Bu haber kez okundu.

Çocukların on/off düğmesi yok!

Çocukların on/off düğmesi yok!

Çocuklarına söz geçiremeyen anne-babaların çoğu, “Dayak cennetten çıkmıştır”, “Kızını dövmeyen dizini döver” şeklindeki atasözlerini emir telakki ederek onları ‘şiddet’le terbiye etmeye çalışır. Oysa asıl disiplin “Ağaç yaşken eğilir” atasözünde gizli…

sabah her zamanki gibi minik kızını anaokuluna götürmek için yola çıkmıştı. Trafikte ilerlerken kaldırımda bir annenin 3-4 yaşlarındaki oğlunu evire çevire dövdüğünü görünce ne yapacağını şaşırdı. Adeta tepesinden kaynar sular dökülüyordu. Ani bir kararla aracını sağa çekip durdu. Koşar adım kadının yanına gitti ve “Ne yapıyorsunuz siz? Ben de anneyim, lütfen vurmayın içim acıyor…” derken orta yaşlı kadın, çocuğunu pataklamayı bırakıp kendisinden oldukça genç olan anneye şaşkın şaşkın baktı. Bu sırada küçük çocuk, sinirli bir şekilde yabancı kadına tekme atmaya yeltendi. Annesi ise çaresiz bir ifadeyle, “Şuna baksanıza. Çok arsız. Elimi bırakıp yola atladı. Hiç sözümü dinlemiyor. Az daha araba çarpacaktı. Dövmekten başka çarem yok ki…” diyebildi. Annesi konuşurken çocuk, genç kadına kızmaya devam ediyordu: “Seni döveceğim, git buradan!..”

Hemen hepimiz yolda, markette, otobüste ya da alışveriş merkezinde buna benzer hadiselerle karşılaşıyoruz. Tablo üç aşağı beş yukarı aynı: Anne, sözünü dinlemeyen evladını önce susturmaya çalışır, ardından yapmasını istemediği hareketi bırakmasını ister, çocuk davranışında ısrar ederse tokadı yer. Tokat kimi zaman öyle çığırından çıkar ki, anne gözü dönmüş bir şekilde dayak atmaya başlar. Çocuk bir süre ağlayıp susar, ancak çoğunlukla inadından vazgeçmez. İlk fırsatta yine söz dinlemez. Böyle çocukları halk arasında ‘dayak arsızı’ olarak tanımlıyoruz. Peki çocuklar neden söz dinlemez ya da anne-babalar çocuklarına söz geçiremez?

Sorumuzu yönelttiğimiz psikolog Bilge Akgül, çocukların yetişkinlerin ağzından çıkan sözcüklere göre hareket eden robotlar olmadığını ifade ederken, onlardan sürekli söz dinlemelerini beklemenin yanlışlığına dikkat çekiyor. Akgül’e göre çocukların istek, merak, hareket etme ve ilgi görme ihtiyacı var. Bunlar, yetişkinin meşgul ve planlı yaşamında işlerin yolunda gitmemesine sebep olan bir engel haline dönüşebilir. Anne-baba hem evladı hem de kendisi için birçok detayı planlar (kalkma-yatma saati, öğünlerde yenecekler, vs.). Ancak “Eller yıkanmalı, kirli kıyafetlerle dolaşmamalı, evde koşmamalı, elle bir şey yememeli, yalan söylememeli, oyuncaklar paylaşılmalı, ödevler saatinde yapılmalı, kardeşle iyi geçinilmeli…” gibi bol miktarda beklentiyi karşılamak bir çocuk için oldukça zorlayıcıdır. Bu sebeple çocuk-ebeveyn arasında çatışmalar yaşanır. Ebeveynin beklentilerine göre davranamayan çocuk ise ‘söz dinlemeyen çocuk’ etiketini alır. Oysa küçükleri, yetişkinin beklentilerine uygun davranmaya ikna etmenin tek yolu, onlara bir şeyleri emretmek değil, söylemekten geçiyor.

Erken çocukluk döneminden itibaren her çocuğun ‘ihtiyacına uygun disiplin anlayışı’ ile hareket etmek büyük önem taşıyor. Akgül, çocukların başlıca ihtiyaçlarını; güven, koşulsuz kabul, tutarlı ve kararlı yaklaşım, başarabildiğini görebilme, ihtiyaç duyulan zamanı verebilme ve ondan yapılabilecek davranışları bekleme şeklinde sıralıyor.

Güven verilebilmesi için; çocuğun zorlandığı bir davranışı değiştirebileceğine en önce anne-babanın inanması gerekiyor. Çünkü “Bir şey düzelmez” düşüncesiyle biçimlenen tutumlarla istenen davranış oluşturulamıyor. Koşulsuz kabulde; çocuk, ne yaparsa yapsın her yönüyle kabul görme ve sevilme ihtiyacının karşılanması lüzum arz ediyor. Aksi takdirde çocuk, umursamaz tavırlar sergiliyor. Tutarlı ve kararlı yaklaşımdaki maksat da her gün aynı beklenti içinde olmak. Yani ebeveyn, çocuğun bir gün dişini fırçalamamasına önemli bir şey değilmiş gibi yaklaşıp ertesi gün unutmamasını beklerse davranış değişikliği oluşturulamıyor.

Çocuğa başarabildiğini hissettirmek, terbiye sürecinin vazgeçilmezi. Küçük çabaları fark etmek ve bunu çocuğa ifade etmek çok önemli. Çünkü ne yaparsa yapsın yeterli olmadığını hisseden bir çocuk, değişim için çaba göstermiyor. Çocuğa ihtiyaç duyduğu zamanı verebilmek de lazım. Kısa sürede her beklentiye uyum sağlanmasını beklemek, anne-baba ile çocuk arasında çatışmaların artmasına sebep oluyor. Belki de bu yüzden en kilit maddelerden biri de çocuktan yapabileceği davranışları beklemek. Çocuk, yaşına ve yeteneklerine uygun olmayan beklentiyi başaramayacağı için, her anne-babanın, çocuğun içinde bulunduğu yaş özellikleri hakkında bilgi sahibi olması gerek. Örneğin okulöncesindeki bir çocuğa “Odanı topla” demenin bir anlamı yok. O yaşta bir çocuk daha detaylı bir tarifi anlayabilir ve uygulayabilir. Yani “Yerde duran oyuncaklarını oyuncak kutusuna koymalısın.” demek daha yerinde bir beklenti.

TUTARSIZ DAVRANIŞLARA DİKKAT!

Çocuğun terbiyesinde anne-babaların tutarlı ve kararlı yaklaşımı büyük önem taşıyor. Bilge Akgül’e göre, ebeveynin tutarsız davranışları veya kural koymayan yaklaşımı, çocuğun disiplinsizlikte çığırından çıkmasına yol açabiliyor. Çoğu zaman evladının her istediğini yerine getiren ebeveyn, bu isteklerden bunaldığında şiddete başvurabiliyor. Sonra bu davranışından pişmanlık duyarak yine çocuğun istediği şeyi yapabiliyor. Böylece çocuk, her koşulda istediğini elde etmek için ısrarcı davranmayı alışkanlık haline getiriyor. Yani sınırlar iyi çizilmediği için nerede duracağını bilemiyor. Akgül’e göre buradaki ilk hata, her koşulda çocuğu mutlu etme çabası içinde olmak, diğeri şiddet uygulamak. Halbuki uygun olmayan bir isteğe daha baştan “Hayır” demek, daha doğru bir davranış. Birçok anne-baba, çocuğu inatçı olduğu için söz dinlemediğini düşünüyor. Oysa bu yanlış bir kanı. Psikolog Akgül, “Normal gelişim içinde olağan kabul edilen inatçılığın dışındaki inatçılık, anne-babanın yanlış tutumlarıyla oluşur. 

Çocukla inatlaşmak inatçılığın kalıcı olmasına yol açar.” görüşünde. Akgül’e göre 2 yaş civarındaki inatçılıkla baş etmenin en iyi yolu, çocuğun dikkatini farklı bir yere çekmek. İleriki yaşlarda ise bazen çocukla uzlaşmaya gitmek, onun isteğini duymak, bazen de her iki taraf için de kabul edilebilir bir çözüm bulmak işe yarayabiliyor. Ayrıca ebeveynin, çocuğun istekleri karşısında her zaman aynı tepkiyi vermesi ve sabırlı olması gerekiyor. Çünkü ebeveyn bir yerde vazgeçerse, yani çocuğun ısrarı karşısında pes ederse bu kez daha şiddetli bir ısrarla karşı karşıya kalıyor.

DAYAK ASLA ÇÖZÜM DEĞİL!

Çocuğuna söz geçiremediği için fiziksel şiddete başvuran pek çok ebeveyn var. Peki bu çözüm mü? Hem anne-babaya sonrasında suçluluk duygusu hissettiren hem de çocuğu rencide eden bu sağlıksız sürecin geri dönüşü yok mu? Akgül’e göre dayak kesinlikle çözüm değil. Ebeveyn baş edemediği davranış karşısında dayak atmaya alışmış olsa da bu davranıştan elbette geri dönebilir. Bunun için önce karar vermek, sonrasında çocuk eğitimi konusunda bilgilenmek şart. Hatta bir uzman desteği bile gerekebilir. Çünkü, bu tabloyu değiştirmeye karar veren ebeveyn, ne kadar iyi niyetli olsa da başka türlü iletişim bilmeyen çocuk, benzer davranışlarını yineleyebilir. Hal böyle olunca anne-baba, nerede hata yaptığına ve nereden başlaması gerektiğine tek başına karar vermede zorlanabilir.

Uzman pedagog Sevil Yavuz da disiplinin erken çocukluk döneminden itibaren verilmesi gerektiği kanaatinde. Yavuz’a göre çocuğu yanlış davranışında uyarmak ve davranışlarının sonucunu yaşamasına izin vermek gerekiyor. Örneğin çocuğunuzdan oyuncaklarını toplamasını istediğinizde, karşı gelirse siz de toplamayın. Ona, “Oyuncaklarını toplamazsan odanda adım atacağın yer kalmaz, düşebilirsin.” deyin. Böylece evladınızın, oyuncakları toplamamasının sonucunu yaşamasını sağlarsınız.

Ezcümle ruhsal ve duygusal yönden dengeli nesiller yetiştirmede, “Ağaç yaşken eğilir” atasözünün disiplinin temeli olduğunu anlıyoruz. Küçükken aşılanmayan fidanlar, büyüdüğünde ne yazık ki beklenen meyveyi veremiyor.

 

 

 

 

 




anneler cafesi
BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber