Bu haber kez okundu.

“Neden ders çalışmıyor?” Demeyin!

Okul başarısının mutluluğun garantisi olmadığını söyleyen NLP Öğrenci Koçu Oğuz Akyıldız, ebeveynler ve çocukları arasında yaşanan iletişimsizlik ve ders çalışmak istemeyen çocuklara nasıl yaklaşılması gerektiği hakkında anne ve babalara önerilerde bulunuyor.

Çocuklarının başarısıyla hava atmak isteyen aileler ya da sınav birincileri çıkartmak için çalışan okulların hedefleri bir yana, eğitim sürecinde hedefler çocuğun kişiliğine uygun olarak nasıl belirlenmeli konusunda her aile kafa yormalı… Çocukların yeteneklerini keşfetmeye, nasıl mutlu bir yaşama sahip olacaklarını bulmaya yönelik rehberlik yapıyor Oğuz Akyıldız. Para hedefi için eğitim ve iş seçmek yerine, öğrencilerin ilgi duydukları alanlara yönlendirilmesiyle zaten arzu ettikleri imkânları sağlayabileceklerini savunuyor.

 

Çocukluk yılları tüm yaşamın şekillendiği dönem. Bu dönemde çocukların doğru yönlendirilmesinin önemi hakkında ne söylemek istersiniz?

Aslında çocukların yönlendirilmeye ihtiyaçları yok, onların tek ihtiyaçları özgürce düşünmeye ve daha da önemlisi hissetmeye teşvik edilmeleri. Çocuklar kendilerini anlamayan büyüklerden sıkılmış durumdalar, sürekli eleştirilip yargılanıyorlar. Kimse dünyaya onların gözleriyle bakmaya çalışmıyor. Çocukları anlamak yetişkinlere zor geldiği gibi, ebeveynler çocuklarının kendilerine benzemesini istiyorlar. Ailelerin hedefleriyle yönlendirilen çocuklarsa gelecekte tatminsizlik ve mutsuzlukla karşılaşıyorlar, çünkü kendilerini -kendileri gibi- ifade ettikleri bir hayat yaşamadıklarının farkına varıyorlar. Bir öğrenci koçu olarak, çocukların ‘etkin’ yönlendirilmeye değil, ‘pasif’ liderliğe ihtiyaçları olduğunu söyleyebilirim. Bu da farkındalık çalışmalarıyla mümkün. Çocuğa ne yapması gerektiğini söylemekten ziyade, onun kendisi ve hayatıyla ilgili gerçeklerin farkına varmasını sağlamak gerekiyor. Aileler çocuklarına yardımcı olmak istiyorsa, öncelikle onları derinden anlamaya çaba sarf etmeli. Çocukları anlamadan yapmaya çalışacağımız her yardım onlara zarar verecektir.

 

Çocuklarıyla iletişim kura-mayan anne-babalara ne önerirsiniz?

Günümüz çocukları bizden oldukça farklı ve onların enerjilerini yakalamakta anne-babalar yetersiz kalabiliyor. Etkili iletişimde esas, çocuğun anlaşıldığını hissetmesini sağlamaktır; bunun yolu eleştiri, suçlama ve yargılamaları yok etmekten geçer. Çocuklarıyla etkili iletişim kurmaya çalışanlara üç adım öneririm.

 

1- KENDİNİZİ UNUTUN: Çocuğunuzla konuşmaya başlamadan evvel, tüm günlük dertlerinizi, endişelerinizi ya da tam tersi, mutluluklarınızı unutun. Gerekiyorsa görüşmeden önce sakin bir odaya girerek gözleriniz kapatın ve 5-6 dakika hiçbir şey düşünememeye çalışarak derin nefes alıp verin. Sadece günlük düşüncelerden kurtulmak da yeterli değil, sizi siz yapan tüm değer yargılarınızı, eğitiminizi, anne-babalık unvanınızı ve egonuzu görüşme öncesinde ve sırasında bir kenara koyun. 

 

2- KENDİNİZİ ONUN YERİNE KOYUN: Görüşme sırasında ‘çocuğunuz’ olun, hayata onun gözlükleriyle bakın, sizin gibi bir anne-babaya sahip olan bir çocuk olun. Onun yaşına gerileyin, kimliğine bürünün, isteklerine, hayallerini odaklanın, kısacası “O” olun. Onu dinlerken hissettiklerini yaşayarak dinleyin.

 

3- ANLADIĞINIZI HİSSETTİRİN: Çocuğunuzun sizin onu derinden anladığınızı hissetmesini sağlayın. Onaylama mimikleri kullanın, onun hem düşüncelerini hem de duygularını ona geri yansıtın. Basitçe bir ‘ayna’ olun, çocuğunuz size baktığında kendini görsün. Bu adımları uyguladığınızda size karşı çok daha açık olacağına şahit olacaksınız.

 

NEDEN ÇALIŞMAK İSTEMEZ?

Ders çalışmak istemeyen çocuğa anne ve babaların nasıl yaklaşması gerekiyor peki?

İlk yapılması gereken altında yatan nedenleri bulmaktır. Bu tespiti yapabilmek için yukarıda bahsettiğimiz gibi eleştirmeden anlamaya çalışmamız gerekiyor. Derslerin merak uyandırmayan şekilde sunulması çocukların sıkılmasına neden olan sebeplerden biri. Başarısızlık korkularını, varsa oluşturdukları olumsuz kalıpları kırmak önemli. Çocukluk yılları enerjimizin en fazla olduğu dönemler. Oyun ve eğlencenin çocuğa daha cazip gelmesi çok normal. Hatta sadece sınav başarısına odaklanmış çocukların daha fazla yardıma ihtiyacı var. Elbette bu, bütün gün arkadaşlarıyla vakit geçirsinler demek değil. Yaşadığımız hayatın şartlarına optimum şekilde uyum göstermek zorundayız. Onlara hayatlarını yönlendirme serüveninde hayallerinin heyecanını hissettirme, bu yönde sorumluluk alma ve irade kullanmayı öğretmeliyiz.

Ülkemizde anne-babalar çocuğun her türlü ihtiyacını karşılamaya o kadar alışmışlar ki bu ihtiyaçlar arasında çocuğun ne zaman ders yapması gerektiğini, hatta hangi eğitimi alması gerektiğini belirlemek de yer alıyor. Böyle olunca çocuk her şeyi ebeveynlere bırakıyor, hayatında her boşluğun onlar tarafından doldurulacağı güvencesiyle büyüyor. Annesi ne zaman ders çalışması gerektiğini söyleyeceği için de çocuk kendisi irade kullanarak ders çalışmaya yeltenmiyor.

 

DERSLER ARASINDA KAYBOLMASIN

Sınavlar, dersler arasında kaybolan çocukların anne ve babalarının daha fazla yardımına ihtiyacı olduğunu söylüyorsunuz... Bu çocuklarla nasıl çalışmalar yapıyorsunuz?

İşe öncelikle çocuğun kendini sevmesi, güvenmesi ve inanmasıyla başlamak gerekiyor. Karşımıza geçmişle ilgili temizlenmesi gereken pişmanlıklar, korkular, fobiler, takıntılar, inançsızlıklar gibi bazı prangalar çıkabiliyor. NLP teknikleriyle bunlardan özgürleşmeye niyet ediyoruz. Daha sonra çocuğun özgürce kendini ifade edebilmesine çalışıyoruz; Walt Disney modeli gibi yine NLP teknikleriyle çocuğu belki de hayatında ilk defa gerçek hayalleriyle buluşturuyoruz. Burada mevcut hayatla çelişen birçok farkındalık yaşanabiliyor. Tabii burada bizim işimizin zor kısmı devreye giriyor: Anne-babayı da bu konunun içine çekmek gerekiyor. Çünkü konumuz çocuk; onun mutlu olması, ebeveynlerin beklentilerinin tam olarak karşılanması değil. Bazen yetenekleri hobi olarak hayatın içine katıyoruz, bazen de meslek seçimine kadar büyük karar değişikliklerine gidebiliyoruz. Ama öğrenci koçları olarak bizler asla bir yönlendirmede bulunmuyoruz, çocuğun kendiyle ilgili farkındalıklar yaşamasına rehberlik ediyoruz.

 

OKULA GİDEN SİZ DEĞİLSİNİZ!

Okullu çocuğu olan anneler, (ki okullu çocuk deyince artık pekâlâ 3 yaş ve üstünü anlayabiliriz) ev, iş, çocuk üçgeninde yaşıyor sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz!

Okullu çocuk annesi; ev, iş, çocuk ve okul dörtgeninde yaşıyor, ne yazık ki…

Okullu çocuğu olan hangi anneyi görsem; okulla ilgili, çocuğun okuldaki durumuyla ilgili, sınavlarla ilgili, derslerle ilgili, ödevlerle ilgili bir şeylerin takibinde ve diline pelesenk ettiği tek konu da okul hayatı ve onun bitmek bilmeyen gereklilikleri…

Geçenlerde kızımın okulundan bir anne grubuyla okul dışında bir sosyal ortamda karşılaştım ve “Nasılsınız?” diyerek hal-hatır sordum. Hep bir ağızdan, “Ay nasıl olalım; sınavlardan bittik, ödevler çok fazla, proje teslim zamanı yaklaşıyor” diye başladılar anlatmaya…

Sevgili annelere hatırlatmak isterim ki, öğrenci olan çocuğunuz, siz değilsiniz! Yazık böyle, onca stresin ve sorumluluğunun yanında bir de sınavdı, ödevdi, dersti stresiyle yaşayan anneye… Hem inanın çocuğa da bir yararı yok! Olsa, okul sizin!

 

 

Hülya YILDIRIM

Anneoluncaanladim

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber