Bu haber kez okundu.

Bizim Lisede Bir Öğretmen Vardı!

'Devlet Memuru' lafını oldum olası sevmemişimdir. Zihnimizdeki “memur” algısı hep; iş yapmayan, bugün git yarın gel, diyen, bir şekilde yolunu bulur “işini bilir” gibi tanımlamalarla oluştu.  O memuru yaratan koşulları eleştirmek yerine sonucu eleştirdik, sistemi eleştirmek zordu tabi ve biraz da karmaşık, kişileri eleştirmek ise daha kolay. Oysa devlet ne ise memuru da odur. Çünkü memur, kendisine verilen görevi yapmakla yükümlüdür. 


Fakat bazı meslekler vardır, doktorluk gibi, öğretmenlik gibi, “memur” kelimesine sığmazlar. Çünkü yaptıkları teknik bir iş değildir. Mühür vurmakla veya dosya düzenlemekle aynı kefeye koyamazsınız öğretmenliği.   Özellikle öğretmenlik, hakkıyla yapıldığında sanatçılıktan çok da farklı değildir. Her ders bir sahne gösterisidir. Her çocuk işlenecek hamur veya okunacak şiirdir.  Duruma göre rollere girer, neşeli, kızgın, sert, yumuşak, anlayışlı veya umursamaz. Şimdi diyeceksiniz ki, biz ne öğretmenler gördük, doğrudur, görmüşsünüzdür hala da görüyorsunuzdur, ben de görüyorum, ama bu mesleğin anlamını ve önemini değiştirmez.


Koca bir toplum on yıllardır, kişiliksizleştirilmeye, cahilliğe, bencilliğe yönlendirilirken, bu toplumun bir parçası olan öğretmenler, tüm bu depolitizasyon sürecinden en az etkilenen ve en temiz kalan kesimdir yine de. Çünkü işinin doğası gereği, iyiyi, doğruyu öğretmekle yükümlüdür, ama neticede o da bir insandır ve onun da sorunları veya zaafları vardır.


Kişiler üzerinden tartışılabilecek, örneklendirilecek kadar basit bir mesele değil bu. Yaklaşık 700 bin öğretmen ve onların ailelerini ilgilendiren, daha doğrusu, öğrencileri ve onların ailelerini de ilgilendiren devasa bir konu. Kısaca “yaa benim lisede bir öğretmenim vardı hiç sevmezdim” ile, ya da “çok severdim, bayılırdık, hepimiz aşıktık” ile değerlendirilebilecek bir mesele de değil.


Eğitim sisteminin en önemli ve en kalabalık ögesi olan öğretmenler, bugün en çok ezilen, hakları en çok gasp edilen, en az ücretle çalıştırılan, hiçbir ek ödemesi, prim veya döner sermayesi olmayan kesimdir.  Buna rağmen yıllarca “ vefakar,  cefakar öğretmenlerimiz” edebiyatıyla, kendilerinden hep özveri beklenmiştir. Bu beklenti çok da karşılıksız kalmamıştır.

 

Öğretmenler, ya etrafı aydınlatan ama hep yanmaya mahkum mumlardır. Ya da kılıçtan keskin kalemleri vardır. Kimse kusura bakmasın,  yanacak halleri kalmadı artık, zira mumla değil ampulle aydınlanıyoruz epeydir ve oldukça da pahalı. Biber gazı, tazyikli su ve cop karşısında, kalemin pek bir değeri olmadığını 23 Kasım’da Ankara eyleminde gördük.


Bugüne kadar hiçbir iktidar, öğretmenler gününden bir gün önce öğretmenlere böylesi bir terbiyesizlik yapmaya cesaret edememişti. Çünkü halkın kendisine zayıf vereceğinden veya sınıfta bırakacağından korkardı. Şimdi öyle bir korkuları yok, sesini duyurmaya çalışan herkese pervasızca saldırma cesaretini gösteriyorlar.


5 yaşından 18 yaşına kadar çocuklara kendilerini dinletebilen öğretmenler, koca koca adamlara kendilerini dinletemiyorlar, çünkü bu adamların niyeti yok, iyi niyet demiyorum, o zaten yok. Niyet belli, eğitimi özelleştirmek, devletin sırtındaki eğitim yükünden kurtulmak. Parası olan okusun, parası olmayan iş bulursa asgari ücretle günde 12 saat çalışsın ama bir iş güvencesi de olmasın, Spartaküs’ün kemikleri sızlasın.


O yüzden “Ana dilde eğitim” diye direten arkadaşlara sesleniyorum, adamların devlet okulunda Türkçe öğretmeye niyeti yok, niye Kürtçe öğretmeye başlayıp, sonra da ondan kurtulmakla uğraşsın! Ama pardon, sizin öncelikleriniz başkaydı…


Meslekleri gereği-en azından teoride-  iyiyi, doğruyu ve gerçeği öğretmeleri gerektiğinden, iktidarlar sevmezler öğretmenleri. Fakat hiçbir iktidar bunlar kadar nefret etmedi öğretmenlerden. Sanırım bu nefret sadece öğretmenlere karşı değil ama konumuz öğretmenler, idare edin.


Atanamayan öğretmenlerin oyunu istemiyor başbakan, ücretli öğretmenlerin oyunu istemiyor, hem yoksul hem okumuş kesim, gerçekten çekilmezler. Oysa ona tamamen duygusal bağlarla bağlı büyük bir çoğunluk var, gazete ve televizyon patronları olsun, iş adamları olsun, video kasetçiler olsun, sayamayacağımız kadar çok seveni ve her dediğini yapanı var.


Herkesten biat etmesi bekleniyor-sorgusuz, sualsiz- ve sanırım en az biat eden kesimlerden biri de öğretmenler, ama kimse bunun farkında değil. Üstelik ceza, sürgün ve baskıya en çok maruz kalan ve kalma riski olan kesim. Buna rağmen mücadele ediyorlar, sadece kendileri için değil, öğrencileri için de mücadele ediyorlar. Herkesin bildiği memurlardan olmamak, “eğitimci” kimliklerine sahip çıkmak için mücadele ediyorlar.


Bu yüzden 19 Aralık günü eğitime daha çok bütçe ayrılması için, hak gasplarının önüne geçmek için ve daha insanca bir yaşam için bir günlük iş bırakma eylemi düzenliyorlar ve yalnız olmadıklarını görmek ve göstermek istiyorlar. 19 Aralık günü ister sanal ister gerçek dünyada desteklerinizi gösterin, çünkü kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber , ya hiç birimiz.

 

Evren Jülide Koç

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber