Bu haber kez okundu.

ÇOCUK OYUNLARI VE EĞİTİM: ÜÇ KORNER BİR PENALTI EDER!
Yazar: Fen Bilimleri Öğretmeni Erdem OKLAY
Evet, bizler eğitimi tanımlayamadık. Tanımlamaya çalıştık sadece. Nasıl mı? Herkes kendi işine gelen veya aklının erdiği kısmını cımbızladı o kadar. Şimdi ben de aynısını yaparak eğitimi çocuk oyunları açısından irdelemeye çalışacağım.

Derslerimizi oyunlaştırarak daha verimli hale getiremez miyiz?
Geçtiğimiz dönemin başlarında okul bahçesinde nöbet tutarken bir grup erkek öğrencinin kendi aralarında hararetle tartıştıklarına şahit oldum. Olay, maç tartışmasıydı. Kim hangi takımda olacak, hangi kaleyi seçecek, maça kim başlayacak… Zaten 10 dakika olan teneffüslerini boşa harcayacaklarını düşünürken birkaç dakika içinde kendi aralarında belirledikleri bir kura yöntemiyle maçın hemen kurulduğunu ve oyuna başladıklarını gördüm. Haliyle olay ilgimi çekti, çünkü bu gibi durumlarda yani öğrenciler arası anlaşmazlıklarda ilk şikâyet merci en yakındaki öğretmendir. Tam bu sefer kurbanın ben olduğumu düşünürken maçın böyle hızlıca kurulması dikkatimi çekmişti.

Sonraki dakikalarda ve devam eden teneffüslerde maç esnasında yine kendi belirledikleri kuralları gözlemleme imkânım oldu. Örneğin, üç korner bir penaltıya eşitti. Sonradan bu kuralı kendi çocukluğumda da uyguladığımızı hatırladım. Topu dışarı kaçıran alıyordu. Taç atışı yoktu, zira topu ellerine alıp taç kullanmak için vakit kaybetmek istemiyorlardı. Kendi aralarında faul atışı konusunda çıkan tartışmalara hakem niyetine müdahil olmak istediğimde ise öğrencilerimin “hocam biz aramızda hallederiz, siz kenarda durun top gelmesin” dediklerini kulaklarımla duydum. Maçın en ilginç olayı ise kuşkusuz içeri giriş zili çaldığında herkesin sahada durduğu yeri ve topun sahibini aklında tutması, sonraki teneffüslerde maçın aynen kaldığı yerden devam etmesiydi.


Belki birçoğu derslerinde vasat olan bu çocuklar kendi aralarında ortak bir amaç (top oynamak) için yine kendi koydukları ve hepsi tarafından kabul edilen kurallara muntazam riayet ediyordu. Öyle ki dışarıdan birisi (öğretmen bile olsa) bu kurallara etki etmek istediğinde geri çevirme gücünü de kendilerinde buluyordu. İşte eğitim literatüründe çokça tartıştığımız kavramların hepsinin özünü sadece bu maç örneğinde bile görmek mümkün. Ortak amaç ve örgütlenme, demokrasi ve katılım, bağlılık, adanmışlık ve takım çalışması.
Sonuçta hepsinin memnun olduğu bir sinerji yaratılıyordu. Maalesef bu sinerji maçta olduğu gibi formal eğitim dizisinde aynı etkide olmuyor. Yani maçta gösterdikleri birlikteliği sınıf içi etkinliklerde aynı oranda gösteremiyorlar. İşte tam da bu noktada şu soru geliyor akla: Derslerimizi oyunlaştırarak daha verimli hale getiremez miyiz? Böyle bir süreç tasarımı derslerin formal yönünün de etkililiğini arttırmaz mı? Bunu yapabilmek için öğretmenlerin oyunlar vasıtasıyla eğitimi zenginleştirmeleri ve informal kanalları açarak ders kazanımlarını bu şekilde formal sürece yedirmeleri gerekir diye düşünüyorum.

Oyunla öğrenmenin örneklerini özellikle kendi zümre öğretmenlerimde sıkça görür oldum ve bu beni çok mutlu ediyor.
Basit ve hatta sıkıcı sayılabilecek bir konuyu örneğin “Kim Milyoner Olmak İster?” yarışma programı formatında animasyon olarak düzenleyerek çocukların hem eğlenmesine hem de konuyu öğrenmesine yardımcı olabiliyorlar. Eşleştirme ve hafıza oyunları ile periyodik tablodaki elementlerin sembolleri rahatlıkla öğretilebiliyor. Hem de ezber olmadan! Benzer şekilde milli oyunumuz (!) tombalanın fen bilimleri konularına uyarlanmasıyla pek çok kavram çocuklara kavratılabiliyor.

Geleneksel çocuk oyunlarımız yardımıyla da aynı kazanımları vermede alternatifler üretilebilir. Örneğin “halat çekme” oyunu ile fen bilimlerindeki “kuvvet ve hareket” ünitesi yakından ilişkili. Yine sürat hesaplarında koşu yarışı gibi etkinliklere yer verilebilir. Emin olun ki bunlar çocuklar tarafından çok seviliyor. Aslına bakılacak olursa birden fazla kazanımın yer aldığı oyunlarla pek çok dersi eğlenceli hale getirebilir.
Mesela “kulaktan kulağa” oyunu laf üstüne laf katmanın ne kadar yanlış olabileceğini kavratamaz mı çocuklarımıza? Dersimizin 10 dakikası bile böyle bir etkinliğe ayrılamayacak kadar vazgeçilmez mi? Üstelik oyunlar yardımıyla öğrenme, kazanımların kalıcılığı bir yana, öğrenci ve öğretmen motivasyonunu arttırıcı ve başarıyı destekleyici olumlu okul atmosferi yaratmada da etkili. Pozitif iklime sahip okullar hiç kuşkusuz “hapishane” metaforuyla anılan okullara göre hepimiz için daha tercih edilebilir.

Son yıllarda geleneksel çocuk oyunlarımızı hatırlatıcı etkinliklerin ve yayınların yapıldığına şahit olmak bu açıdan sevindirici. Bu tür bir etkinliğe TÜDÇOOP kapsamında “Uluslararası Türk Dünyası Çocuk Oyun ve Oyuncakları Kurultayı” örnek verilebilir. 2015 yılında bu kurultayın ilki Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde yapılmıştı. İkincisi ise 2016 yılında ekim ayında Kırgızistanda gerçekleştirilecek. Katkı sunanlara şimdiden teşekkür ederken şöyle bitiriyorum: Üç yanlışın bir doğruyu götürdüğü değil, üç kornerin bir penaltı yaptığı okullara…

Kısa Bağlantı : http://clss.link/29YryE2

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber