Bu haber kez okundu.

Sadece dede elinde büyüyen anlıyor

Dedeler hayatlarımızda yeri bambaşka olan kimseler. Görmedik hiç birimiz onların gençliğinde yaptıkları çapkınlıkları. Bilmedik evlerine öfkeyle gelip masaya bir yumruk indirdiklerini. Ya da olmadık orada, anneannelerimizle ilk karşılaştıkları gün. Kısacık ömrümüzün yaşayan tarihi onlar aslında, “Ata” diyebileceğimiz en yakınımızdaki kişiler. Siz hiç dede elinde büyümek nedir bilir misiniz?

 

Anıları var onların bize anlatmak istediği, aktarmak için yanıp tutuştukları tecrübeleri var. Eskilerin adamı onlar, başka bir çağın aşığı, başka bir çağın delikanlısı, başka bir çağın çocuğu. Şimdilerde tonton yüzleriyle bize gülümseyişlerine iyice bakın, kıymetini bilin çünkü hayat çok kısa ve onlar için belki de artık her mevsim sonbahar. Bu listeyi bizi şımartan, sahip çıkan ve hep özleyen dedelerimiz için derledik. İşte size sadece dede elinde büyüyenlerin anlayabileceği 13 şey!

 

“BURALAR HEP DUTLUKTU”

 

Dede elinde büyüyenler genelde bulundukları coğrafyanın tarih öncesindeki bitki örtüsüne hakim olurlar. Çünkü dedelerin her zaman “Buralar dutluktu”, “Buralar zeytinlikti” gibi eskiye dair anlatımlarının ardı arkası kesilmez.

 

BALIN BADEMİN FAYDALARI

 

Dedelerin anlatımlarının bir başkta türü de gıdalar üzerinedir, yıllara dayanan tecrübeleriyle çerezden tutun, en bilinmedik otlara kadar her türlü gıdanın bin türlü faydasını ezbere bilir ve bu bilgiyi sizin aracılığınızla geleceğe aktarma konusunda da heveslidirler. Eğer bir şeyi yemeyi reddederseniz, dedeniz gerekirse oturur o gıdayı atomlarına ayırarak size külliyatını ve faydalarını anlatıp yedirir.

 

HAZRETLERDEN HİKAYELER

 

Dünyada ne kadar yaşamış evliya, derviş ve hazret varsa adeta hayat hikayeleri dedelerimizin hafızasına usb ile atılmış gibidir. Sırf dinleyip ibret alalım diye bıkmadan usanmadan anlatırlar. Yok filanca dervişin çektiği çile, yok filanca evliyanın verdiği hayat dersi. Ucu bucağı gelmez o hikayelerin.

 

HAYVAN BESLEMEK VE BİTKİ YETİŞTİRMEK

 

Dedelerin en önemli özellikleri de kendi başlarına bir tarım ve hayvancılık neferi olmalarıdır. Türlü çeşit bitkiyi nasıl yetiştireceklerine dair ansiklopedik bilgiye sahiptirler. Öyle ki iki saksı verseniz kendi serasını kuracak kadar da heveslidir bu işe. Aynı şekilde hangi hayvanın nasıl besleneceği ve bakımının nasıl yapılacağı yine dedelerin bonus özellikleri arasında yer alır.

 

HERKESİN ÇOCUKLUĞUNU BİLMEK

 

Dedelerin bir başka özelliği de bugün en son ne zaman genç gördüğümüzü hatırlamadığımız yüzlerce ünlünün çocukluklarını bilmeleridir. “Ben bunun çocukluğunu bilirim sümüklünün tekiydi!” der kimi zaman dedelerimiz, kimi zaman da “Bunun büyük adam olacağı belliydi zaten” diyerek zamanında yaptıkları doğru tespitleri paylaşırlar.

 

DUYGUSALLIK 

 

Belki gençliğinde hoyrat bir delikanlıydı, belki de orta yaşlarında asabi bir adamdı, kim bilir… Ama hepimiz onları aslında duygusal ve içli insanlar olarak biliriz. Neden? Çünkü bir kez torun sevgisi tadan her adam bir anda üstündeki o siniri, öfkeyi, sert mizacı bir kenara bırakıp “tonton” bir bey babaya dönüşür. Kimi zaman annanemize güzel şeyler söylerken duyarız onları, kimi zaman duygusal sahneler karşısında gözlerinden yaşlar süzülürken görürüz… Dede duygusallığı başkadır. Çöpçatan programlarındaki kişilerle bile empati kurup hallerine üzülebilecek kadar ince ruhludurlar.

 

GEZGİNLİK

 

Dedeler yaşlandıkça “Evliya çelebi” olma hevesi güderler. Gençliklerinde gezemediklerinden midir bilinmez, sürekli bir yerlere gidip görmek, yeni keşifler yapmak isterler. Sonbaharlarındaki hayatlarını aynı yere çakılı bir şekilde geçirmek istemezler belki. “Siz nasıl gençsiniz ah benim bacaklarım tutacaktı buradan Çin’e yürüyerek giderdim!” diyecek kadar istekli olurlar seyahat etmeye.

 

HASTALIK

 

Dedeler yaşlandıkça hastalık konusunda hassaslaşırlar. Gençliğinde kış günü atletle dağda bayırda odun kıran adam, birden bire fayans zemine çıplak ayakla basmamak için mücadele veren bir hale bürünür. O haliyle kendine her ne kadar özen gösterirse, torunları için de bir o kadar ters bir tutum içine girer. Anneanneniz “Yavrum belin açılmış, sokağa çıkma öyle” dese, dedeniz lafa girer “Bırak gezsin, genç onlar, onlara bir şey olmaz!” der. Hastalığı sadece kendisine bulaşabilen bir illet olarak gören dedelerimiz, o kadar özen göstermelerine rağmen illa hasta olur, sorana da “Yaşlılık işte…” deyip geçiştirirler.

 

YALNIZLIK KORKUSU

 

Dedelerimiz yaşları ilerledikçe yalnızlığa karşı da bir hassasiyet gösterirler. Evde tek başlarına oturmak bir süre sonra onların canını sıkar, bir başlarına bırakıldıkları hissiyatını yaratır ve moralleri bozulur. Akşam evde tek başına kalacak bir dedeye “Ben bu gece arkadaşlarda kalacağım” demek yürek ister. Yutkunur da bir şey diyemez adam “Senin dizi vardı ya bu akşam…” diyiverir, ya da “Bizim takımın maçını izlemeyecek misin?” diye oltasını atar umutsuzca.

 

ATASÖZLERİ

 

Dedelerimiz yaşları ilerledikçe mevcut atasözlerini de bir kenara bırakıp kendi atasözlerini de üretmeye başlarlar. Gelecek nesillere miras bırakmayı umdukları bu sözler genelde müstehcen olsa da yüzleri güldürür. Kimi zaman onların bu sözlerini kullanırken buluruz kendimizi de “O da ne demek?” diye soranlara “Atasözü” der, üstüne bir de inandırmaya çalışırız.

 

MEZAR SEÇİMİ

 

Dedelerimiz ne zaman sağlıkları bozulsa “Beni şuraya gömün” , “Yok beni buraya gömün” gibi yüreklerin dayanmadığı isteklerde bulunurlar. Bir nevi vasiyet olan bu sözleri her duyduğumuzda “Ağzından yel alsın dede” desek de “Hepimizin gideceği yer orası evladım…” der daha beter üzerler bizi. Her ne kadar bir ayağı mezarda bu söylemlerine rağmen, başımıza bir şey gelse bizi korumak için aslanlar gibi ayağa kalkar “Biz daha ölmedik” demesini de bilirler kurban olduklarımız.

 

ŞIMARTMAK

 

Dedeler torunlarını her zaman şımartırlar. Her ne kadar eli sıkı cimri dede modelleri de olsa genel olarak dedeler torunlarına her istediğini alan ve yapan karakterlerdir. Öyle ki annemizin, babamızın tepelerine çıkmayalım diye yapmadıkları şeyleri dedelerimiz hiç ikiletmeden yaparlar. Misal sırf özentilikten istediğimiz yeni model bir cep telefonunu, bizi terbiye etmek için almayan ebeveynlerimize inat edermişçesine dedemiz gider alır o telefonu, sonra da “Aman canım o benim torunuma hediyem” der çıkarlar işin içinden. Bu şekilde geçim kaynağı dedesi olan pek çok insan, daha da bir düşkün olur onlara.

 

VEDA

 

Zordur bir dedeye veda etmek. Sarılır sımsıkı “Seneye kim öle kim kala” der, zor bırakır bizi. Biz kendi dünyamıza dönüp sevgilimizle, bilgisayarlarımızla, arkadaşlarımızla ilgilenmek için can atarız onun içinde kopan fırtınaları fark etmeden. Bir kez sarıldı mı hissederiz onun üstümüzdeki hakimiyetini, değerlidir her zaman gönlümüzde, ama bilir miyiz kıymetini gerçekten? Halini hatrını sormaya üşenir miyiz? Orada duracağını mı sanırız hep bilinmez, ama hayat kısa. Dedelerimizin dediği gibi “Seneye kim öle kim kala” haydi bu Pazar dedelerinizi görmeye gidin. Orada değilse artık, anın onları çünkü sizin için de bir gün buralar hep dutluk olacak…

RADİKAL
BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber