BİRLEŞTİRİLMİŞ SINIFLARDA EĞİTİM HAYATI BAŞLAMADAN BİTEBİLİR Mİ?
Sene 1969 Bayburt Cumhuriyet İlkokulu 5. Sınıf öğrencisiydim. 1968-69 öğretim yılı Şubat yarıyıl tatili bitti ve okullar açıldı. Okulun açıldığı gün, bütün sınıf arkadaşlarım ve öğretmenime veda ediyordum; öğretmenim Nurten Saraçoğlu bana; “Köy okulları erken kapanıyorlar, okulu bitirdiğinde gel sınıf arkadaşlarınla birlikte bitir.” dedi ve okuldan ayrıldım.


 
İlkokuldan sonraki Yatılı Öğretmen Okulu sınavlarında daha avantajlı olabilirmişim düşüncesiyle ailem naklimi Aksaçlı Köyü İlkokulu’na aldırmıştı. Köy okullarından gelen çocuklar, sınav yapılsa bile yatılı öğretmen okullarına daha kolay yerleşiyorlardı. Köy ilkokulu bitene kadar, köyün muhtarı olan anne dedemlerde kalacaktım.

O gün, tek ulaşım aracı olan yolcu ve eşya taşıyan kamyonun kasasında başka köylülerle birlikte köye gitmek için şehirden hareket ettik. Hava çok soğuktu. Ayaklarımda yün çoraplar ve lastik ayakkabılar içinde çok üşüyordum. Kamyon kasasında olan başka yolcularda üşüyorlardı. Onlar bu konuda çok tecrübelilerdi ve bana öğütlerde bulunuyorlardı: “İki elini birbirine sürt, ısınırsın! Başını kaşı, parmak uçların sızlamasın! Yerinde durma yürüyormuş gibi hareket et, ayaklarının üşümesini önlersin!” Denilenleri yapıyordum, ancak köye yaklaşmıştık ki kamyon arızalandı.

Bütün yolcularla birlikte kamyonun kasasından aşağıya indik. Kamyonun arka tekerlerinin önündeki kaygan kısmı kürekle alıp tekeri karaya oturtmaya çalıştılar ama olmuyordu. Kamyonun arka sağ tekerini patinaj yapmaktan kurtaramadılar. Bazı yolcular köye doğru yürümeye başladı, bende onlara katıldım. Yürüyorduk, yürüdükçe ayaklarımın üşümesi geçti ve köyde anneannemlere gittim. Odanın ortasında, tenekeden yapılmış tezek sobası var ama yakmamışlardı. Anneannem tandırı yakmış, onun için tandır evinde oturuyorlardı. Tandır sönmüş, tandırın üstüne bir iskemle ve onun üzerine de bir kilim örtmüşlerdi. Hep beraber tandırın içine ayaklarımızı uzattık, kilimi de kucağımıza kadar çektik, bir güzel ayaklarımızı ve bacaklarımızı ısıttık.

Ertesi günü ilkokuldaydım. Asıl şaşkınlığım işte burada başladı. 4. ve 5. Sınıflar bir arada eğitim alıyorlardı. Sonradan öğrendim ki 1., 2. ve 3. sınıf öğrencilerini de bir başka öğretmen okutuyordu.

Bu durum birinci sınıf öğrencileri için olumsuz bir durumdu. Birinci sınıflar, 2. ve 3.sınıflardan ayrı bir grup olarak düşünülmeliydi. Çünkü birinci sınıf öğrencilerinin psikolojik durumları ayrı bir öğretim tekniğini gerektirir. Birinci sınıfların ders saatlerini fazla tutulması sağlanması gerekirdi… Ama ne yazık ki 2 öğretmen vardı ve aralarında bu şekilde bir iş bölümü yapmışlardı.

Bizi okutan öğretmen 4. ve 5. Sınıf öğrencilerini birlikte okutuyordu. Eğitim çok gerilerdeydi. Benim onlara ayak uydurmak için bir çaba harcamama gerek yoktu. Sınıf sistemi yerine grup sistemi uygulanıyordu. Her grup programı, grup için gösterdiği üniteleri işliyorlardı. Örneğin öğretmenimiz 4. sınıf öğrencilerine hâlâ sayı kavramını vermeye çalışıyordu. Uygulama şöyleydi; 4. Sınıf öğrencilerine biraz ders anlatıyor ama hepimiz aynı anda orada olduğumuz için duyuyorduk. Dönüp arada bir ödevlendirip diğer sınıf öğrencileriyle ilgilenmeye başlıyordu. O öğrencileri de ödevlendirdikten sonra bizlerle ilgilenmeye çalışıyordu.

Peki Neydi Bu Birleştirilmiş Sınıf?
İlkokul programlarına göre birden fazla sınıfın birleştirilerek bir grup meydana getirmek suretiyle, bir öğretmen tarafından yetiştirilmesine birleştirilmiş sınıf denir. O zaman çocuk aklımla bunun çokta doğru bir yöntem olmadığını gördüm. Öğrenciler arasında yarış ve bireysel yükselme yoktu. Sadece paylaşma, yardımseverlik ve birlikte iş yapma alışkanlığı vardı. Yani pasif kabullenme ve başkalarını izleme… Birden fazla sınıfın birleştirilerek farklı yaş, deneyim ve bilgiye sahip öğrencileri bir araya getirilmesi, onların birbirlerinden öğrenme ve yardımlaşmalarına imkân sağlamaktı.

Birleştirilmiş sınıfta öğretmenimiz bireysel farklılıkları dikkate alıp, öğrenci merkezli eğitim uygulayamıyordu. Küme çalışması yapmaya çalışıyordu o da olmuyordu. Öğretmen bunaldığında tehditvari şekilde korkutmaya yönelmesi bizleri endişelendiriyordu. Şiddet ve korkutma yöntemi, öğrenmeyi olumsuz yönde etkileyebiliyordu. Eğitimde kaygının belirli bir seviyeye kadar olumlu sonuçlar doğurduğu bilimsel bir gerçektir ama aşırıya kaçması öğrencinin hiçbir şey öğrenememesine ya da öğrense bile psikolojik açıdan rahatsızlığa düşmesine sebep olabiliyordu.

“Bir öğretmenin eseri hem çok şey olabilir hem de hiçbir şey.” sözünden hareketle baktığımda, sınıf arkadaşlarımın eğitim hayatı, ilkokulun bitmesiyle sona erdi. Şimdi her biri çeşitli meslek dallarında çalışıyorlar. Şehir okulları ile köy okulları arasındaki fark akla kara gibi ayrı…

Basından takip ettiğim kadarıyla hâlâ birleştirilmiş sınıflar var. Hem de öyle Anadolu’nun ücra köşelerinde değil. İstanbul, Ankara gibi büyükşehirlerde. Korkarım bu çocukların da eğitim hayatları tam olarak başlamadan bitebilir…

Yazar: Emekli Öğretmen Fuat BAŞ


Kaynak: http://blog.classloom.com/tr/birlestirilmis-siniflarda-egitim-hayati-baslamadan-bitebilir-mi/

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Eğitim ve Ögretim Eğitim ve Ögretim