Bu haber kez okundu.

ÇOCUĞUNA BAĞIRDIĞINDA PİŞMAN OLAN ANNE-BABA!



Ben sesim duyulmadığında bağırırdım ve kimse beni anlamadığında da. Söylediğim şey yapılmadığında bağırmak gelirdi içimden ve elli kere tekrar etmek zorunda kaldığımda da. Kızgınken bağırmak isterdim ve üzgün olduğumda da. Kavgada bağırırdım ve gergin olduğumda da.

Bağırdığım zaman duyarlar sanırdım sesimi, ne dediğimi, ne hissettiğimi. Bağırdığım zaman görünür olurdum karşımdakinin gözüne sanki. Ne de olsa bağırılmaktı çoğumuzun büyüme şekli. Bilmem kaç nesil bağırmıştı bir sonraki nesle. Elimizde olmayan sebeplerden, aniden biz de bağıracaktık haliyle. Zinciri kırmazsak eğer, bu böyle gidecekti elbet. Ta ki bir gün bir çocuk size ‘korkuyorum senden’ diyerek bakana kadar çaresizce. ‘Evim sensin, senden başka gidecek yerim yok ve ben, sana gelmeye korkuyorum.’

Öfke kontrolümün olmadığını bildiğimden, çok kafa yormuştum yıllarca ben. Anne olunca bağırmayacaktım çocuğuma. Hazırlandım. Hazırlıklıydım. Öyle sandım. Yine de sesim yükseldi çok yorgun olduğum birkaç defasında.

Hiç unutmuyorum 10 aylıktı kızım, yemek yiyordu. Ben de şarkılar söyleyerek mutfağı topluyordum birden içli içli ağlamaya başladığında. Kucakladım hemen, bastım bağrıma. Bir sağlık sorunu yoktu ya da fiziksel acısı. Anladım ki bir üzüntüsü var. Göğsüme bastırdım hafifçe, anlamaya, dinlemeye çalışarak derdini.

‘Neden ağladığını bilmiyorum ve şu an sana yardım edemiyorum güzel kızım. Ama buradayım, yanındayım, istediğin kadar ağlayabilirsin. Seni dinliyorum.’ dedim ona sarılarak. Düşünerek bekledim. Sonra anladım ki şarkı söylerken ona bağırdığımı zannetmişti. Daha küçükken ne olduğunu anlamadığı için veremediği tepkiyi, bana şimdi vermişti.

‘Ben şarkı söylüyordum sana. Şarkıda ‘Aa aaah’ dediğimde sana bağırdığımı mı zannettin?’ diye sordum gözlerinin içine bakarak. Daha da şiddetli ağlamaya başlamadan önce duraksadı ve bana öyle bir baktı ki ‘evet’ dercesine… Gördüm gözlerinde saklanmış korkuyu. İçimi yakan, bana kendi çocukluğumu hatırlatan, beni utandıran… Korkuyu.

‘Ah kızım! Bebeğim, özür dilerim senden. Ben bu konuda gerçekten çok çabalıyorum. Ama bazen yorgun olduğumda kontrolü kaybediyorum. Bundan önce iki defa sesimi yükselttim sana ben. Senin ne kadar korkmuş olduğunu şimdi anlıyorum. Bana nasıl hissettiğini anlattığın için çok teşekkür ederim. Yanındayım bebeğim, seni dinliyorum. Birazdan geçecek, sakinleşeceksin…Özür dilerim.’ diye kaç kere fısıldadım bilmiyorum kulağına. 1 saati geçti, iç çekmeleri eşliğinde kaldık öylece koyun koyuna.
Nihayet sakinleştiğinde gözlerinin içine bakarak özür diledim. Yeniden…

‘Elimden geleni yapacağım ama yine olursa… Bir daha sana bağırdığım anda beni durdurmanı istiyorum. ‘Bana bağırdın!’ demeni, ‘Bana bağırmanı istemiyorum!!’ demeni istiyorum.’ 

17 aylıktı, söyledi. Her seferinde bana söyledi.

Diledim. Özür diledim. Sakinleşmek için derin nefesler aldım sayısız, bazen yüksek sesle şarkılar söyledim. Bazen ‘Şu an kendimi kızgın hissediyorum, sakinleşmek için yalnız kalmam gerek.’ deyip yan odaya geçtim. Öfke nedenlerimi bertaraf ettim, yemeğin yere dökülmesine kızıyorsam, yere bir örtü seriverdim. Başka şeyler düşündüm, bazen de elliye kadar saydım, yetmişe, yüze… 

Sustum. Yükselmeye çalışan tüm harfleri teker teker yuttum. Ama hep baştan aldım. Ona baştan anlattım, dürüst oldum. Çabaladım. Çabalıyorum. Bir elin parmaklarını geçmedi henüz kızıma bağırdığım. Geçmesin diye daha çok çabalayacağım.

Anneyim. Annesiniz. Babasınız. Ama hepsinden önce insanım. İnsansınız. Hepimizin çocukluk yaraları var biz fark etmeden dilimize, yükselen sesimize yerleşmiş. Hepimizin istemediğimiz şeyler söylediğimiz ve yaptığımız anlar var. Hepimizin sınırları ve o sınırların zorlandığı zamanlar var. Önemli olan; kendimize ve çocuğumuza/karşımızdakine dürüst olmak. Bizi zorlayan durumların ve nedenlerinin farkına varmak ve bunu paylaşmak.

Durmak. Kısa bir an, sesimiz yükselmeden hemen önce bir nefeslik durmak. Susmak. Baştan almak. Bağırdıysak, özür dilemek… Ona hak etmediği şekilde davrandığımızı, kızdığımız şeyin ‘o’ değil, yaşanan olay/durum olduğunu söyleyebilmek. Ne diyeceksek ondan sonra söylemek. Göreceğiz ki çocuğumuzdan sebep değil sesimizin yükselmesi. Çocukluğumuzdan, yaşadıklarımızdan sebep.

Mükemmel olamayız. Ama çocuklarımıza yaraların nasıl sarıldığını, özür dilemenin, konuşmanın, dürüst olmanın ve hatamızı düzeltmek, tekrarlamamak için çabalamanın nasıl iyileştirebileceğini… Gösterebiliriz.

Sevgiyle kalın.

(Yazıda kullandığım fotoğraf bana aittir. Resmin yazı ile birlikte paylaşılması dışında izinsiz kullanımında yasal yollara başvurulacaktır.)

(Yazının linki:
http://
anneminkitapligi.tumblr.com/post/91391711467/cocuguna-bagirdiginda-pisman-olan-anne-baba-bu )

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber