konuyu tekrar samimi olarak düşünelim. Çocuklarımızla ilgilenmekten yorulduğumuzda çözüm olarak televizyon, bilgisayar ya da yakın zamanlarda popüler olan tablet ve akıllı telefonları mı görüyoruz? Unutmayalım ki yılgınlığımız, ilgisizliğimiz yüzünden ve belki de farkında olmadan çocukların ekran bağımlısı hâline gelmesine ebeveynlerin tutumları neden olmaktadır.

Bu alışkanlıklarla yetişen çocukların düşündüğü şey, başka alternatifleri olmadığıdır. Kurgulanmış ve yararları ciddi tartışılması gereken hatta zararları asla göz ardı edilmemesi gereken televizyon programlarının esaretini yok etmek ya da değiştirmek elimizdedir.

Ana kucağında her türlü tehlikeden esirgediğimiz çocuklarımızı bizler yetiştirelim, onları evimizdeki en büyük tehlike olan televizyonun ve televizyon yapımcılarının yetiştirmesine izin vermeyelim.

Ömer Orhan

egitimajansi.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber