Öğretmen Diyarı

AİLEM VARKEN DÜŞMANA İHTİYACIM YOK
“Bana bir şey anlatmak zorunda değilsin. Lütfen ağla, istediğin kadar. İçinde biriktirdiğin gözyaşları bitene kadar ağla. Ruhun rahatlayana kadar ağla. Ben buradayım. Yanındayım. Seni beklerim.”
Sözlerimi duyunca daha bir arttı hıçkırıkları. Kollarını uzattı.
“Sarılabilir miyim?”
“Elbette, memnuniyetle.” dedim ve sıkı sıkı sarıldı boynuma. 
Bedeni sarsılıyordu hıçkırıklarıyla. Daha sıkı sarıldım.
“Buradayım. Yanındayım. Çok üzgün olduğunu biliyorum. Seni anlıyorum. Seninleyim.” gibi şeyler söylüyordum.
Yavaş yavaş hıçkırıkları dinmeye başladı.
“Şimdi benimle birlikte nefes al. Önce dörde sayana kadar nefes alacağız. Dörde sayana kadar tutup tekrar dört sayarak bırakacağız. Lütfen benimle birlikte yap.”
Ben saydım ve birlikte nefes alıp vermeye başladık. Birkaç dakika sonra oldukça rahatlamış ve sakinleşmişti. 
“Ben sana bir kahve getireyim. Sonra sen hazır olduğunda konuşmaya başlarız.”
Sıcak kahvesinden büyük bir yudum aldı. Derin bir oh çekti. Bekledim. Konuşmaya ne zaman hazır olursa o zamana kadar bekledim. Bir kaç dakika sonra;
“Sema hanım biliyor musunuz? Benim ailemden başka düşmana ihtiyacım yok.”
Söylediği sözlerin ağırlığı beni de sarstı. Kendi sözlerinin ağırlığının onu ne kadar ezdiği o kadar netti ki. Cevap vermedim. Bekledim. 
“Size söyleyeceğim şeyleri yıllardır içimde hissedip yok sayıyordum. Bunun doğru olduğunu kabul etmek istemedim yıllarca. Düşünsenize insan nasıl kabul eder bunu. Aile ya bu aile…”
“Anlıyorum. Söylediklerinizin ağırlığı sizi çok üzmüş, bunu görebiliyorum.”
“Üzmek ne kelime. Mahvetti beni. Yedi bitirdi içimi. Hissettiklerimi nasıl anlatsam.”
“Lütfen içinizden nasıl geliyorsa öyle anlatın. Kelimelerin bir önemi yok. Rahat olun ve içinizden nasıl çıkıyorsa öyle akmasına izin verin.”
“Buna o kadar ihtiyacım var ki…”
“Bunun için buradayız. Şunu hatırlatmama izin verin. Önemli olan düşüncelerimizi anlatmak için seçeceğimiz kelimeler değil. Önemli olan o düşüncelerin ve hissettiğimiz duyguların içimizde nasıl kelimeler ile döndüğü. Bu yüzden tam olarak içinizden geçen şekliyle anlatın ki konuşmanın bize bir faydası olsun.”
“Haklısınız. Yıllarca bunları düşündüğüm için kendimi suçladım. İnsanın ailesinin kötü olduğunu kabul etmesi kolay bir şey mi? Sırf onlara kötü dememek için kendimi kötü, işe yaramaz, beceriksiz falan kabul ettim. Ama içimde bir yerde de hep ben bu kadar kötü olamam, yaptığım her şey bu kadar yanlış olamaz diyip durdum kendime. Lütfen söyleyin sizce kötü birimiyim ben. Ailem kötü diyince kötü insan oluyor muyum ben?”
Yine ağlamaya başladı ama hıçkırmıyordu.
“İyi ve kötü kavramları kişiye özel ve çok tartışılabilecek kavramlar. Sizce sizi aileniz için kötü kılabilecek neler yaptınız?”
“Hiç sadece beni sevsinler istedim. Hem kendi tercihlerimle yaşamak hem de sevilmek istedim. Ama ne zaman onların istemediği bir şey yapsam benden nefret ettiler.”
“Anlıyorum. Ailem derken kimleri kast ediyorsunuz, bunu netleştirebilir miyiz?”
“Şey aslında anne ve babamı kast ediyorum. Ya da belki sadece annemi. Babam iyi insandı ama annemden çekindiği için oda beni sevmedi.”
“Buradan annenizi sizi sevmediğine inandığınız anlamını çıkarıyorum. Doğru mu?”
“Evettt annem beni hiç sevmediiii…”
Yine hıçkırmaya başladı. Yanına gittim. Ellerini tutup nefes egzersizini tekrar ettim. Toparlandı yine.
“Sema hanım bir anne evladını sevmez mi? Cevap verin nasıl bir anne kendi çocuğunu sevmez.”
“Sizce nasıl bir anne çocuğunu sevmez?”
“Bencil bir anne. Çocuğunu kendi istekleri için kullanmak isteyen bir anne. Kendi gerçekleştiremediği hayallerinin intikamını çocuğundan çıkaran bir anne.”
Bu görüşme hayatım boyunca yaptığım görüşmelerden en zoru sanırım. Öyle zor sorular soruyor ki ve sorularından çektiği acı o kadar net ki. İçimden geçen yine sarılmak, belli ki hayatı boyu eksikliğini yaşadığı şefkati ona tüm kalbimle vermek istiyorum. Ama konuşmaya devam etmeliyiz. Annesi değilim. Çok istesem de olamam ve annesinden istediği şefkati kimden alırsa alsın yeterli gelmeyeceği ortada.
“Söylediklerinizden anladığım kadarıyla annenizin sevme biçimi sizin sevilmek istediğiniz şekilde değil.”
“Annemin sevme biçimi mi varmış? Annem sevmeyi bilmez ki…”
“Ben pek öyle düşünmüyorum. Her anne çocuğunu sever. Tabi bu herkesin sevgiyi öğrendiği yöntemle çok ilgili.”
“Bilmiyorum. Sizin dediğiniz gibi olsa keşke. En azından onca yıl bir kez olsun hissedebilirdim sevildiğimi. Ama yok hiç sevmedi.”
“Bunu yani sizi hiç sevmediğini nasıl anladınız?”
“Şey…En basiti, benim sevdiğim hiçbir şeyi sevmedi. Neyi-kimi sevdiysem onun için yanlıştı. Hiç mi doğru bir şey yapmadım ben ya…Nasıl olurda her şeyi yanlış yapar bir insan. Bir kere ya bir kere sevse benim sevdiğim bir şeyi bir kere…Hep yargılar, kınar, suçlar. Hep onu utandırdım hep. Bir kere benimle gurur duymadı bir kere…”
“Anlıyorum. Sizce anneniz sizi bir birey olarak kabul edip seçimlerinize ve yaşamınıza saygı duymamış.”
“Asla ona göre ben birey olmadım ki. Ya kaç yaşına geldim, işim gücüm var. Ama hala benden utanıyor. Hala hep başkalarının çocukları gurur duyulacak çocuklar ama ben asla gurur duyulacak biri olmadım.”
“Onun sizinle gurur duyması sizin için önemli.”
“Hayır. Eskiden önemliydi. Artık değil. Artık olmayacak. Çünkü anladım ki ne yaparsam yapayım benimle gurur duymayacak. Çünkü beni sevmiyor.”
“Yani sizinle gurur duysa sevildiğinizi hissedeceksiniz doğru mu anlıyorum?”
“Hayır sadece gurur duysa değil. Mesela benim için endişelense, üzüldüğümde üzülse. Ağladığımda yüreği sızlasa. Beni merak etse. Biliyor musunuz? Günlerce aramasam aramaz. Hep benden bekler. O anne ya hep ben ilgilenmek, endişelenmek, onu merak etmek, onu mutlu etmek, onu utandırmamak vs için çabalamalıyım. Hep ben. O anne ya…Hak mı bu Sema hanım hak mı?”
“Elbette çocuk küçükken annenin yapması gereken ama çocuk yetişkin olursa karşılıklı olması gereken bir duygusal alışveriş. Tek taraflı yürütülecek bir ilişki değil. Anne de çocuk da karşılıklı birbirlerini duygusal olarak beslemeli ki ilişki sağlıklı bir şekilde yürüsün.”
“İşte sizin bu sözleriniz gerçek hayata yok maalesef. Bizim kültürümüzde kadın anne olunca evladı ile ilgili her hakkı kazanıyor sanki. Evladın hiçbir şey beklemeye hakkı yok ama annenin sırf anne oldu diye her şeyi beklemeye hakkı var. Böyle mantık dışı, böyle duygusuzca bir ilişki şekli olabilir mi?”
“Anne ile evladı arasında bile olsa tek taraflı ilişki duygusal anlamda sağlıklı bir ilişki değil elbette. Bu ancak çocuğun ergenliğe eriştiği ardından yetişkinliğe geçtiği döneme kadar hoş görülebilir. Çünkü çocuk henüz kendine bakabilecek yaşa gelmemiştir ve anne onu çoğu zaman tek taraflı olsa da duygusal anlamda beslemek durumundadır. Elbette bebekliğinden itibaren annesinden sağlıklı sevgi alan her çocuk bunu annesine aktarabilir. Çünkü hep söylediğim gibi çocuk sevmeyi sevilerek öğrenir.”
Konuşmayı burada keseceğim. Detaylar kişiye özel çünkü. Ancak belirtmek istediğim danışanın annesi ile ilgili belirttiği tek taraflı ilişki gerçekten toplumuzda çok yaygın görülen bir durum. Anne olmak büyük lutüf ama unutulmamalı ki evlat olmak da bir insan için lutüf olmalı. İnsanın annesi ile bile olsa tek taraflı bir duygusal ilişki yürütmesi yani evladın hep verici olması ve annenin sırf anne ünvanı taşıdığı için hep bekleyen veya alan taraf olmasını hiçbir psikolojik yaklaşım sağlıklı bulmaz.
Ve muhteşem bir felsefeye sahip İslam dinimizin belirttiği gibi “Cennet Annelerin ayakları altındadır.” Ama bence kalbi evladına karşı sevgi ve şefkat dolu annelerin ayakları altındadır.
Sevgilerimle...

Sema Deniz / Öğretmen Anne

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol