Bu haber kez okundu.

Çocuk suçluluğunda ailenin rolü

Geçirilmesi zorunlu olan çocukluk sürecinde çocuğa yardımcı olan ve bu süreci kolaylaştıran aile, oyun grubu, okul, arkadaş grubu ve kitle iletişim araçları gibi ajanlar vardır. Bu ajanlar içinde en önemli rolü aile, özelliklede hayatın ilk aşamalarında anne oynar. Anne, çocuğun anne rahmine düşmesinden itibaren çocuğa en yakın olan kişidir. Çocuk doğduktan sonra da uzun bir dönem anne ve çocuğun ilişkisi birebirdir. Bu da annenin sosyalizasyondaki rolünü önemli hale getirmektedir.

 

Çocuk ve Aile

 

Çocukluk döneminin tam olarak hangi yaş dönemine karşılık geldiği ile ilgili evrensel bir kabul bulunmamakta. Eğitimciler, sağlıkçılar, hukukçular farklı farklı dönemleri çocukluk olarak tanımlamaktadırlar. Bu dönemler ülkeler arasında da farklılık göstermektedir. Çocuk haklarına dair sözleşmenin 1. maddesi 18 yaşına kadar her insanın çocuk sayılacağı ifadesi ile başlar. Medeni kanunun 11/1 maddesinde rüşt yaşı 18 olarak belirlenmiştir. (Çevik, 1997:43-44) Bu kabullere göre, 18 yaşın altındakileri çocuk olarak kabul edebiliriz.

 

Savunmasız bir varlık olarak dünyaya gelen insan yavrusu, başta annesi olmak üzere aile fertleri tarafından korunup kollanmaya başlanır ve sosyal bir varlık olmaya başlar. Çocuğun normal bir gelişim gösterebilmesi için fiziksel, sosyal ve psikolojik olmak üzere temel ihtiyaçları vardır. Bu temel ihtiyaçlar ne kadar zamanda ve yeterli miktarda karşılanırsa, çocuk, o derece sağlıklı olur. Çocuğun psikolojik ve sosyal ihtiyaçlarının karşılanması, büyüme ve kişilik gelişimi ile yakıdan ilgilidir.

 

Çocuğun beden ve ruhsal özelliklerinin bir araya gelmesinden meydana gelen kişiliği çocuk, organik ve sosyal faktörlerin etkisi ile kazanır. Kişilik gelişiminde psikolojik ve sosyal ihtiyaçların rolü ön plandadır.

 

Yeni doğan bir bebeğin fiziksel ihtiyaçları ön planda kabul edilse dahi, bütün duygularının etkin olduğu bilinmektedir. Çocuğun ilk temel ihtiyacı sevme ve sevilmedir. Sevgiden yoksun bir çocuğun güven içinde büyümesi mümkün olmayacağına göre, fiziksel gelişiminin de sağlıklı olması beklenemez. Çünkü bütün ihtiyaçların temelinde sevgi vardır. Bu ihtiyacı en iyi sağlayacak olan da hiç kuşkusuz aile, özelliklede annedir.

 

Anne, baba çocuğun önünde her şeyden önce bir modeldir. Bu sebeple "anne ve baba, soyut düzeyde uyarı yerine, somut düzeyde eylemi temel almalıdırlar"  (Yavuzer,1994:69). Aile çocuk için, adeta insan ilişkilerinin sergilendiği bir sahnedir. Bu sahnede çocuk, insan ilişkilerini bütün karmaşıklığı içinde gözlemler ve yaşar. Bu süreçte uzlaşma, anlaşma, bağlılık, işbirliği, olumlu düşünme ve yaşama gibi olumlu nitelikleri; anlaşmazlık, çekişme, çatışma, olumsuz düşünme ve yaşama gibi olumsuz nitelikleri ve tutumları kendi ailesinde kazanır. Aile bireylerinin olumlu ve olumsuz özelliklerini özdeşim yoluyla kendisine mal eder.

 

Gözlem konusunda uzman olan çocuk, anne babasının birbirleri ile, kendisi ve kardeşleri ile ilişkisini gözleyip değerlendirir, sonuçlar çıkarır ve tepkiler gösterir. Yani aile içi ilişkilerin temelini, anne babanın birbirlerine karşı tutumu belirler demek mümkündür. Çünkü okul öncesi dönemde çocuk özellikle anne babanın etkisi altındadır ve onları taklit eder.Bu dönen çocukta taklit eğiliminin en yüksek olduğu dönemdir.

 

Suçlu çocuklarda zeka, kişilik ve yakın çevre özelliklerinin incelendiği 214 tutuklu genç üzerinde yapılan araştırmanın bulgularına bakıldığında, aile bireylerinin öneminin ortaya ciddi bir şekilde konulmuş olduğu görülecektir. Araştırma sonuçlarına göre, suçlu gençlerin birinci derece aile bireyleri arasında önceden hüküm giymişlerin oranının %54  (Yavuzer, 1981:95) olduğu görülmektedir. Burada sadece öğrenilmiş davranış olarak suçu göstermenin yanlış olduğunu da belirtmek gerekir. Öğrenilmiş davranış kadar, aile ortamında suçlu davranışa alışma, ailenin etiketlenmesi; suçlu bireyle yaşamaya alışma ve suç işlenmesini kabullenmenin rolünü de küçümsememek gerekir.Kısaca çocuğun sağlıklı birey olarak yetişmesinde ailenin öneminin küçümsenemeyecek boyutta olduğunu söylemek mümkün. Çocuğun içinde doğduğu ve yetiştiği aile yapısı, ailenin genişliği, ailenin sosyo kültürel ve ekonomik düzeyi, ailenin fiziki ortamı vb. çocuğun ilk sosyal deneyimlerini, dolayısıyla ile de duygusal ve sosyal gelişmesini ve uyumunu etkileyecektir. (Yavuzer, 1972:105)

 

Sağlıklı bir aile çocuğa güven duygusu kazandırmalı, sağlıklı sosyalizasyon vasıtasıyla toplumda kabul görmesi için rehberlik hizmeti sunmalı ve çocuğun okul hayatında ve daha sonraki hayatında başarılı olabilmesi için yeteneklerine uygun arzularının gelişimine yardımcı olacak öncü çalışmalarda bulunmalıdır.

 

Genellikle başarılı olan insanların, çocukluklarında sağlıklı, aile ilişkileri içinde oldukları görülmüştür.Mutlu, sevecen, çatışma ve bunalımdan uzak, yapıcı bireylerin yetişmesi sağlıklı ve dengeli ailelerde başarılı ilişkilerle sağlanabilir. (Yavuzer, 1999:141).

 

Doğan Cüceloğlu; aile ihtiyacını “değerli olma duygusu, güven ortamı, yakınlık ve dayanışma duygusu, sorumluluk duygusu, zorluklarla mücadele etmek suretiyle zorlukların üstesinden gelmeyi öğrenme, mutluluk ve kendini gerçekleştirme ortamı ve manevi yaşamın temellerini oluşturma şeklinde” (1997:91) yedi başlık altında toplamış ve ruhen sağlıklı veya sağlıksız bireylerin yetişmesinde aile içi iletişinin ön planda olduğunu  (2002:48) söylemiştir.

 

Yüz yüze ve kulak kulağa iletişimin ve işbirliğinin olduğu birincil gruplar (Çevik,1996:78), bireyin sosyal nitelik ve ideallerinin şekillenmelerinde önemli rol oynarlar.Bu temel kabule göre aileyi evrensel bir birincil grup kabul etmek mümkün. Ailenin, çocuğun sosyalleşmesinde en önemli ve etkili görevi üstlenmiş olan bir sosyal grup olduğu temel kabulünden hareket edildiğinde, ailenin, her hangi bir sebeple bütünlüğünde bozulma ya da aile içi etkileşimin yeterli olmaması halinde sosyalleşme sürecinin önemli ölçüde zarar göreceği ve sonuçta yetersiz hatta bazen çok daha onarılması güç problemlere yol açabilecek olan hatalı sosyalleşmelere sebep olabileceği bilinmektedir. (Uluğtekin, 1991: 34-35)

 

Sosyalizasyonda yaşanılan bu eksiklik ve yanlışlıklar bazen hem aileye hem de topluma oldukça büyük maliyetler açabilir. Çocukların suça itilmesi buna sadece bir örnek teşkil eder.

 

Çocukları suça iten etkenleri aile açısından şu başlıklar altında toplamak mümkündür :

 

1 Sağlıksız Aile İçi İlişkiler

 

Aile içi ilişkilerin zayıflaması, aile içindeki bireylerin birbirlerine karşı sorumluluk duygularında, ilgi ve şefkatlerinde azalma olduğu sürece kişi, dışarıya ve kendi özel ilgilerine yönelecektir.Özellikle de bu sağlıksız ortam, çocukluk yıllarına denk gelirse, çocuğu suça iten önemli bir etken olarak ortaya çıkar.Ailedeki bu istenmeyen durum, olumsuz çevre şartlarıyla da birleşince sapmış veya suçlu davranış ortaya çıkabilir  (İçli, 1999:236)

 

Aile bireyleri arasında sağlıklı ilişkilerin olmaması, çocuk büyüdüğü zaman anne babasının rolünü oynamaya devam edeceğinden, çocuğun ileride hayata uymasında önemli engeller çıkaran son derece sakıncalı bir mirastır demek mümkün. Bazen bu durum daha ileri boyutlara ulaşarak, çocukta güvensizlik, gerginlik ve dünyayı tehlikeli bir yer olarak görme (Atav, 1991:7) kendini emin ve rahat hissetmemeye, dolayısı ile kimliğini bulamamaya kadar uzanabilir.

 

Aile içi ilişkilerin temelini anne ve babanın birbirine karşı tutumu belirler. Gergin ve sürtüşmeli karı – koca ilişkisi çocuklar için güvensiz ve tedirgin bir ortam yaratır. Anne ve babanın birbirlerini kötülemeleri çocukları yaralar.Çocuklar bazen bu kavgaların sebebi olarak kendilerini görürler, bazen da anne babaları ayrılınca ne olacakları kaygısına kapılırlar.  (İmamoğlu,1991:236-240)Bu durum çocukları hırçın ve yaramaz yapar.

 

2 Parçalanmış aile

 

Ölüm, boşanma, geçici ve sürekli ayrılıklar sebebiyle bilinen aile şeklinden farklılaşmış aileler, parçalanmış aile olarak adlandırılır. Ailenin parçalanmış olması suçlulukta önemli bir faktördür (Soyaslan, 1998: 82). Ailenin parçalanması ile aile içinde otorite boşluğu oluşmakta  (Erbasan, 1991: 35), ailenin çocuk üzerindeki kontrolü ya çok azalmakta yada çok artmaktadır.

 

Genellikle çocuklar ölüm ve geçici ayrılıkları daha az sarsıntıyla atlatmakta, ancak boşanmaya daha büyük tepkiler göstermektedirler. Psikolojik açıdan bu ve benzer problemler yaşamalarına sebep olan anormallikler yaşarlar.

 

Özellikle boşanmalar sonrasında çocuk hangi tarafta kalırsa kalsın, diğer tarafı özlemekte, onun yokluğunu hissetmekte, kendisini güvensiz ve sevgisiz hissetmektedir. Bu dönemlerde çocuklara ebeveynler de fazla yardımcı olamamaktadır. Çünkü onlar da yeni bir düzene uymanın güçlükleriyle başa çıkabilme yolları aramaktadırlar. Boşanmadan sonraki ilk yıl içinde ebeveyn çocuğundan uygun isteklerde bulunamamakta, çocuğa tutarlı disiplin uygulayamamakta, sağlıklı iletişim kuramamakta, yeterli sevgi gösterememektedir.  (Erkan, 1989:1-3)

 

Hükümlü çocukların aile yapılarını ortaya koyan araştırma sonuçlarına göre %38.89’unun parçalanmış ailelerden geldikleri belirlenmiştir Bu araştırmaya göre, parçalanmaların %68.58’i ölüm,%31.42’si de terk ve boşanma sebebiyle meydana gelmiştir.

 

3 Ailede Suçlu Kişilerin Varlığı

 

Çocuk özellikle hayatının ilk yıllarında taklit ve model almayı tercih ettiği için, çocukların suça itilmesinde, ailede suç işlemiş kişilerin veya suça meyilli bireylerin bulunması, çocuğun suça itilmesinde oldukça etkilidir.Suçluluk, ailede öğrenme yoluyla bir kuşaktan diğerine kültürün herhangi bir unsurunun geçirilmesi gibi geçirilmektedir. (İçli,1992:31) Aslında bir durum genlerden daha çok öğrenme ile açıklanabilir.

 

Anne, baba, çocuk ilişkilerini, anne ya da babanın suç işlemesi iki şekilde etkiler. Bunlardan suç işleyen anne yada baba ceza evine gittiği için ailenin fiili olarak parçalanmasıdır. İkincisi da anne baba ailede model olduğundan, anne babanın suç işlemesi çocuğun da suça itilmesinde etken olur. Araştırma sonuçlarına bakıldığında, ailede ana babanın veya sadece birisinin suçluluğu ile çocuğun suç işlenmesi arasında anlamlı sonuçlar çıkmaktadır. (Uluğtekin,1991:43)

 

Ailelerinde suç işlemiş şahıslar bulunan çocuklar için hayat, daha güç. Sadece suçu işlemek, etiketlenmek bu çocukların suç işlemesinde etkili değil, aynı zamanda, evin geçiminden, kardeşlerinin sorumluluğundan mesul olmaları ve toplumun diğer kesimleri tarafından hor görülüp dışlanmaları da suça giden bu süreci hızlandırmaktadır.

 

4 Aile İçi Şiddet

 

Aile içinde şiddet meydana geldiğinde, çocuklar maruz kalsa veya tanık olsalar dahi, bu travmayı yetişkinlerden çok daha uzun sürede atlatabilmekte, etkilenmektedirler. Şiddet yaşayan ailelerde, şiddet uygulayan tarafın ailelerinde de şiddet uygulanmış olduğunu gösteren çok sayıda bulgu vardır. Buradan hareketle şiddetin öğrenilmiş bir davranış olduğu kabul edilir. Ancak ailesinde her şiddet gören kişinin, şiddet göstereceğini söylemek mümkün değildir. Ancak bu eğilimin fazla olduğu ve şiddet davranışının ortaya çıkma eğiliminin yüksek olduğunun söylemek mümkündür.

 

Üzerinde araştırma yapılan hükümlü gençlerin %78’i aile içi anlaşmazlık ve şiddetin söz konusu olduğunun söylemiştir. (Arıkan, 1995; 287) Çocuğun ruh ve beden sağlığını tehdit eden, şiddeti öğrenmesi ve uygulamasına zemin hazırlayan problemlerin başında anne baba tarafından ihmal edilmeleri ve şiddete uğramaları gelmektedir. (Arıkan, 1988: 7). Şiddetin çok olduğu bir aile ortamında yaşamaları onları kısır döngü içine sokmaktadır.

 

Buraya kadar anlatmış olduklarımızdan, çocuğu suça iten tek etkeni aile kabul ettiğimiz şeklinde yanlış bir yorum çıkarılmamalıdır. Tabiiki çocuğu suça iten pek çok sebep vardır. Ancak bunlardan sadece ailenin çocuğun suça itilmesindeki rolü en genel hatları ile ele alınmaya çalışılmıştır.

 

Buna göre aile, birey ve toplum açısından önemi sebebiyle her toplumda sürekli analiz edilen ve önemli veriler veren bir kurum olmuştur. Aile toplumu üyeleri kanalıyla etkileyip şekillendirmektedir. Dolayısıyla sosyal düzen ya da düzensizliğin kaynağı olarak kabul edilegelmiştir.

 

Özellikle hayatın ilk yıllarında düşünüş, duygu, sosyal kurum, kural, kıymet hükümleri ve tavırların esasları çocuk tarafından aile aracılığı ile benimsenir. Bu ilk yılların tecrübeleri, şahsın ilerdeki hayatında sürekli ve inatçı bir etki yapar. O halde, ailede anti sosyal adet ve kıymet hükümleri sürekli mevcut ise ya da aile içi ve yakın çevrede kavgalar, çekişmeler ve huzursuzluklar sebebiyle istenmeyen bir ortamda büyümek zorunda kalan çocukların, anti sosyal adet ve tavırları öğrenmesi, genel huzursuzluk sebebiyle da bazı davranış bozukluklarına ve hatalara düşmesi de kaçınılmazdır.

 

O halde suçlu doğan çocuk yoktur, çocuğun hamurunu yoğurup şekillendirirken suç potansiyelini kendisine yükleyen ajanlar vardır. .Bu ajanlar içinde en önemli rol de aileye düşmektedir demek mümkün olmalı. Buna göre sağlıklı aile, sağlıklı çocuk demek olacağından, öncelikli hedef, ailenin sağlam ve sağlıklı hale getirilmesi olmalı

 

KadinveKadin

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber