Bu haber kez okundu.

Bırakalım Onlar Çocukluğunu Yaşasın!

Daha çocukken evrime uğradı güdülerimiz ve sonra da kontrolden çıktı tüm reflekslerimiz. Çocuklarımıza nasıl bir dünya bırakıyoruz?

Dünya terör olaylarının gölgelediği karanlıkta ışığını ararken,her ülke kendi zırhını kuşanıp, yabancı milletleri potansiyel tehlike olarak görmeye başladı.
 
Bu toplumsal boyutta yarattığımız enerjinin dünyaya yansıması değil de ne?
 
Sosyal, kültürel,ekonomik,siyasi ve daha pek çok alanda oluşan küreselleşme olgusunun, sindirerek, çaresiz bırakarak, mecbur hissettirerek, homojen bir yapı oluşturma çabasıyla bir kutuplaştırma sürecinin içindeyiz.
 
Benliğimiz, değer yargılarımız, tabularımız her yeni gün yeni testlere tabii tutulurken inandıklarımızda sivrileşmeyi tercih eder olduk.

Ne düşüncelerimizi değiştirmeyi denedik ne de sivrilen sinirlerimize hakim olmayı başarabildik.
 
Ortak sorunlarımızı el ele verip çözmek üzerine kafa yormak varken, bir şekilde sıyrıldığımız, uzağında kaldığımız her meseleyi görmezden geldik.

Canımız yanmadığı sürece ateşe atılan da, körükleyen de umrumuzda olmadı.
 
Ne farklılık arayışında klişe olmaktan öteye geçebildik, ne de kabullenmemiz gereken farklılıkları hazımsayabildik…
 
Farklı sosyal çevrelerin bir arada yaşamaya çalıştığı, dertlerin, kutuplaşmanın bambaşka bir hale geldiği ülkemizde çok sorunlu bir toplum haline geldik.
 
İlla bir doğal felaket mi gerekiyor el ele verebilmemiz için. Ki böylesi durumlarda bile bizi insanlığımızdan utandıran nasıl fenalıkların yaşandığına da tanık olduk.
 
Oysa ki bu koskoca evrende ne kadar da küçük bir yer kapladığımızı bir idrak edebilsek…

Yaşamın bir anda noktalanabileceği ihtimalini unutmadan ama bu fikirle yaşamdan da kopmadan, umutlarımızı her daim taze tutma gayreti içinde...
 
Ne içimizden geldiği gibi kahkaha atacak gücümüz kaldı, ne de yalandan gülüşlere sabrımız.
 
Bu yaşam döngüsünde  asıl tam da onlara ihtiyacımız varken daha çocukken evrime uğradı güdülerimiz ve sonra da kontrolden çıktı tüm reflekslerimiz.
 
Ya geleceğe taşıdığımız çocuklarımız!
 
Onlar bu yansımalarla nasıl baş edebilecek?


Tükettiklerimizle evrildiğimiz bu yaşam döngüsünde, çocuklarımızın o berrak zihinlerine ışık tutacakken, bizler hala nasıl donatacağımızın kararını verme çabası içindeyiz.
 
Ama bu çabayı yine, bizlere dayatılmış programlar ve donatılar üzerine kurguluyor ve aslında kendimizden bir adım öteye geçemiyoruz.
 
İçgüdüsel yaklaşımlarla ailemizin, kurgulanmış değerler ve dayatılmış dogmalarla sosyal çevremizin, farklılaştırılmamış  eğitim- öğretim programlarıyla aldığımız  eğitimin yarattığı tek tip model olarak, çocuklarımıza yansıttıklarımızla, beklentilerimizin karşılanması nasıl mümkün olabilir?

Birey Olduklarını Kabullenmeden Farklılaştıramayız!
 
Sanırım bu işin özü önce bir kabullenişten geçiyor. Kaç yaşında olursa olsun onların bir birey olduğunu, beklentileri ve ihtiyaçları doğrultusunda iyi ya da kötü yanlış ya da doğru alacakları kararlarla, yapacakları hamlelerle öz benliklerini inşa edebileceklerini kabul etmemiz şart. Biz yeter ki onlara kendilerini keşfetme sürecinde yeterince özgür ortamlarsunabilelim.
 
Öncelikle iyi bir dinleyici olmalarını sağlayalım mesela. Ama bunu yaparken onların da bunu bizden aynı şekilde beklediğini unutmadan..
 
Özgünlük ve yaratıcılığa ancak iyi bir dinleyici ve iyi bir okur olduğumuz sayede erişilebildiğimizi, bizlere düşünme becerisi kazandıran, uçsuz bucaksız düşünce evreninin kapılarını aralayan yapıtlarda keşfediyoruz. Düşünmek, dinleme alışkanlığı kazandırdığı gibi dinlemek de düşünmeye sevk ediyor.
 
İçimizde korkunç muharebelerle her gün kendimize enjekte ettiğimiz melankolik havayı dağıtan tek şey de Edebiyat…
 
Kimi zaman bir sığınak, kimi zaman da olmak istediğimiz yere, zamana, ruh haline birkaçış yolcuğu
 
Bir  edebiyat eseriyle çıktığınız yolculuk okumanın ötesinde başlı başına bir dinleme eylemi aslında. Bir terapi
 
İyi bir dinleyici olursanız yazarın anlatısının çok ötesinde başka bir duygu ve düşünce evreninin kapılarını da aralayabilmeniz mümkün.
 
İşte bu yüzden çocukları nitelikli edebiyat eserleriyle buluşturup okuma alışkanlığı kazandırarak, düşünme becerilerinin gelişmesine katkı sağlayabiliriz.
 
Bizler ne yazık ki bu nitelikli eserlere erişme noktasında çok şanslı değildik. Ama bugünün dünyasında çocuklar için hem daha çok, hem de daha nitelikli eserler üretiliyor. Teknolojik imkanlar erişim kolaylığı sağladığı gibi seçme şansı da sunuyor. Seçme işleminde nitelik arayışı da öyle çok zor değil artık.Özellikle de ülkemizde çocuk ve gençlik adına nitelikli edebiyat eserleri sunan yayınevleri oldukça sınırlıyken…
 
Onlar okurların beklentileriyle örtüşen kitaplar sunarak ürün yelpazesini genişlettikçe, erişilebilirliği kolay hale getirdikçe, kaliteleri de fısıltıyla değil, avaz avaz  duyuluyor.
 
Günışığı Kitaplığı da böylesine avaz avaz işittiğimiz, yine aynı şidddetle duyurma gayreti için giriştiğimiz yayınevlerinden biri.



Günışığı Kiyaplığı yayın yönetmeni Mine Soysal
ON8'in yayın yönetmeni Müren Beykan


Kurucusu, yayın yönetmeni, edebiyat aşığı ve bizleri de edebiyata aşık eden güçlü bir kalem olan Mine Soysal ile bu hafta kitap fuarında çocuk ve gençlik edebiyat yayıncılığı üzerine hiç bitmesini  istemediğim sımsıcak bir söyleşi gerçekleştirdik. Edebiyat üzerine çok soralım, hep soralım isterdim ama biz bu uçsuz bucaksız okyanusta tecrübesiz birer yüzücü olduğumuz için önceliği lebi deryasına yani yayıncılığa verdik.

İki bölümü bugün yayında olan bu röportajın devamı da yarın gelecek, kaçırmayın!

RÖPORTAJ İÇİN TIKLAYIN!

Daha yaşanabilir, özgür ve barışcıl bir dünya için sevgiyi kalplerimizde, umutlarımızı dünde soldurmayalım.
 
egitimajansi.com
BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber