Bu haber kez okundu.

Çocuklarda uyum ve davranış bozuklukları

Aile ve yakın çevreye büyük görev düşüyor

Organizmadaki genetik, yapısal ve biyokimyasal özellikler, mizaç özellikleri, beyin gibi etkenler ile organizma dışındaki çevresel etkenler; örneğin, anne baba ve yakın çevre ile kurulan ilişkiler, yaşam deneyimleri, dış dünyanın ödülleri ve tehditleri de çocuğun davranışlarının nasıl olacağını belirler. Davranışları bu etkenler ışığında şekillenen çocuk, yaşantısı boyunca çevresindeki dış dünyayla sürekli bir etkileşim içindedir. Bu etkileşimin sağlıklı ve dengeli olmasına "uyum" denir. Yani; çocuğun uyum içinde olması; bütün bu ilişki ağı içinde; kendi kendine yetebilmesi, ruhsal ve bedensel bütünlüğünü koruyabilmesi, dış dünyayla tutarlı bir ilişki kurabilme becerisi demektir. Doğal olarak; ruhsal bütünlüğün korunamadığı ve çevrenin beklentileri ile tutarlı bir ilişkiye girilemediği noktada uyumsuzluk başlar. Bu noktadan bakıldığında; “davranış bozukluğu” ve “uyum bozukluğu” terimlerinin aslında benzer durumlara işaret ettiği de anlaşılır. Çocuk, günlük yaşamın gereklerine ve çevresinin beklentilerine uyumda zorlanacak, bu zorlanma da çeşitli davranış sorunları olarak çevreye yansıyacaktır.

 

Hangi davranışlar, ne zaman problem olarak görülmeli

Bu konuda, herkesçe kabul edilen ahlaki, etik normlar vardır elbette. Örneğin; para çalma davranışı hemen her kültürde yüz kızartıcı bir kabahat olarak kabul edilir. Ancak, çocuğun yaşı küçük ise (örneğin 5 yaşın altında ise) veya (antisosyal alt kültürlerde olduğu gibi) arkadaş ortamında kanıksanabilen bir davranış ise; görmezden bile gelinebilir. Çocuğun sokaktan eve bir küfür öğrenerek gelmesi bazı ebeveynleri çileden çıkarır, bazı ebeveynler için eğlendirici dahi olabilir. Burada, çevredekilerin çocuğu ve onun sergilediği davranışı nasıl algıladıkları da belirleyici etkendir. Sonuç olarak; çocuğun gösterdiği davranışın uyumsuzluk olarak değerlendirilmesi mutlak standartlara bağlı değildir.

 

Herkesçe kabul edilen evrensel etik değerler yanında; çocuğun gelişim düzeyi, anne babasının çocuğa bakış açısı ve o davranışı algılama biçimi, çocuğa ait özellikler, yaşanılan kültür ve dönem özellikleri de; davranışı “bozukluk” olarak damgalayan unsurlardır. Böyle düşünüldüğünde pek çok davranış, çocuğun bakımından sorumlu kişilerce problem olarak değerlendirilebilir. Çocuğun farklı yaşlarda sergileyebileceği parmak emme, tırnak yeme, yalnız yatmama, uyku bozuklukları, mastürbasyon, içe kapanma, inatçılık, saldırganlık, öfke patlaması, yalan söyleme, para çalma, altını ıslatma, eve geç gelme gibi pek çok davranış, yakın çevresi tarafından problem olarak görülebilir.

Çocuğun davranışı kadar, çevrenin verdiği tepki de önemli

Üstünkörü yaklaşmayın

Sergilenen davranışın altında yatan düşünce ve duyguyu anlayamadan sadece davranışa odaklanmak, olayı çocuk açısından da değerlendirmemek, yalnızca çocuğa kızgınlık duyulmasına neden olur. Örneğin; geç saatlerde eve gelen bir ergen; arkadaş grubunun ısrarını kıramadığı için gecikmiş olabilir, anne babanın koyduğu sınırları zorlayarak bireyselleşmeye başladığını kanıtlamaya çalışıyor olabilir, dışarı çıkma iznini çoğaltmak için anne babayla tartışmaya girmeyi hedefliyor olabilir. “Neredeydin” diyerek hesap sormak ve ayrıntıya bakmadan yasaklar koymak üstünkörü bir yaklaşım olur ve aileyi sağlıklı çözümden uzaklaştırır.

 

Tepkisinin nedenini anlamaya çalışın

Çocuk; çevresindekilerin davranışlarına tepki olarak, kendisine bir ayrıcalık sağlama amacı ile, çeşitli baskılardan kurtulmak için vb birçok nedenle normal dışı bir davranış sergileyebilir. Aslında, kendi ruhsal bütünlüğünü korumak için bunu yapmaktadır. Hatta çocuk, bazı davranışları ile, kendisi açısından ciddi bir sıkıntının sinyalini veriyor olabilir. Ani öfke patlamalarının altından bazen bir depresyon, bazen bir zeka problemi, hatta bazen bir hipertiroidi (tiroid bezinin aşırı çalışması) bile çıkabilir.

 

Kendi seviyenizde düşünüp, davranmasını beklemeyin

Çocuk, belirli gelişim basamaklarını geçerek olgunlaşır. Anne babasının yaşam deneyimine, yargılama becerisine ve içgörüsüne henüz sahip olmayabilir. Buna rağmen anne babalar, çocuklarının kendilerinin seviyesinde düşünmesini ve davranmasını beklerler ki, çocuk eğitiminde en sık yapılan hatadır bu. Örneğin; bir çocuk, anne babasının yaklaşımından çekindiği için veya sorumluluktan geçici olarak kurtulmak için, dersleri konusunda yalanlar söyleyebilir. Oysa, anne baba kendi tutumlarını fark etmeden çocuğun yalan söylemesine takılabilirler.

 

Koşullar gözardı etmeyin

Sorun oluşturabilecek bir davranış ortaya çıktığında; çocuğu bu duruma iten koşullar değerlendirilmeden, örneğin; anne baba kendi davranışlarını ve çocuğun özel durumlarını hesaba katmadan, duygusal tepkilerle yaklaşılmamalıdır. Çocuk için travma anlamına gelebilecek ebeveyn geçimsizliği veya boşanması, aile içinde kayıp, hastalıklar, kazalar, göç, sınıfta kalma vb birçok durum, savunma mekanizmalarını zayıflatır ve çocuğu her türlü davranış bozukluğuna yatkın hale getirebilir.

 

Rencide edecek tavırlardan kaçının

Davranışı ne olursa olsun; utandırmak, suçluluk duyurmak, başkalarının önünde rencide etmek, baskıcı önlemler almak gibi olumsuz yaklaşımlar çocuğu anlamaya çalışmadan mahkum etmek anlamına gelir. Ebeveyn ile çocuk arasında negatif, kışkırtıcı bir ilişki stili var ise ve bazen şiddete de başvuruluyorsa; çocuk da şiddeti öğrenecek, gücünün yettiğine uygulayacaktır.

 

Yanlışı onaylamayın ama ılımlı olun

Çocuğa olumlu yaklaşmak, davranışını onaylamak anlamına gelmez. Problemli davranışı görmezden gelmek, arka çıkmak, uygunsuz karşılıklar vermek de iyi bir yanıt olmayabilir. Çocuktan çekinmeden ancak onun kişiliğini de ezmeden, yapılan yanlışın onaylanmadığını anlatmak zor değildir.

 

İşbirliğine gidin

Öncelikle çocuğun yakın çevresi (anne, baba, öğretmen vs) davranış sorunlarının nedenlerini anlama konusunda işbirliği yapmalı, gereken düzenlemeler yapılmalıdır. Gerektiği zaman, çocukla da işbirliğine girilerek; yaptığının uygunsuzluğu olumlu bir dilde anlatılır veya hissettirilir, bazı düzenlemeler çocukla birlikte yapılabilir. Örneğin, evden para almayı alışkanlık haline getiren bir çocuğu, bu davranışla itham etmek yerine, günlük harçlığını düzenlemek, masraflarını birlikte planlamak ve sorumluluğu ile baş başa bırakmak, sorunu kökten çözüm getirebilir. Davranış bozukluğunun niteliği ne olursa olsun; olumsuz davranışlar sergileyerek çocukla iletişim kanalları kapatılmamalı, davranışın altında yatan duygular ve koşullar araştırılmalı, çocukla da işbirliği yapılarak bütün olumsuzluklar yok edilmeye çalışılmalı, ileri derecede sorunlu olgularda da profesyonel yardım almaktan çekinilmemelidir.

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber