Bu haber kez okundu.

Sınıfta Mutlu Olan Çocuk Daha İyi Öğreniyor

Hepimiz “savaş ya da kaç” tepkisini duymuşuzdur. Bir şey ya da birisi tarafından tehdit edildiğimizde hayatta kalma moduna geçeriz. Ya kılıçlarımızı kuşanırız (metaforik olarak elbette) ya da tabanları yağlarız. Öğrenciler, aşırı fazla ödev ya da kafa karıştırıcı bir metin yüzünden ya da tahtaya çağrıldıklarında ve sorunun cevabını bilmediklerinde ya da başka bir öğrenci (ya da öğretmen!) ile karşı karşıya bırakıldıklarında ya da kendileriyle dalga geçildiğinde kendilerini tehdit edilmiş gibi hissederler ve genellikle hayatta kalma moduna geçerler. Böyle bir ortamda birinin bir şeyler öğrenmesi mümkün müdür sizce?

Bu üzerinde ciddi anlamda düşünmemiz gereken bir soru.

Öğretmenler olarak şunu çok iyi biliriz: Eğer öğrencilerin duygusal filtreleri ya da savunmaları aşırı açık ise, o zaman savaş ya da kaç tepkileri de “işleme” hazırdır. Defansif davranışlarla (içe dönük, öfkeli) dolu bir oda, öğretmek ve öğrenmek için oldukça üzücü ve verimsiz bir yerdir.

Şimdi bu durumu tersine çevirelim ve içindeki insanlarla ve diğer şeylerle ahenk içinde olduğumuz bir eğitim ortamında nasıl daha fazla öğrenebildiğimize bir bakalım. Ahenk içinde olmak demek, kendini güvende hissetmek, değer verildiğini hissetmek ve bir grubun – yani bir öğrenme topluluğu olan sınıfın – gerekli bir parçası olduğunu hissetmek demektir.

Kalbimiz ve Zihnimiz Senkronize Olursa…

Araştırmalar, beynin savaş ya da kaç tepkisinin karşıtı olarak neyi gösteriyor peki? Şunu gösteriyor: Kendimizi hiç tehdit ediliyor gibi hissetmezsek; savunmasız olma, yeni fikirlere ve başkalarının rehberliğine açık olma konusunda bir istek duyarız. İşte size ideal öğrenme senaryosu!

NeuroLeadership Enstitüsü‘nün kurucularından Dr. David Rock şöyle diyor:

“Kendini vererek bir şeyle uğraşmak; zor şeyler yapmak, risk almak, meseleler hakkında derin düşünmek ve yeni çözümler geliştirmek için istekli olma halidir. İlgi duyma, mutluluk, neşe ve tutku ise bu hale giriş duygularıdır. Bu hal, dopamin seviyelerini artırır ki bu da ilgi duymak ve öğrenmek için çok önemlidir.”

Ne yazık ki sınavlara verilen aşırı önem ve onlara aşırı odaklanma, pek çok okulu bütüncül çocuk (çocuğu bir bütün olarak gören) eğitim anlayışından tamamen uzaklaştırdı. Davetkar ve ilgi çekici bir sınıf ortamı yaratmayı ve sürdürmeyi sağlayan sosyal-duygusal ve davranışsal aktivitelere çok daha az zaman ayrılmaya başlandı. Ve öğrencilerin daha derin öğrenmeye geçebilmeleri için (onları düşünmek için gerçekten zorladığımız zamanlardan bahsediyorum) kendilerini teslim etmeleri gereken belli bir savunmasızlık halinde olmaları gerektiğini biliyoruz. İşte bu, isteklilik ile merakın büyülü bir karışımıdır. Peki onları bu noktaya nasıl getirebiliriz?

Dr. David Rock’a geri dönelim:

“Pozitif duygular deneyimleyen insanların, problem çözmeye çalışırken çok daha fazla sayıda fikri kavradıklarına dair elimizde giderek artan sayıda araştırma sonucu bulunuyor. Bu insanlar, daha fazla derinlemesine anlama gerektiren problem çözebilirken, daha iyi işbirliği yapıyor ve çoğunlukla genelden daha iyi performans gösteriyorlar.”


Bence Dr. Rock’ın ve diğerlerinin elde ettiği sonuçlar, bizim için harika bir haber. Demek ki öğrencileri problem çözme gibi yüksek bilişsel taleplerle zorlamadan önce savunmasız kalabilmeyi ve gerçek sorgulamayı davet eden güvenli ve ahenkli bir öğrenme ortamı yaratmalıyız. İşte böyle bir sınıf ortamı yaratabilmeniz için gerekli şartlardan birkaçı:

#1: Tüm Sene Boyunca Bir Topluluk Yarattığınızdan Emin Olun. Öğrencilerin kim olduklarını, fikirlerini ve düşüncelerini ifade etmelerine olanak sağlayan, ilişkiler kurduran ve işbirliği pratiği yaptıran stratejileri ve aktiviteleri derslerinize düzenli olarak dahil edin. Bu, sınıfınızda duygusal ve entelektüel güvenlik hissi sağlamanıza ve geliştirmenize yardımcı olacaktır.

#2: Grup Kurallarını Birlikte Tasarlayın. Hepimiz bir grup içinde çalışırken korku (ya da biraz endişe) hissederiz: Beni sevecekler mi? Benim katkılarımı değerli bulacaklar mı? Grup kurallarını yaratırken öğrencilerinde bir şeyler söylemesi çok önemli. Böylece kendilerini sınıfa bağlı hissederler ve kuralları sahiplenirler. Ayrıca kurallara bağlı kalma konusunda birbirlerini uyarırlar. “Her seferinde tek bir konuşmacı”, “Bütün fikirlere saygı gösterin”, “Bütün vücudunuzla dinleyin”, öğrencilerin işbirliği yapması için çok değerli kurallardır. Siz de öneriler de bulunun ancak kuralları kelimelere dökme konusundaki kararı onlara bırakın.

#3: Tartışılamazlarınız Olsun. Sınıf kuralları ve prosedürlerinin yanı sıra öğrenciler hemen yanı başlarında tartışılamayacak kurallar olduğunu da bilmeliler. Bunlar her öğretmene göre değişir elbette. Benim en büyük tartışılamaz kuralım, isim takmaktı. İsim takmak ve isimlerle dalga geçmek gibi şeyler bence bizim müdahale etmemiz gereken konular. Aksi halde çocuklar kendileri olmak konusunda asla güvende hissetmezler.

#4: Öğrencilerinizin Yaptıklarını Her Yere Asın. Bu çok basit ve kolay. Yazılar, şiirler ve projeler duvarlara hükmederse, öğrencilerde kendini sınıfa ait hissetme duygusu oluşur. Etraflarına bakıp kendi yazılarını ve düşüncelerini görürlerse, kesinlikle mağazadan alınmış bir postere baktıklarında hissettiklerinden çok daha iyi ve huzurlu hissedeceklerdir kendilerini. Yani, eğer bilgi içerikli posterlere ihtiyacınız varsa, satın almak yerine öğrencilerinizden yapmalarını isteyin.

EĞİTİMPEDİA

Kaynak: www.merakedencocuk.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber