Bu haber kez okundu.

Günlerdir yaşadığımız stres, korku ve acı hepimizi allak bullak etti
 Günlerdir yaşadığımız stres, korku ve acı hepimizi allak bullak etti: Bir tarafta şehitlerimizin, bir tarafta ne yaptığının farkında olmadan hayatını kaybeden insanlarımızın, yaralılarımızın, diğer tarafta özellikle İstanbul ve Ankara’da ciddi travmalar yaşayan insanlarımızın acıları.

Bir psikolog olan ben, psikolojiden anlarım; siyasetten, ekonomiden, tarihten anlamam. Alanım ve ona yakın alanlar dışındaki konulara, ancak herkes kadar vakıfım. Bu yüzden de diğer konularda sağlıklı bir analiz yapamam, yazı yazamam. Bu yüzden, bu sıkıntılı günlere ilişkin paylaşmak istediklerim de temelde ruh sağlığımızla ilgili olacak.

Öncelikle hepimize; şehitleri, kayıpları için baş sağlığı, Allah’tan rahmet ve acıları için sabır diliyorum. Bu tip acıların tekrarlanmamasını can-ı gönülden istiyorum.

Psikolojik sağlığımızın bozulduğu bugünlerde, hepimizin ihtiyacı olan ilacın birlik ve beraberlik olduğunu düşünüyorum. Bu beraberliği sağlamak için de yanlışa yanlış diyebilmek gerektiğine inanıyorum. Geçmişte yaşanan “darbe”leri görenler de benim gibi “darbe” deneyimlemeyenler de bilir ki “darbeler topluma zarar verir”, “darbeler toplumu geriletir”, “darbeler, birkaç kuşakta uzun süren ruhsal sorunlara neden olur; kimlere ve neye yapıldığı önemli olmaksızın bu zararı herkes görür. Bu yüzden, hepimize, ayrıca geçmiş olsun diyorum.

Ne olursa olsun sevgiyi, olumlu düşünceyi, birliği ve hoşgörüyü kaybetmememizin son derece önemli olduğunu çok çok iyi biliyorum. Öyle ya da böyle her kitle hareketinde istenmeyen olaylar yaşandığını ve bunun o esnada, oradaki insanların psikolojilerine bağlı olarak ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğunu biliyorum. Her bireyin, tüm olumlu taraflarının yanında doğduğu andan itibaren bir “yok etme” içgüdüsüne sahip olduğunu, bir mutasyon gerçekleşmediği sürece de bu içgüdünün ömür boyu devam ettiğini biliyorum. Bunun yanında her kitle hareketinde provokatörler olacağını biliyorum. Diğer taraftan provokasyona kapılıp kutuplaşmanın bizlerin ne psikolojik sağlığına ne de bu ülkenin ve çocuklarımızın geleceğine iyi gelmeyeceğini de çok iyi biliyorum.

Fanatik düşünce -hangi görüşten olursa olsun- ki bunu psikopatolojik, yani ruhsal bir sorun olarak değerlendirirsek tüm dünya toplumlarında % 5 civarındadır. Yaklaşık 7 milyar dünya nüfusunda, ruhsal sorun yaşayan yaklaşık 5 yüz milyon insan vardır. Bunların da bir kısmı fanatik düşünce ve değerlere sahip, “başkasınınki tamamen yok olsun, sadece benim fikrim ve değerim egemen olsun” diye düşünenlerden oluşur. Teknik bir deyişle normal dağılım dediğimiz, ortalama sınırlarda ruh sağlığına sahip insanların dışında kalan % 5. Bu kadarcık bir kitlenin % 95’lik bir kitleyi provoke etmesine ve bütünlüğünü bozmasına izin vermemek için önce bu bilgiye sahip olmalı, daha sonra da sağduyulu olmalıyız. Mutlaka ve mutlaka sağduyumuzu korumalıyız. Sağduyudan vazgeçmemeliyiz. Hangi görüşten olursa olsun fanatiklerin, toplumumuzun büyük çoğunluğunu oluşturduğunu asla düşünmemek gerekir, aksine çok küçük bir azınlıktan oluşurlar ve her toplumda da böyledir. Sonuç olarak fanatik bir azınlığın dışında kalanlar, yani % 95'lik kesim kendi içinde, ciddi bir şekilde ayrışmadığı sürece o fanatik azınlığın söylemleri her zaman söylem olarak kalır. Bu yüzden birlik olmaktan korkmayalım, haksızlığa savunan kendi görüşümüzden olmasa bile birlik olmaktan… En azından buna çabalamaktan.

Bu durumda “hasta toplum” tabirine de temel hatlarıyla inanmadığımı da belirtmek istiyorum. Biz sağlıksız, hasta bir toplum değiliz, diğer bazı toplumlara göre her kesimden insanın geçmişte hafif ya da ciddi travmalar yaşadığı bir toplumuz.

Bir ülkenin birliğinin, ister psikolojik açıdan olsun isterse fiili açıdan, zarar görmesi kendini herhangi bir inanca, değere, fikre vb. bağlı gören herkes için bir tehlikedir. Kısaca, hepimiz için bir tehlikedir! Darbeler kötüyse kötüdür, zararı o toplumun her kesimi göreceği için kime ve neye karşı yapıldığının bence bir önemi yoktur.

Bir psikolog olarak benim ortak paydam “insan”dır. Günlük yaşamımda, hiçbir ayrım ya da sınıflama yapmamaya çalıştığım “insan” adı verilen varlıktır. Haksızlığa uğrayan herkesin durumuna üzülürüm, empati yaparım; zaman zaman kimilerine sempati ya da antipati de duyarım. Ama “benim gibi düşünmeyen yok olsun” şeklindeki fanatik bir düşünceye hiç sahip olmadım. Ne olursa olsun, bu zor günlerde ise hepimizin ortak paydasının “insan” olmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Son olarak hepimize; şehitlerimize, varsa yakınlarımızın kaybı için baş sağlığı, Allah’tan rahmet ve acıları için sabır dileklerimi yinelemek istiyorum.

Not: Yaşanan ve kaçınılmaz olarak bir süre daha izleri devam edecek, hatta artış gösterebilecek travmaların ortaya çıkardığı sorunlar için de ruh sağlığı uzmanlarından destek almaktan çekinilmemesinin; özellikle, varsa, çocuklarınızın yaşadığı travmalar konusunda gecikmeden bilgi sahip olunması ve gerektiğinde mutlaka destek alınmasının önemini hatırlatmak istiyorum.

Kaynak: 

Uzm. Psk. M Evren Hoşrik


BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber