Bu haber kez okundu.

Çocuğunuzun Okulda Öğrendiğinin Farkına Varmadığınız 5 Şey
 Ebeveynler çocuklarını iyi niyetlerle okula gönderirler. Ancak anne-babalar, çocuklarının küçük düzenli masaların arkasındaki küçük düzenli sıralarda oturarak hayatta başarılı olmak için ihtiyaç duydukları her şeyi öğrendiklerine inanmak istedikleri için eğitimin kapalı kapıları ardında çocuklarının uzun saatler boyunca tam olarak neler öğrendiğinin farkına varamayabilirler.

Okuma, yazma ve aritmetikten çok daha fazla şey öğretiliyor çocuklara. Okullarda ders kitaplarında bulamayacağınız ya da sınıf tahtalarında yazılı olarak göremeyeceğiniz başka dersler öğretiliyor. Ve bu dersler genellikle öğretmenlerle ve öğrencilerle yaşanan küçük etkileşimlerle öğretilen, çevresel şartlanmalardan ve tutumlardan edinilen ve oldukça yıkıcı dersler. Bunlar, çocuklarınız ülkelerin başkentlerini ya da bir hücrenin hangi bölümlerden oluştuğunu unuttuktan çok sonra bile onların peşini bırakmayacak türde dersler.

Hangi derslerden mi bahsediyorum… İşte çoğu ebeveynin farkına bile varamayacağı (ya da fark etse bile kendi aldığı standart eğitimden dolayı sorgulamayı bile düşünmeyeceği) o derslerden bazıları:

1. Otoriteye İtaat. Körü körüne. Mantıksız ve anlamsız olsa bile. Sınıflar keyfi kurallarla doludur ama eğer kuralı talep eden öğretmense (ya da müdür), çocuğun ailesi bile buna arka çıkacaktır. Bunlar; kıyafet kurallarından tutun oturma yeri belirlemeye ya da çocukların sınav kağıdına isimlerini nasıl yazmaları gerektiğine kadar gider.

Kızım bana derslerinden birinde olan bir şeyi anlatmıştı. Öğretmen, sınıftakilerden kitaptan bir bölümü okumalarını ve önemli bilgilerin üzerini bir işaret kalemiyle çizmelerini istemiş. Öğrencilerden biri üzerini çizmek yerine altını çizmeyi tercih etmiş. Her ne kadar altını çizmek de öğrenci için aynı işi görse de öğretmen rahatsız olmuş ve işaret kalemiyle yazının üstünü çizmesi konusunda ısrar etmiş. Çocuk da açıkça meydan okuyarak (keyfi olduğu bariz olan bir kurala saygı duyamadığı için) bütün sayfayı işaret kalemiyle çizmiş. Olay, öğretmenin tehditleri ve neden eğitimini daha ciddiye alması gerektiğine dair vaazlarla son bulmuş. (Yani öğretmen şunu demiş aslında: Sakın benim otoritemi sorgulama yoksa notların düşer ve üniversiteye giremezsin ve iyi bir işin olmaz ve hayatının geri kalanını sürünerek geçirirsin… ya da bu etkiyi yaratacak bir şeyler.)

Buradaki mesaj; size yapılması söylenen şeyi yapın, sonuç önemli değil, ama itaat etmeniz önemli.

2. Kayıtsızlık. Çocuklar tıpkı Pavlov’un köpekleri gibi zil çaldığında bir dersten diğerine geçmeye koşullandırılırlar. O an yaptıkları çalışmaya ne kadar ilgi duyup duymadıkları hiç önemli değildir. O çalışmayı bitirip bitirmedikleri de önemli değildir. Bir sonraki çalışmaya uzaktan yakından ilgi duyup duymadıkları bile önemli değildir. Zil çaldığında her şey biter. Kendilerini, aydınlatma düğmeleri gibi açıp kapatmaları beklenir.

Bu çok ince bir mesaj. Çünkü zil sistemi çocuklara çok fazla ilgilerini vermemelerini, kendilerini çok fazla kaptırmamalarını öğretiyor. Onlara hiçbir çalışmanın bitirmeye değmeyeceğini öğretiyor. Hiçbir şeyin keyfi ders programı kadar önemli olmadığını öğretiyor. Zil çaldığında her ne yapıyorsan bırak ve git. Her “öğrenme deneyimi” beraberinde şunu da getiriyor: Konu ne kadar ilgini çekerse çeksin, odaklanmak için sadece 40 dakikan var.

Buradaki mesaj kendini fazla kaptırmamak, fazla ilgilenmemek. Çünkü bunun için yeterli zamanın yok.

3. Bağımlılık ve Bireysel Motivasyon Tehlikesi.  İyi öğrenciler, öğretmenlerin onlara neler yapmaları gerektiğini söylemesini bekler. Çocuklarımıza ezberletilen mesaj, beklemek ve yönergeleri takip etmektir. Daha eğitimli, daha yetkili birisinin hayatlarınız hakkında sizin adınıza kararlar alması yeterlidir. Kendi adınıza açıkça ya da gizlice kararlar alma girişiminde bulunmayın. Sen yetki sahibi değilsin. Ne öğreneceğine, nasıl öğreneceğine ve ne zaman öğreneceğine bırak başkası karar versin.

Eğer istediğin şey “otorite onaylı listede” yoksa, zaten önemsiz ve gereksizdir. Yönergeleri takip et. Sana söyleneni yap… ve sadece sana söyleneni.

Öz değerlendirme de önemsiz sayılır ve teşvik edilmez. Bunun yerine bir kişinin değeri, test sonuçları, notlar ve karnelerle belirlenir. Çocuklara kendilerine güvenmemeleri öğretilir ya da kişisel değerlerini kendi başarılarına bakarak görmemeleri gerektiği. Bunun yerine yetkililerin değerlendirmelerine güvenmeleri öğretilir. İnsanların, değerlerinin ne olduğunun kendilerine söylenmesini beklemeleri gerekir. İyi ve değerli olduklarını kendilerine söyleyen otoriteye bağımlı olmaları gerekir.

4. Gözetimin Kabulü. Bazı okullardaki, hatta sınıflardaki kameralar bir yana okullar zaten özel alanın hiç olmadığı yerlerdir. Her öğrenci; öğretmenler, müdürler ya da müfettişler tarafından gözlenir. Not çizelgeleri ve test sonuçları sürekli takip edilir ve öğrenciler sürekli birbirleriyle kıyaslanırlar.

Öğrenciler kendilerine özel zamanın tadını hiç çıkaramazlar. Dersler arasındaki aralar minimum düzeydedir. Öğle yemekleri de kısa tutulur. Sınıfta sosyalleşmeye izin verilmez. Çocuklar birbirlerini ispiyonlamak ve birbirlerinin dedikodusunu yapmak konusunda teşvik edilirler. Bağımsız etkileşim için ne zaman ne de yer vardır. Her şey gözlemlenir ve onaylanmış davranışların katı sınırları içinde tutulur.

Bu durumu daha da kötüleştirmek için yığınlarca ödev, okul gözetim saatlerini resmi okul saatlerinin de dışına taşır. Ödev, otoriteden uzak faaliyetler için çok az serbest zaman kalmasını garanti eder. Sıkıcı yazı ödevleri ve tekrara dayalı matematik problemleri ve gereksiz verilerin ezberlenmesine ayrılan saatler, tutkularını geliştirmeye ya da ebeveynlerinden bir şeyler öğrenmeye ya da serbest düşüncenin içinde kaybolma keyfine harcanamaz. Ödev, eğitim sisteminin, aslında özel zaman olması gereken zamana kadar ulaşan uzun koludur. Okulların öğrencilerin hayatlarını etkileme, yönetme ve kontrol etmesinin başla bir yoludur sadece.

Buradaki mesaj, özel hayat işgalini kabul etmektir. Büyük Birader‘e hiç aldırış etme. O seni anaokulundan beri izliyor.

5. Gerçeği Otorite Belirler. Doğru cevap, öğretmenin istediği cevaptır. Ödüllendirilecek olan cevap budur. Seni toplumun alay etmesinden koruyacak, geçer notlar almanı sağlayacak ve geleceğin konformistlerinin hayallerine girişini sağlayacak cevap budur. Öğrencinin ne düşündüğü (gerçi hiç düşünmemesi çok daha güvenlidir) alakasız ve gereksizdir. Ayrıca okullar insanlara nasıl düşünüleceğini öğretmek için değil, ne düşünüleceğini öğretmek için kurulmuştur.

Geçen sömestr kızım yurttaşlık bilgisi ödevini yaparken bizden tam anlayamadığı bir konuyu netleştirmemiz konusunda yardım istedi. Yoruma açık bir konuydu. Üzerine biraz konuştuk sonra ona dönüp sordum: “Peki o zaman sence doğru cevap ne?” Kızım aynen şöyle cevap verdi: “Doğru cevap derken bana göre doğru cevabı mı soruyorsun yoksa vermem gereken doğru cevabı mı?”

Bu gerçekten zor bir karar. Kendi içsesini ve vicdanını mı dinlemeli? Yoksa iyi notlar mı almalı?

Bağımsız düşüncenin sınıflarda fazlasıyla bastırılması, insanların, otoritelerin kendilerine “doğru” olduğunu söylediği şeylerden farklı şeyler düşünmekten korkmalarına sebep oluyor.

Tüm bu yıkıcı dersler büyük gruplar halindeki çocukları yönetmeyi kolaylaştırıyor. Ama problem şu ki bu kolayca yönetilen çocuklar, büyüdüklerinde kolayca yönetilen yetişkinlere dönüşüyor.

Ama sanırım bu sadece yönetilenlerin sorunu…

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber