Bu haber kez okundu.

Aile dinamikleri her zaman esastır!

Çocuklarına koçluk yaptığım ailelerin bazıları oldukça yakın dostlarım. Sürekli çocuklarının bazı davranışlarından ne kadar rahatsız olduklarından bahsediyorlar. Zaman zaman onların terimiyle terbiye vermek de zorlandıklarını, kimi zaman iletişimlerinin koptuğunu, kendilerine saygısız davrandıklarını anlatıyorlar.

İşte söze gerek bırakmayacak, aile çocuk ilişkisinde ailenin duruşunun çocuğa yansımaları...

Çocuklar doğduğu andan itibaren aileler olarak, onlar için gerekli olan en önemli şeylerin mutluluk, sevgi ve başarı kavramları olduğu öngörüsü ile başlarız ebeveynliğe...

Açıkça bu nedenle, çocuklarımızın, öz disiplin, olgunluk, motivasyon sahibi yetişkinler olmasını sağlayacak önemli şeyleri gözden kaçırmış oluruz.

Arkadaş ve aile ilişkilerinde, öfke, kaygı, stres, düşük özgüven, kronik ruhsal problemler, çocuğun hayatta acı çekmesine neden olur.

Ailenin, çocuğunun duygularını minimize etmesi ve hatta yok sayması; yaşadığı mutsuzluk, kızgınlık, korkusunu görmezden gelmesi ve hatta bu duyguları ile dalga geçmesi veya onun için hangi duygunun daha iyi olduğunu göstermesi, çocuğun ailesine olan sevgisini yitirmesine ve mümkün olabilecek koşulsuz sevginin anlamını geleceğine taşıyamamasına neden olacaktır. Yaşadığı duygularının yanlış olduğunu göstermek yerine bu duygularına sebep olan şeyleri anlamaya çalışmak ve hatta onu anlamaya çalışırken dinleme zarafetini gösterebilmek bile çocuğun bir adım ilerlemesini sağlayabilir.

Tutarsız kurallar, ailenin kendi beklentilerini çocuğuna net olarak ifade edememesi, çocuğun nasıl bir tavır sergilemesi gerektiği konusunda problem yaşamasına neden olacaktır. Gelecek yaşamında denge sağlama konusunda problem yaşama potansiyeli olabilir. Çocuğunun ailesine ve başkalarına kızgın ve kavgacı tavrından şikayet eden bir anne ya da baba olarak, acaba kendi ilişkilerimizdeki tutumlarımıza dönüp baktığımızda ne göreceğiz?

Çocuklarımızı arkadaş bilmek; onlarla kaygılarımızı ve problemlerimizi paylaşmak ve tavsiye almak, çocuğun ebeveynine eşit ve kendini ebeveynin üzerinde görmesini sağlayarak, küçük bir çocuğun alması gerekenden fazla yük almasına sebep olabilir. Duygularımızı çocuğumuza yük olmayacak şekilde paylaşmak ve kendi sorumluluklarımızla nasıl başa çıkabildiğimizi karşımıza çıkan engelleri nasıl aşabileceğimizi göstermek, çocuk için çok daha iyi bir senaryo oluşturmuş olur. Her gün nasıl çalıştığını ve onlar için ne kadar yorulduğundan şikayet eden ebeveynlerin ve hatta eşlerin birbirine karşı tutumlarında çocukları ortak etmiş olmaları, çocuklar üzerinde nasıl bir yansıması olacağına dair açık bir örnek.

Ebeveynler arasındaki iletişim şekli, çocuğun algısının, mevcut şekilde gelişmesini sağlayacaktır. Çocuk gözlemlediğini geliştirme eğiliminde olacaktır. İlişki de göreceği tehdit, dayak gibi durumlar çocuk da kronik kaygıyı geliştirmesine neden olabilir.

Ayrılma ve bağımsızlığı cezalandırma; Çocukları büyüdükleri zaman cezalandırırsak, kendi doğal gelişiminden dolayı kendilerini suçlu hissetmelerine neden olabiliriz. Bu durum derin bir güvensizlik, isyankarlık ve kendini bağımsız kılacak her türlü davranıştan vazgeçmesine yol açabilir. Bir gün bir öğrenci danışanım annesinin sesinin ona radyonun parazitli sesi gibi geldiğini söylemişti, hem çirkin hem işitilmeyen bir ses ve bu sesi duymamak için onun istediği gibi davranıyorum dedi...

Çocuğa bir uzantımız gibi davranmak; çocuğa kendi performansımız ve başarı ölçümüzün onun içinde doğru olduğu gibi bir görüntü vermeye çalışmak çocuğu kendisi olduğu için değil size benzediği için seviyor olduğumuz duygusunu geliştirmesine neden olabilir. Çocuğun başarısız olma endişesi nedeni ile adım atma konusunda problem yaşayabilir. Ülkemizdeki sınav sistemleri ve ailelerin beklentileri, çocukların aşırı stres altında olmaları bu duruma güzel bir örnek... Bir danışanım bana "annem babam doktor ben de doktor olmak zorundayım " gerçekten onun istediğinin bu olmadığını öğrendiğim de söylediği tek şey; "başka seçeneğim yok..."

Çocuğun ilişkisine karışmak; Çocuğun her ilişkisine karışmak, yönlendirici davranmak, onların olgunlaşmalarına engel olur (arkadaşları ile veya öğretmenleri ile ilişkilerde müdahale etmek) Kendi deneyimlerini yaşamalarına izin vermemiş oluruz. Eğer okuldaki problemlerini siz hallediyor ya da hangi arkadaşlarla olması gerektiğine karar veriyorsanız, çocuk büyüdüğünü hissedemeyecektir. İlişkilerini dengeleme konusunda nasıl bir çaba sarf etmesi gerektiğini bilemez.

Aşırı koruyucu olmak; eğer çocuğumuzun her problem ve duygusundan koruyorsak, çocuğu narsistlik seviyesine getirecek kadar yetki verme gücü, şişirilmiş benlik duygusunu yaratır. Bu çocukların, hayatın olduğundan daha kolay olduğunu düşünmelerine yol açabilir. Nasıl davranırlarsa davransınlar her istediklerinin olacağını düşünürler. Hak ettiklerini düşündükleri bir şeye sahip olamadıkları takdirde de kafaları karışır ve depresyona girebilirler.

Aile dinamikleri her zaman esastır, neyin doğru neyin yanlış olduğu konusunda hiçbir fikrim yok... Ama araştırmalar ışığında görünen bu...

Tülin Danışman, ACC, Sola Unitas Academy

Kaynak: blog.radikal.com.tr

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber