Bu haber kez okundu.

Okulda başarı ve beslenme ilişkisi

 




Çocukluk yıllarıma baktığımda anne veya babamın bana bir kere “Yavrum haydi yemeğini ye! Ne olur şu tabağındaki yemeğini bitir.” şeklinde telkinlerde bulunduğunu hatırlamam. Fakat hatırladığım özellikle babamın maaş günlerinde fırına verilmiş bir tepsi sulu köftenin yer soframızdaki sinide yerini almasıdır. O bir tepsi sulu köfteye sofradaki herkesin kaşığı çatalı ahenkli bir şekilde gider gelirdi. Az sonra da yine tüm eller ellerinde mis gibi birer ekmek parçası tepside kalan yemeğin özünü bir güzel temizlerdi. Besmele ile başlanan yemek sofrasından “Elhamdülillah” diyerek kalkılırdı.

Haftanın birkaç akşamı da gürül gürül yanan sobanın üzerinde pişirilmiş kuru fasulye ve yanında bulgur pilavı yine yer sofrasındaki baş köşeye kurulurdu. Yer sofrasına büyükçe bir tabağa kuru fasulye bir diğer tabağa da bulgur pilavı konulurdu. Kuru fasulye yemeğinin olduğu sofralarda kuru soğan da olmazsa olmazlardandı. Mübarek yaz mevsiminde kurulmuş sapsarı biber turşusu ile içini çok sevdiğim karnı yarık gibi yarılıp içerisine türlü sebzelerin konulduğu patlıcan turşusu da vazgeçilmezlerimizdendi.

Sabah kahvaltılarında annemin çizme yeşil zeytinleri ile çuvallarda diri tuzlarla çeşitli işlemlerden geçirip hazırladığı siyah zeytinlerin tadına da doyum olmazdı. Abartmayayım fakat her sabah kahvaltısında yarım kilogramdan fazla zeytin tüketilirdi soframızda. Yumurta ise nerede ise her evin bahçesinde bulunan kümeslerden gelirdi soframıza. Mahallemizdeki bir çok komşumuzun kendi ihtiyacını karşılayacak tavuğu vardı.

Peyniri de unutmayayım, büyükbaş hayvanı olanlar peynirini kendi yapardı. Olmayanlar da ya kendisi süt alıp sütü kaynatır, ardından mayalar ve çendile asıp kendi yiyeceği peyniri üretirdi. Üretemeyenler de zaten ilçenin yakın köylerinden gelip yerleştiklerinden, köylerindeki yakınlarından temin ederlerdi.

Reçelleri saymaya başlarsam herhalde yazımın sonunu bulmam biraz zorlaşacak. O yüzden reçellere hiç girmeyelim. Kızılcık, vişne, şeftali, kayısı, çilek… say say bitmez.

Yazımızın başlığında “Okulda başarı ve beslenme ilişkisi” yer alıyor. Şimdi de yukarıdaki paragraflardaki bahse nasıl girdiğimizi açıklayayım. Evvelki sabah okulların da açılması etkisiyle TRT Haber kanalında bir diyetisyenle başlıktaki konu konuşuluyordu. Spiker anne-baba olarak ebeveynlerin çoğumuzun yaptığı gibi ellerinde bir kaşık yiyecek çocukların peşinden koşup zorla yemek yedirmeye çalıştığından bahsediyordu.

Diyetisyen hanım kahvaltı etmenin okul başarısını direk olarak etkilediğini söyledi. Verdiği kahvaltı menüsü de çok rahattı. Yumurta, beyaz peynir, domates, salatalık, zeytin, ekmek (Tam tahıllı buğday veya çavdar ekmeği.). Beyaz ekmek ve kepekli ekmekten çocukların uzak tutulmasını da sözlerine ekledi. Kahvaltıdaki yiyeceklerden alınan demirin emilimi için de mevsimine göre taze sıkılmış meyve suyunu ihmal etmeyin dedi. Yani sadece portakal suyu değil; duyduğumda biraz tuhaf olmama rağmen denenebilecek karpuz suyundan bile bahsetti.

Röportajda düzenli kahvaltı eden öğrencilerin daha başarılı olduğu ifade edildi. Doğru söze ne denir. Kahvaltı yapmak istemeyen gruptaki öğrencilere de alternatif kahvaltılar hazırlanabileceği belirtildi. Peynir, süt, simit… gibi. Bunun yanına okula giderken 5-6 fındık, ceviz gibi yiyeceklerin de omega yönünden zengin olması nedeni ile beyni çalıştırdığını ifade etti. Aslında hiç de zor değil. Çocuklar bu gruptaki yiyeceklere kolaylıkla alışabilirler.

Öğle yemeklerinde hamburger yerine yine alternatif olarak bizlerin karşı çıkmamıza rağmen et dürüm dönerin yenilebileceğini söyledi. Tabi et dürüm dönerin içerisine mayonez koydurmamak şartı ile.

Tüm bunlardan önemlisi olarak da anne-baba olarak ebeveynlerin “Rol Model” olarak kendilerinin sağlıklı beslenmesinin halkanın ilk zinciri olduğuna dikkat çekildi. Tespitlerde ben bir yanlışlık göremedim.

Toplumumuzda en sık görülen rahatsızlıkların başında demir eksikliğinin geldiği vurgulandı. Demir eksikliği de öğrencide öğrenme güçlüğüne yol açmaktadır. Demir eksikliğine yol açmamak için kırmızı et, pekmez, yeşil yapraklı sebzeler ve kuru meyveler yeteri kadar tüketilmelidir. O zaman ne yapmalı? Bir çok anne gibi elde bir kavanoz pekmez, diğer elde bir çorba kaşığı çocuğa ilâç gibi pekmez mi verilmelidir? Tabii ki hayır, öncelikle bir doktora görünüp çocuğumuzda demir eksikliği olup olmadığını kontrol ettirmeliyiz. Sonra da doktor tavsiyesine göre yukarıdaki besinleri kullanmalıyız.

Evet hepimizin de kabul ettiği gibi beslenme ve okul başarısı arasında çok sıkı bir ilişki vardır. Bu nedenle beslenmeye çok dikkat etmeli, beslenme alışkanlıklarımızı sağlıklı bir şekilde geliştirmeliyiz. Çünkü çocuklarımız da bizleri rol model alıp, ona göre beslenmektedir. Ben röportajdan hisseme düşeni aldım ve sizlerle de paylaştım. Hepinize sağlıklı ve başarılı günler diliyorum. (20.09.2013)

www.twitter.com/ekremaytar

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber